AB yolunda, bir ileri hep geri…

Hiçbir zaman Paris’teki Fransız romantikleri gibi ya da istanbul’da şehrin ve denizin ışıklarında kendini unutan şehir nevrotikleri gibi, içinizden ıslak caddeleri kucaklamak gelmiyor.


Ama ne zaman Türkiye’yi İngiltere’den doğru, yani uzaktan bir yerden ve başka bir açıdan, şöyle bir düşünsem, hep o Sezen Aksu’nun eski şarkısı geçiyor aklımın bir ucundan… Öyle çizgi filmlerdeki gibi, ayın çengeline oturmuş, bacaklarımı aşağı doğru sarkıtıp mı bakıyorum Türkiye’ye? Bunun önemi yok. Peki nasıl görünüyor Türkiye uzaktan?


Mesela, sabah erkenden bilgisayarı açmışsınız. E-mail kutunuzda bütün dünyayı dolaştıktan sonra, size Amerika’dan postalanmış bir mektup var, ‘Türkiye’de Çevirmenler Yargılanıyor’ diye… Başlık İngilizce tabiki, yazı da ingilizce yazılmış. Benimle birlikte ingiltere’de binlerce kişi aynı haberi okuyor, Los Angeles’ta, Arjantin’de, Macaristan’da, Çin’de… Herkes gene hoş olmayan bir şeyle anımsıyor bizi.


Bu belki o kadar herkesin umrunda değil. Ama başbakan, halka seslenirken, vatandaşın birine ‘Bizden de anana selam söyle’ dediğinde, onu da öğreniyor tüm dünya. Herhangi bir ülkenin başbakanının ne dediği, birkaç dakika içinde yeryüzünde olan 6500 farklı dile çevrilmese de, tüm dünyada ortak dil haline gelmiş olan İngilizce’ye çevrilse yeter. Üstelik çevirmenler bunu, ‘Say hello to your mum from us’ yani ‘annene de selamlarımızı ve hürmetlerimizi ilet’ diye çeviremezler. Çevirmenler satır arasını okur, ikinci anlamını düşünür ve gizli anlamı vermek zorundadır. Çünkü çevirmenlik budur.


Bunları niye yazıyorum? Başbakan okusun, dikkatli konuşsun diye! Değil elbette, ama bunun düşüncesi bile hoş. Başbakan’a ‘Güzel Konuşma’ dersleri..


30 Eylül sabahı, Dünya Çevirmenler Günü’nde, tüm ajans ve yayınevleri kutlama mesajları yayınlarken, biz gündeme, bırakın aydınları, yazarları, çevirmenleri de içeri atmaya soyunduğumuz için geliyoruz. Nihayet, bizim de Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği (ÇEVBİR)’imiz oldu ve zavallı çeviri emektarlarının sesi tüm dünyaya duyuldu. Birlik, çevirmenlerin çevirdikleri kitaplardan dolayı yargılanmaması için kampanya başlattı.


ÇEVBİR Başkanı Tuncay Birkan, “Çevirmen kendisine ait bir düşünceyi ifade etmez, yazarın söylediklerine bağlı kalır. Bu nedenle yargılanmamalıdır. ÇEVBİR olarak, işleme veya özgün tüm eser sahiplerinin ifade özgürlüklerinin sınırlanmasına karşıyız” diyor. Bunu durduk yere söylemiyor ebette. Şu anda üç çevirmenin iki editörün ve bir yayıncının çeviri yayınlar nedeniyle ceza alma olasılığı olduğu için söylüyor. Çevbir’in konuyla ilgili internet sitesinde yayınladığı bilgiler şöyle:


‘Elif Şafak’ın İngilizce yazdığı ve Metis Yayınları tarafından yayınlanan Baba and the Bastard /Baba ve Piç adlı romanı için hem yazar, hem de yayıncı Semih Sökmen ile çevirmen Aslı Biçen hakkında soruşturma yürütüldü, yazarın Türkiye’de olması sebebiyle diğerleri hakkında takipsizlik kararı verildi.


Aram Yayınları’ndan Nisan 2005’de çıkan John Tirman’ın Spoils of War: The Human Cost of American Arms Trade/Savaş Ganimetleri adlı eseri dolayısıyla yayınevi sahibi Fatih Taş’ın yanısıra çevirmen Lütfi Taylan Tosun ve Aysel Yıldırım yargılanıyor. Haklarında 2 yıldan 7,5 yıla kadar hapis cezası isteniyor.
Aram’dan Mart 2006’da çıkan, Noam Chomsky ve Edward S. Herman’ın Manufacturing Consent: The Political Economy of Mass Media/Rızanın İmalatı adlı kitap dolayısıyla yayınevi sahibi Fatih Taş’ın yanısıra iki editör Ömer F. Kurhan ve Lütfi Taylan Tosun ile çevirmen Dr. Ender Abadoğlu yargılanıyor. Haklarında 1,5 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası isteniyor.’


Bu insanlar sadece ‘işlerini olması gerektiği gibi’ yaptılar. Varolan metinleri, taşıdılar, aktardılar.


Çevirmen olarak çalışırken, çok çeşitli işler geliyor elinize. Mesela hapiste yatan bir adamın, mahkemede delil olarak kullanılacak olan ve okuma yazma bilmeyen karısına yazdığı mektubu; ya da Cambridge’ten alınan bir diploma… Tıbbi araç gereç kullanma klavuzu, Trakya’daki çiftçilerle yapılan biçerdöver röportajı… Türk kızı etkilemeye çalışan Amerikalı sevgilisinin aşk mektubu… Yararlı otlar, hastalıklarla ilgili son gelişmeler, elektrikli süpürge kılavuzu, haber çevirileri, seslendirme metinleri… Film altyazıları…


Bazen biliyorsunuz ve hatta görüyorsunuz, çevirdiğiniz metin doğru değil, yalanlar yanlışlar taşıyor, ama sizin sadık olmanız gereken bir tek şey var. O da, ne kendi doğru bildikleriniz, ne halkınıza, okurlarınıza olan saygı ve sevginiz! Sizin sadık olmanız gereken tek şey, o elinizde duran metin! Üstelik içindeki tüm yanlışlıklara rağmen.


Çevirmen olarak, üstelik hayatın bu kadar zor olduğu bir çağda, ‘Ben bu çeviriyi yapmam’ diyebilirsiniz ama bunun solcu bir doktorun, ülkücü bir hastayı beyin ameliyatına almamasından hiçbir farkı olmaz!


-Hayır! Bu kafatasının içindekiler sakıncalı, beyninin içindekiler halka zarar verebilir : – ) Götürün bu hastayı!


[email protected]

694240cookie-checkAB yolunda, bir ileri hep geri…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twenty − twenty =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.