23 Nisan – Laz ZAZ

SEDAT YILDIRIM SARICI – “Bugün 23 Nisan / Hep neşeyle doluyor insan.” 24 saat sonra.

“ Artık 24 Nisan / Dehşete kapılıyor insan.”

İşte o gün bugün, 24 Nisan olacak. Fransa kaderine zar atacak. Yol ayrımında cumhuriyetle faşizm arasında seçim yapacak.

Anıt Kabir’in ve meclisimizin en görkemli noktalarına nakşedilen ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ sözünün özünü kuramsallaştıran Jean-Jacques Rousseau’nun yurdu, var edip olgunlaştırdığı cumhuriyeti bugün faşizme emanet edebilir.

Rousseau (1712 – 1778), Atatürk’le birlikte Marks, Engels, Hegel, Goethe, Nietzsche, Kant, Bolívar, Strauss ve Tolstoy gibi nice düşünür, lider ve sanatçının rehberi veya esin kaynağıydı. Yazdığı “Toplum Sözleşmesi” eseriyle cumhuriyet fikrini olgunlaştırarak bütün dünya halklarına boyunduruktan kurtuluşu armağan etmişti.

Yabancımız da değil. Babası Isaac Rousseau, 1705’te geldiği İstanbul’da 6 yıl kalıp, Topkapı Sarayı’nda saatler yapmış, saat tamirciliğiyle uğraşmış. Filozof, besteci ve yazar Jean-Jacques Rousseau, büyükelçiliklerin arşivlerinden yararlanarak yazdığı “Müslümanlar, Osmanlı ve İran Üzerine” başlıklı makalede Osmanlı kadını için ‘Hayret verici şekilde modern’ ifadelerini kullanmış.

Marine Le Pen ise, “Hayret verici şekilde ilkel” babasının göçmen düşmanlığı üzerine faşistçe söylemlerinin mirasını geçim ve seçim nafakası olarak kullanarak, 24 Nisan’da son tura kalan iki adaydan biri olarak oylanacak. Sayesinde Fransız ulusunun temel ilkeleri “Liberté, Egalité, Fraternité” (Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlikmodası geçmiş, tacize uğramış bir emel olarak rafa kaldırılabilir.  

Marine Le Pen

Le Pen kazanırsa, anayasa mahkemesinin yetkilerini sınırlamayı planlıyor. Referanduma sunacağı yasayla anayasa mahkemesi sınırlanırsa, mahkeme artık halkoylamalarının sonuçlarını sorgulayamayacak. Fransa sapağındaki tabelada şunlar yazılacak; “Egemenlik kayıtsız, şartsız keyfidir”.

Çünkü hepimiz biliyoruz ki kamuoyu veya halkoylaması (referandum) yapılıp bozulabilen, ayar çekilebilen, rotası kaydırılabilen, kotalarla sınırlandırılabilen, kurgulanabilen, biçimlendirilebilen, yönlendirilebilen süreçlerdir. Değiştirilebilir, vazgeçilebilir, yok sayılabilirler. Hokkabazlıklara açıktır. %91,4 oranında kabul görmesine karşın, 12 Eylül 1982 anayasası defalarca ve neredeyse bütün maddeleri değişmiş bir anayasadır. Cümle alem acemi ve çapsız devlet adamlarının elinde olduğundan çağımız erken pişmanlıklar çağıdır.

Ulusal demek ussal demek değildir. Ruhsal savrulmalar, ussal (akli) tutarlılığın kadrini bilemez. Bireyler gibi uluslar da şuurunu yitirebilir. Hitap yeteneği yerinde bir hatip, “ameliyat masası” eksikliğinden dolayı can kayıpları yaşanan bir ülkede halkoylaması sonrası “pinpon masası” aldırabilir.

Rıza imalatı, medyanın kontrol altına alındığı ülkelerde kolaydır. Satın alınabilir akademisyenler de rol alınca, rıza imalatı arıza imalatına evrilir. “Geri bırakılmış ülke” etiketi artık ceket yakalarında “geri kalmakta ısrar eden ülke” rozeti olur. Pinpon masasında ameliyat ne kadar olabilirse, işte o kadar kurtuluş ümidi taşırız.

LAZ ZAZ

Bugün 23 Nisan. 24 saat sonra neyi oylacaklarsa oylasınlar. Karanlığa boğulmadan biraz içimizi aydınlatalım. Ne demiş Laz türküsü “oy kemençeci dayu / soktun gözüme yayu / çör ettin cözlerumu / göremedum dünyayu / oynayun kiz oynayun / durmanun  ne kâru var / ha bu köyün uşağunun / acayip bekâru var.”

Üniversitede turizm üzerine okurken Ahmet Salih Uz adlı candan bir arkadaşımız vardı. 40 yıl sonra bizleri bir WhatsApp grubuyla buluşturdu. Buluşma sayesinde, aha bu Laz türküsünden etkilenip Fransa’da oynayıp, şarkı söyleyen bir kızla tanıştık.

ZAZ

Fransız kızın adı ZAZ. Şarkısında diyor ki “adab-ı muaşeretten tekaüt / ellerimle yer, bağırarak konuşurum / fesatlardan yoruldum, riyakarlardan kurtuldum / paran pulun senin olsun / son nefesimde kalbimde bir el olsun.” Anglo-Saxon kültürün egemenliğiyle sahtekarlar şürekası (Baharat Bacılar) “Spice Girls” ve çeşitlemelerinden dünyayı kurtarsa kurtarsa ancak kalpten bir Fransız kız kurtarabilirdi. Öyle de oldu. Kız candan ve harbi müzisyen.

https://www.youtube.com/watch?v=qIMGuSZbmFI

Ahmet arkadaşım, edebiyat aşkını seslendirdiği şiirlerle paylaşıma açan, pınarlarımızın, nehirlerimizin, bağ bahçemizin zehirlenmesinden emekçilerin sömürülmesine ülke dertleriyle hemhal olmayı kutsi bir vazifeye çevirmiş müthiş bir insandır.

Bir de eşsiz bir eşi var. Aynı üniversiteden sınıf arkadaşımız Vahide. Sahilde bulduğu ceviz büyüklüğündeki çakıl taşlarını kalemiyle, fırçasıyla tabloya çevirip sergiler açan, on parmağında on hünerle ışıldayan bir pırlanta.

Öylesine can ciğer efsanevi bir müttefiklik ki Vahide bir böbreğini Ahmet’e verdi. Öğretmenlikten fırsat bulduklarında neredeyse bütün dünyayı dolaşan, yaşam dolu, imrenilecek bir çift. İki de yavruları var. Biri denizaşırı seferlerde koca destroyerlerin kaptanlığını yapan Deniz. Diğeri Londra’da uzman bilgisayar programcısı umudumuz Umut.

Kevin Roosevelt Moore

Keb’ Mo’ – Put a Woman in Charge.

https://www.youtube.com/watch?v=FciQeRGYFlw

İki hafta önce kadar Vahide bizleri siyahi besteci Kevin Roosevelt Moore’un  (Keb’ Mo’) bir şarkısını dinletti. Blues, folk, rock, caz gitarist şarkıcı Moore, 5 Grammy ödülüne de sahip. Şarkısında çok doğru bir şey söylüyor; “erkekler dünyayı berbat etti / kadınları göreve çağırın”.

Ahmet Salih dostumuzun küçük bir itirazı oldu. “Tamam ama hangi kadınlar?” 

Öyle ya Hz Havva’dan Kleopatra’ya, Hürrem Sultan’dan Angela Merkel’e çağını şekillendiren kadınları saymakla bitiremeyiz. Bitmez ama akisleri olduğu gibi aksileri de saymakla bitmez.

Devletin ekonomik yatırımlardan çekilmesi, özelleştirme, serbest piyasanın desteklenmesi, işçi haklarının törpülenmesi, ülkesi içinde sol muhalefet ve uluslararası alanda sosyalist ülkelerle mücadelesiyle Demir Leydi lakablı (Baroness!) Margaret Thatcher, faili meçhul cinayetlerin hesabının tutulamadığı dönemlerin “aktrist”lerinden Tansu Çiller gibi anaçlık ve şefkatten nasiplenememişleri “münferit” kabul etmek saflık olur.

Yani erk (güç, kudret) veya iktidarı elinde tutanların zaaf ve suistimallerini, dönemsel ve bölgesel yönelimleri hesaba katmadan, iyilik ya da kötülükleri cinsiyetle markalamak, kodlamak bizi doğru bir analizden uzaklaştırabilir.  Beraber kurduk, beraber kırdık. “Yemen’e gidene ağlıyor kızlar” ama Yemen’deki bebelerimizin dikili bir taşı bile yok. “Bir çift kundurayla, bir de fesi var”.

Ankara Zafer Anıtı – Kara Fatma

Mezarsız evlatlarımız var ama kurtuluşumuzu Kara Fatma’larımıza borçluyuz.

Kurtuluş Savaşı kahramanları anısına yapılan Ankara Zafer Anıtı’nda yer alan Kara Fatma’mızı dönemin tanığı Ankaralı Ziya Efendi şöyle anlatır: “Kağnının artık gidemediği yerden itibaren top mermisini kendisi taşımaya başlamış. Ayağında çarık, altında Kocatepe’nin kayaları var. Şalvarı, belinde kuşağı, başında yemeni, üzerinde göynek. Kolları sıvalı, yakasının dört düğmesi kapalı – altı düğmesi açık – çünkü tepesinde Ağustos sıcağı, omuzunda Büyük Taarruz’a yetişmesi gereken bir ağır sahra obüs mermisi var.”

AMA, FAKAT VE LAKİN 

Bugün 24 Nisan.

Saat tamircisinin oğlunun yurdunda saat 24:00 olmadan her şey belli olacak. “Kadınları göreve çağırın” diye Marine Le Pen göreve çağrılırsa, cumhuriyet kolyesini oluşturan zincirin halkaları bir bir çözülmeye başlayabilir.

Marine Le Pen ya da babası Jean-Marie Le Pen, 75 yıl önce Mussolini ve Hitler, günümüzün işgalci süper güçlerinin haltları deşifre etmekle bitmez. Yalnız ırkçıların, milliyetçilerin, sağcıların, aşırı sağcıların ellerine koz vermemek gerek.

Yazar, gazeteci, devlet adamı, şair Namık Kemal’den günümüze İngiltere’ye 150 yıllık göçümüzün tarihini inceleyen gazeteci, yazar Faruk Eskioğlu göçün tahribatını en iyi belgeleyen yetkin kalem erbablarımızdandır. 3 ayrı cilt halinde sunduğu 1100 sayfalık “Londra’da Bizim Kiler” çalışmasıyla eşsiz bir arşiv derledi. İşçilikten işverenliğe evrilen serüvende memleketlilerimizin son yıllarda çalışanlarına asgari ücretin yarısını verdiklerini sık sık dillendirir. Demek ki mağduriyetten şipşak mağrurluğa, gaddarlığa terfi olabiliyormuş.

Emperyal güçlerin işgalleri sonrası tarumar olan yurtlar, beceriksiz ve bencil liderlerle yalnız ve çaresiz bırakılmış bölgelerden canlarını kurtarmak isteyenler son yarım asırda akın akın Batı’ya doğru göçtüler. Türkiye, Yunanistan ve Polonya gibi kendisini geçindiremeyen ülkeler biraz da bu göçlerle göçmeye, göçürtülmeye başlandı.

Geçim çilesine bir de göçün sebebiyet verdiği sosyo-kültürel geçimsizlik derdi eklenince doğal gerilimler doğmaya başladı. Deneyimsiz, yeteneksiz, yüzeysel siyasilerin toplumu kucaklayamayan sivri dillleri de eklenince faşizanca fikir ya da kalkışmalar cereyan etmeye başladı. Anti göç tepki Türkiye’de de, Avrupa’da da toplumsal bir gerçektir. Gecikmeden hakikatle yüzleşmeliyiz.

Böyle dönemlerde toplumsal bütünlük ve heyecan yitirebilir. Halk bu durumu sezinleyebilir ama dillendiremeyebilir. Anti göç politikacılara gizlice sempati duyup, seçimlerde beklenmedik bir anda oya boğabilir.

Durumu anlamaya çalışan yazarlar, aydınlar, sanatçılar, sessiz kalmamalı, toplumu yalnız bırakmamalıdır. Birbirimizi azarlamadan, aşağılamadan tartışarak bu anti göç tepkisini dindiremenin yollarını bulmalıyız.

Jean-Jacques Rousseau

İktidarın biricik ablası Alev Alatlı’nın, TRT – “İhmal Edilebilir Nasihatler” programında Jean-Jacques Rousseau okumamız nasihat edilir. İhmal etmedim, iki defa okudum. Rousseau, Toplum Sözleşmesi’nde ne yazmış:

“Devlet kendisini birisine satmışsa, o kişinin sırası geldiğinde devleti satmaması, güçsüzlerden çıkarmaması pek olacak şey değildir. Böyle bir yönetimde her şey er geç parayla satılmaya başlar… Böyle durumlarda çözüm arayalım derken, suçun laikliğe yıkıldığı da oldu, aptalların başa geçirildiği de…”

… Tek adam yönetimlerinde yüksek görevlere çoğu zaman bir takım insan taslakları, düzenbaz, aşağılık kimseler getirilir… Hükümdarın adamları arasında gerçek bir değere rastlamak binde bir rastlanacak bir şeydir… Saraylarda göreve gelen bu kimseler kendi ahmaklıklarını sergilemekten başka bir şey yapmazlar.”

Elin Fransız’ını boş verelim. Şükürler olsun ki yurdum güzide ve mümtaz muhteremlerin elinde.

______________________

* Müzisyen de olan yazarımızın diğer çalışmalarına https://sedatsarici.com/ adresinden ulaşabilirsiniz.

2600660cookie-check23 Nisan – Laz ZAZ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 × five =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.