10 Kasım

1980 öncesiydi… O zamanki adıyla Ankara AİTİA Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nda öğrenci olaylarından dolayı cümbür cemaat Bahçelievler Karakolu’na götürülmüştük. Polis kimlik tesbiti yapıyordu: Adın, soyadın, adresin… Sorulardan biri de: “Sağcı mısın, solcu mu?”

Sıra bana geldiğinde hinliğim tuttu yine… Yanıtlarımla aynasıza kırk dereden su getirtiyorum. Karakoldaşlarım da bıyık altından gülüyorlar. Polis sonuncu sorusunu sordu:

– Sağcı mısın solcu mu?
– Atatürkçüyüm!

Daktilonun başından ağır ağır kalktı. Her ne kadar Amerikan Çarşısı’ndan alınsa da kapşonuna kadar anti-Amerikancı parkamın yakasına yapıştı.

– Ulan ben sana sağcı mısın solcu musun diye soruyorum!

Israr da kusur etmiyorum…

– Atatürkçüyüm!

– Peki ulan söyle o zaman Atatürk sağcı mı solcu mu?

***

Sonra 1980’in 12 Eylül’üyle karanlık günler geldi. Cunta her yaptığı eyleme “Atatürk” etiketi yapıştırdı. Atatürk, politikacılar için oy potansiyeli oldu. Hani görkemli bir baraja Atatürk adını koymalarını anlıyoruz da yıllardır kullanılan “İstanbul Yeşilköy Havalimanı” adının “Atatürk” diye değiştirildiği günler yaşandı. Kendisini “Kemalist” diye tanımlayan bir dostum o karanlık günlerde askerliğini yaptı. Askerde “Çorbanın içinden bile ‘Atatürk’ çıkacak sanmaya başladım’ dedirtecek kadar anlamsız, şizofrenik bir propaganda ve ajitasyona tutulduklarını söylemişti.

Atatürk, yeni Türkiye Cumhuriyeti’ne yeni bir ekonomik model keşfetmedi. Kapitalist sistemde, özel sektörü palazlandıracak devlet sektörü ağırlıklı karma ekonomik modeli benimsetti.

Savaştan yeni çıkmış yoksul halkın dişinden tırnağından artırdıklarıyla Sümerbanklar, Etibanklar, Ereğli Demirçelikler kuruldu… 60 yıl sonra karma sektör karşıtı politikacılar o yoksul günlerin birikimlerini satarak Doğu’daki adı konulmamış savaşa kaynak yaratmaya çalıştılar… Oysa Atatürk asker kökenli olmasına karşın “Yurtta sulh, cuhanda sulh” dememiş miydi?

Atatürk konusunda herkes kendince birşeyler yorumladı. Özellikle 12 Eylül sonrasında yaratılan kavram enflasyonunda genç kuşaklar Atatürk’ü tanıyamadı…

Yıllar önce Emre Kongar önermişti sanırım. Atatürk’ü resmi tarihten bağımsız olarak araştırılıp sunulmasını… Atatürkolog ve Atatürkçülük farklı kavramlardır. Atatürkolog araştırmasında politik kaygılardan arınmış bir şekilde bilimsel değeri gözeten Atatürk araştırmacısıdır… Atatürk ancak bu şekilde politikacılar ve cuntacılar tarafından kötüye kullanılmaktan kurtarılabilir, kavram kargaşası ortadan kaldırılabilir…

Atatürk ile ilgili övgü ve sövgülere hiç önem vermiyorum. Hele İlhan Selçuk gibi Atatürk’ü sağa kaptırmamak için yıllardır aynı makamda yazanlara sağ yanağımı büzerek gülümsüyorum. Atatürkologların araştırmaları Atatürk’ü gerçek tarihimizdeki gerçek yerine oturtacaktır. Atatürk’e gerçek saygı, O’nu gelecek kuşaklara, günahıyla, sevabıyla doğru olarak aktarmaktır. Yoksa devlet bütçesiyle resmi tarihe uygun Atatürk senaryolarının filme alınması ya da her sokağa heykelinin dikilmesi saygı anlamına gelmez…


***

Babam kendisince Atatürkçü’ydü… Her akşam içtiği ufak rakıyı 9 kasım günü 70’liğe çıkarırdı.

– Yarın 10 Kasım…

Yarıntası gün de sokakta içki yasağı var ama evdeki ufaklık yine 70’lik olurdu.

– Bugün 10 Kasım…

Ertesi gün yine 70’lik açılırdı…

– Dün 10 Kasım’dı…

Biz sobanın yanında kedi misali uzanmış ertesi günün ev ödevleriyle uğraşırken o kendince Atatürk’ü anar ve dili döndüğünce de bize anlatırdı…İçtendi, çıkarsızdı velhasılı timsah gözyaşları yoktu…

_______________

* Bu yazı 12 Kasım 2005’de Londra Magazin’de yayınlanmıştı


 

AÇIK GAZETE’DEN YORUM GÖNDEREN OKURLARA: Değerli okurlarımız, Açık Gazete’ye gönderilen bütün  yorumlar için Açık Gazete olarak teşekkür ederiz. Yorumlar okurlarımızın habere katıldığının göstergesi, bir anlamda bizim övüncümüz. Son iki yılda hakaret içerdiği ya da başka web sitelerinin reklamını yapmayı amaçladığı için bilinçli olarak aktif edilmeyen yorum sayısı sanırız 10’u geçmedi. Bu da okurlarımızın bilinç düzeyinin yüksekliğini gösteriyor. Ne yazık ki sitenin yazılımında bilinmeyen bir hatadan dolayı bazı yorumlar haberin altına eklenemiyor. Yorumu habere eklenmediği için şikayeti olan okurlarımızdan özür diliyoruz. Biz hakaret ve reklam içermeyen bütün düşüncelere  saygılıyız. Okurlarımızdan yorumlarını çok kısa yazmalarını, eğer habere eklenmemişse tekrar göndermelerini rica ediyoruz.

1082590cookie-check10 Kasım
Önceki haberİNGİLTERE’DEN… Parlamentoyu yakma girişimi kutlaması
Sonraki haberİyi ki varsın internet…
Faruk Eskioğlu, (1958, Akşehir) gazeteci ve yazar. 1985'ten bu yana yaşadığı Londra'dan Türkiye'deki ulusal medyaya yönelik muhabirlik, temsilcilik yaptı. Londra'da yayınlanan Türkçe toplum gazetelerinde çalıştı ve bazı gazetelerin kuruluşunda yer aldı. Halen sosyolojik değeri olan haber ve araştırmalara ağırlık veren yazar, halen 2004'te kurduğu Açık Gazete'yi (acikgazete.com) yönetiyor ve köşe yazarlığını sürdürüyor.Eskioğlu, 13'üncü yüzyılın sonunda Horasan'dan Akşehir Maruf köyüne yerleşerek tekke kuran Hasan Paşa soyundan geliyor. Hasan Paşa'nın oğlu Şeyh Hacı İbrahim Veli Sultan'ın "Mülk Allahındır" felsefesiyle Anadolu'da bir ilk sayılan kendine adına kurduğu yoksullara yardım vakfı ise halen faaliyettetir.Eskioğlu, ilk ve orta öğrenimini Akşehir'de tamamladıktan sonra 1979’da AİTİA Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nu bitirdi. 1984’te Gazi Üniversitesi Ekonomi Fakültesi’nde "master" yaptı. THA’da gazeteciliğe başladı. Aralık 1985’te kendi deyimiyle "siyasi sürgün" olarak geldiği Londra’da ilk 2 yıl baba mesleği kasaplık yaptı. İngilizce öğrendikten sonra medya okudu. Uzun yıllar Nokta dergisi İngiltere Temsilciliği, Hürriyet Londra bürosunda habercilik yaptı. Gazeteciliğin yanısıra 1986-98 arasında grafiker tasarımcı olarak çalıştı. Ayrıca pek çok siyasi afiş ve logo tasarladı.1998’de Türkiye’ye döndü. Hürriyet Gazetesi Ekonomi Servisi’nde haberci ve star.com.tr’de ekonomi editörü olarak görev yaptı. “Basında etik ve toplam kalite yönetimi” üzerine araştırmalar yaptı, bu konudaki konferans ve panellere katıldı.Türkiye’deki 2001 ekonomi krizinde Londra’ya dönerek grafiker tasarımcılık ve gazeteciliği sürdürdü. Toplum gazetelerinden Olay’da genel yayın yönetmenliği yaptı. Londra’da ilk Türkçe internet gazetesini çıkardı ve toplum gazetelerine ilk ajans hizmeti sundu. 2004’te dünya haberleri veren acikgazete.com’u kurdu. İki ayrı toplum gazetesini yayına hazırladı. Türkiye’deki bazı tv kanallarına haber geçti, uzun süre Akşam Londra Temsilciliği’ni üstlendi.Londra'da 2004’te "İçimizden Birisi: Vanunu" başlıklı bir kısa film çekti. Londra'daki toplumu anlatması açısından bir ilk sayılan "Aşkolsun! Adı Aşkolsun" başlıklı belgesel romanı 2007’de Türkiye’de yayımlandı. Türkiye'den 150 ve Kıbrıs'tan 100 yıllık İngiltere'ye göçün anlatıldığı 3 ciltlik "Londra'da Bizim'Kiler" başlıklı araştırması 2019 sonunda çıktı. Eskioğlu’nun Su ve Defne (2004) adlı ikiz kızları bulunuyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

19 + 4 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.