24 Ocak’ta neler oldu?

Çerkez Ethem güçleri dağıtıldı. (1921)

Zonguldak Ereğli’de bir madende 55 işçi öldü. (1955)

Menderes’in idamı istendi. (1961)

Mahir Çayan’a dedesinden kalan mirasa sıkıyönetim mahkemesi tarafından el konuldu. (1972)

Süleyman Demirel, 24 Ocak kararlarını açıkladı. Turgut Özal kararların yöneticisi olarak duyuruldu. ABD’den gelen bir vali edasında geniş yetkiler ile göreve başladı. Aynı görünümlü bir başkası, yine aynı kurum tarafından yıllar sonra gönderildi. (1980)

Uğur Mumcu öldürüldü. (1993)

12 Eylül ile direkt bir ilişki, 24 Ocak kararları satırlar arasında yer alıyor, çünkü 12 Eylül’ün resmen ayak sesleri Amerika’dan gelen özel yetkili biri tarafından açıklanmıştır. Ekonomik kararlar, Türkiye’nin yeni yol haritasını açıklıyordu. Bu kararların yürürlüğe girmesi içinde askeri bir darbenin olması gerekliydi. Koşulların olgunlaşması ve geniş tabanlı bir destek için, Ocak ayından Eylül ayına kadar ülke kan gölüne dönüştürülecek, yokluklar, kuyruklar, yolsuzluklar ve yaşama hakkı ortadan kaldırılacaktır.

12 Eylül sabahı, her şey bir anda kesilmesi ve bir anda marşlar ile uyanmamız bir tesadüfi sonuç değildi. Aynı saatlerde uzaklarda birileri “bizim çocuklar başardı” nidalarının yükselmesi, kimin eli ile yapıldığını açıkça ilan ediliyordu. Bir anda, her şey Giyotinin bıçağının inmesi gibi kesildi. Ne sokakta eylem oldu, ne de başka yerde, gelmekte olanı bilenler bile, o sabah ne yapacağını bilemez konumdaydı, çünkü bir anda yaşama hakkı sağlanmış gibiydi. Bu göreceli rahatlamanın, işkence hanelerine uğramadığı kısa zamanda anlaşılacaktı. Ülke büyük bir hapishaneye dönüştürülecekti, korku her yere işlenecekti.

Ülkenin en önemli tarihi bir kırılmanın yaşandığı, kısa zaman da anlaşmayacaktı, fakat zaman içinde sonuçları hemen ortaya çıkacaktı. Hiçbir zaman iktidara gelemeyecekler, iktidar koltuklarına alıştı, yeni bir sermeye grubu doğdu. Eğitimden sağlığa her şey çökertildi ve yükselmekte olan bu sermaye grubu denetiminin altına girdi.

12 Eylül’ü takip eden günler içinde halkımız bankaların iflası, bankerlerin yükselmesi ve bir anda yok olmaları ile tanıştı. Sokakta iki sevgilinin el ele dolaşmasını yasaklayan ahlak yasaları yürürlüğe girdi, parklarda bahçelerde el ele dolaşan sevgilileri polisler uyardı. İstiklal Caddesinde Nazi askerleri kıyafetli tiyatro oyuncuları, sokaktan geçenlere kimlik sordu, kimse sen kimsin diye sormayı aklına getirmeden kimliklerini gösterdi! Yastık altında kalan paraları ortaya çıkaracağız diyerek, her türlü yalanı dolanı normalleştiren bir anlayış geliştirildi, bugün dahi bu anlayış devam ediyor!

12 Eylül, asıl hedefi sol olarak gördü, görüntüsel olarak da olsa sağ kesimi de hedefine koydu başlangıçta ama “kendileri içeride düşünceleri iktidarda” görünüme kavuştular. O gün iktidarda olan bakanlar / devlet görevlileri bugünkü hükümet içinde yer almaları tesadüfi değildir. Sol üzerinden panzer geçti, solun yaşaması için bütün ortamlar ve olanaklar yok edildi. Sol, korku ile işkence ile özdeşleştirildi. Ötekileştirildi, ötekileştirilen sadece sol değildi, ulus devlet kavramı içinde olmayanların hepsi ötekileştirildi. Kürt dili yasaklandı, Kürtleri asimile edilmesi gereken hedef olarak ortaya kondu. Alevi inancı yok sayıldı, İslam ve Hanefi mezhebi her kesime yaygınlaştırılması için, din dersi zorunlu hale getirildi, okullar birer asimilasyon merkezi olarak kullanıldı. Toplum tek tipleştirme yeri olarak, okullar seçildi ve ona göre program uygulandı.
Sağlık sektörü iyi para getiren bir alan olarak seçildi ve ilaç firmalarının istekleri yönünde değişim yaşandı. Bu sayede sosyal devlet kavramı ortadan kaldırıldı.

Bazı türküler yasaklandı. Cinsiyet değiştiren sanatçı sahnelere çıkması yasaklandı. Toplumun ahlak anlayışını belirleyenler, bugün yaşanan toplumsal ahlak çöküntüsünü de hazırlamışlardır.

Muhalif olarak görülenler sürgün edildi. Yaşama hakkı elinden alınanlar için gönüllü sürgünden başka çare kalmadı. 30 bine yakın insan değişik ülkelerde yaşamaya başladı. Yol filmi yasaklandı. Yorgun savaşçı filmi yakıldı. Bunların dışında 937 film sakıncalı olduğu gerekçesi ile yasaklandı.

Ruhi Su gibi sanatçılara pasaport verilmedi, tedavisi engellendi. O sayede bir çok muhalif solcu aydın ve sanatçı hayatını kaybetti.

18 devrimci idam edildi. 144 kişi kuşkulu şekilde öldü. 43 kişinin intihar ettiği bildirildi. 16 kişi kaçarken vuruldu. 95 kişi çatışmada öldü. Toplam olarak kaç kişi işkenceden öldü ve sakat kaldı?

Kaç gazeteci tutuklandı, kaç gazete yasaklandı? Kaç kitap toplatıldı, kaçı yakıldı?

12 Eylül süreci devam ediyor, bu rakamlara son 25 yıllık “düşük yoğunluklu savaş” verileri dahil değildir. O verileri de dahil ettiğinizde 12 Eylül toplum üzerinde nasıl bir etki yaptığını rahatlıkla görürsünüz.

Bugün yaşadığımız sorunların temelinde 24 Ocak kararlarının açıklandığı günkü, Amerikan hedeflerinin olduğunu söylemek abartı olmasa gerek! 12 Eylül resmi olarak 24 Ocak kararları ile başlamıştır, fakat ondan öncede başlayan ve devam eden bir süreçtir. Bu sürecin başlangıcını NATO’ya girdiğimiz gün olarak kabul dahi edebiliriz.

30. yılında 12 Eylül protesto etkinlikleri 24 Ocak’ta başlatılması bir anlam ifade eder. O gün bütün ülke çapında yapılacak olan basın duyurularına duyarlı olan bütün kesimlerin katılması önemlidir. Devrimci 78’liler Federasyonu önderliğinde yapılacak olan bu etkinliklere bütün 12 Eylül mağdurlarını çağırıyoruz! Kim nerede olursa olsun, ister yurt içinde, ister yurt dışında 12 Eylül geniş bir kesime anlatılmalı ve 12 Eylül’ü daha iyi algılayabileceğimiz, var olan ve gelen kuşaklara daha iyi anlatacağımız 12 Eylül Müzesi kurmak için yan yana gelelim.

12 Eylül belki bugünkü koşullar içinde mahkeme önünde yargılamacağız, fakat tarih önünde yargılayacağımız yerler arşivlerdir, arşivin sergilendiği alan müzelerdir.

12 Eylül bir gün mutlaka yargılanacaktır!


—————————————
http://cemoezkan.blogcu.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

13 − four =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.