1. yılın sonunda

Zaman ne kadar da çabuk geçiyor diye tekrar etmek gereksiz. Zaman elbette geçiyor, çabuk geçmesi içinde bulunduğumuz durumdan aldığımız keyifle doğrudan ilgili.Bazan saatler geçmek bilmez bazan da yıllar sanki dakikalar gibi hızla akar, gider.

Asıl söylemek istediğim insanın keyif aldığı bir işle uğraşmasının zamanının hoş ve çabuk geçmesine de büyük katkıda bulunması.

Endonezya’da yaşamaya başladığımızda, ilk günler yeni bir yerde hayat kurmanın getirdiği zorluklarla kolay geçmiyordu; yaz kış aksam 6’da kararan hava ile günler erken bitse de uzun geliyordu. Her gün geri dönmeyi diliyordum neredeyse! ama o da kolay değildi.

Zamanla düzenimizi kurduk, çocuklar okullarını sevdi, hayatın içine girmeye başladık.

Daha doğrusu ülkeyi görmeye, izlemeye başladık. O andan itibaren içimde bir yerlerde saklanmış bulunan gazetecilik tohumları yeşermeye başladı. İlla burdan haber vermeliydim.

Her ne kadar Üniversitede gazetecilik okumuş, yıllarca basın bürosunda çalışmış, ayrıca çalıştığım devlet dairesinde süreli bir yayın organı çıkarılmasına katkıda bulunmuş olsam da içimdeki “gazetecilik sevdasını” söndürememiştim demek ki! Aslında özellikle bugünlerde ülkemizdeki gazetecilerin durumu, basın özgürlüğü düşünüldüğünde heves edecek yanı kalmadı gazeteciliğin ama biliyoruz ki gazetecilik ve gazeteciler demokrasiler için vazgeçilmezdir! Bugünlerde geçecektir…

Yazdığım blog bana yetmemişti, o arayışla bulduğum Açık Gazete bana kapısını açtı ve gönderdiğim haberleri yayınlamaya başladı. Sonra da arkası geldi.
Onlar yayınladıkça ben mutlu oluyordum, buradaki zamanım daha eğlenceli ve verimli geçiyordu; bu tropikal, börtüsü böceği, yağmuru bol ülkede. İlginç bulduğum haberleri paylaşmayı seviyordum. Bilmiyordum aslında, okuyan var mı! Bana geldiği kadar ilginç geliyor mu! Endonezya birilerinin umurunda mı! Acık Gazete okuyucusu memnun mu bu durumdan!

Ama yazmaya devam ettim, beni burada en çok mutlu eden uğraşın bu olduğunu farkettim.

Anladım ki insanı mutlu eden iş her zaman maddi olarak karşılık aldığı iş değil!

Bazan bir okurdan gelen bir geri bildirim gülümsetiyor, mutlu ediyor, bazan da tam tersi olabiliyor. O arada Sayın Mahmut Şenol’un Kanada’dan seslenip, “iyi gidiyorsun, devam et”demesi de cesaretimi artırdı, sağolsun.

Geçenlerde bir kitap okudum, hayatım henüz değişmedi ama hayatı değiştirebilecek bir kitap bence. İngilizce adı “Element”, Türkçeye “Öz” olarak çevrilmiş, yazarı Ken Robinson. Kitabı, bir anne olarak çocuklarıma katkısı olur diye okumaya başladım ama daha çok benim, kendimi anlamamı sağladı.İnsanın gerçekten sevdiği ve yeteneklerini kullanabileceği bir şeylerle uğraşmasının hayat kalitesini nasıl etkilediğini anlatıyordu.Bunun yanında klasik eğitim sisteminin çocuklarımızın bazı yeteneklerini nasıl körleştirebileceğini de! Sözgelimi, hiperaktif gibi basmakalıplara sokulan çocuklara okullarda nasıl büyük haksızlık yapıldığını, aslında tamamen farklı ilgi alanları olmasından dolayı farkli davranışlar içinde olabileceklerini ve bunun gibi bir çok şey. Mutlaka okunmalı diye düşünüyorum.

Ben bu kitabı okuduktan sonra “elementimi” bulduğumu anladım. Aslında doğru mesleğe yönelmiş ama hayat koşularından dolayı gerçekten sevdiğim işi yapamamıştım. Ne yazıkki bir çok kişi benzer durumda. Yalnızca; güvenli, sabit aylık gelir diye sevmediği bir ofiste, zevk almadığı bir iş yaparak yıllarını harcayabiliyor. Halbuki vaktimizin ne kadar önemli bir kısmı iş yerinde geçiyor ve telafi edemiyoruz bu geçen zamanı.

Aynı yukarıda bahsettiğim kitapta verilen mesaj gibi hiç birşey için geç değildir diyorum. Bu yaptığımı anlamsız bulanlardan, küçümseyenlerden güç alarak, içimde bu istek olduğu ve koşullar elverdiği sürece yazmak, izlenimlerimi paylaşmak hedefim. Bazı şanslı kişiler elementlerini çoktan bulmuş ve sevdikleri işleri yapıyor olabilirler, bulamamış olanlara şiddetle aramalarını tavsiye ediyorum. Çünkü bir yerde bekliyor keşfedilmeyi…

Aşağıda 1 yıl önce yazdığım ilk haberin linkini tekrar paylaşıyorum. Kadına şiddetin ele alınacağı bu 14 Şubat’ta kadına haksızlığı anlatan bir haber. Değişen bir şey yok o günden bu güne ama en azından gayret var, destek var. Sevgiyle kalın..

https://acikgazete.com/sizden/2013/02/10/endonezya-da-kadin-haklari.htm?aid=50230

AÇIK GAZETE: Biz sanal gazeteyiz deyü pastalarımız da sanal sanılmasın… Yaşadığı ülkenin nabzını başarıyla tutan yazarımız Gülseren dostumuzla ilk karşılaştığımızda en sevdiği pasta hazır olacak…

767360cookie-check1. yılın sonunda

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 + seventeen =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.