ABD ve AB’nin İslam Politikası (IV)

Araştırma: Mustafa PEKÖZ* / AÇIK GAZETE FRANSA

ILIMLI ISLAM POLİTİKASI VE BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ

ABD’nin, Soğuk Savaş sonrası özellikle Ortadoğu ve Kafkaslara yönelik izlemiş olduğu yeni starteji ile  Türkiye’de ‘ılımlı islam’ projesi arasında doğrudan bir ilişki var, ABD’nin  bölgesel politikalarının başarılı olabilmesi için, özellikle Türkiye gibi Batı ile ekonomik ve politik ilişkileri gelişmiş bir ülkede, devlet yönetiminin ‘ılımlı islamcı’lara bırakılmasını olası bir plan olarak her zaman yedekte tutmaktadır.

Graham Fuller; “Türkiye, bugün İslami düşünce ve eğlimler konusunda daha esnek olmalı. İran gibi olun demiyorum, ama İslam’ın özel yaşam ve kamu yaşamındaki rolü konusunda esnek olmak ve İslam’ın Türkiye’nin kültürel ve entellektüle mirasının önemli  bir parçası olduğunu, bastırılması gerektiğini kabul etmek, katılaşmayı önlemek için kendisini ifade etmesine olanak sağlamak mümkündür.” 

ABD’nin politik stratejisi, özellikle Türkiye gibi ülkelerde İslamın model olarak kullanılabileceğine her zaman sıcak bakmıştır. ‘Ilımlı Islam’ politikasının uygulanması bir başka deyimle ‘şeriat’ın bir devlet biçimi  olarak savunulmasıdır. İslam dininin toplumsal işlevini bilen herkesin, İslamın iktidara –hükümete değil- gelmesiyle şeriat hukukunun uygulanacağını bilir.

ABD’nin bölgesel politikalarının Türkiye’nin ‘ılımlı İslam’ politikasının eksenine çekilebilmesinin olasılıkları üzerine hazırlanan bir raporda şunlar dile getiriliyor:

“ABD çıkarları en iyi, ihtiyatlı ve gürültüsüz politikalarla korunabilir. İslam’ın bugünkü rolüyle ilgili olayların sonuçlarını etkileyecek her türlü açık girişim, ABD çıkarları açısından olumsuz sonuçlar doğrulabilir. ABD hükümeti, politikalarını çizerken, Türkiye’nin laik hükümet biçimini desteklemekle, İslamcı güçlerle açıkca yüzleşmekten kaçınmak arasında ince yolda yürümelidir. ABD çıkarlarını en iyi koruyacak politik seçenekler saptanmalıdır.” ABD’nin izleyeceği politikalar konusunda ciddi uyarı ve öneriler içeren bu rapor, Türkiye’de geliştirilen ‘politik İslam’ ile ‘laik sistem’ arasındaki dengenin çok iyi korunması gerektiği belirtilmektedir. ABD’nin uzun vadeli planları bakımından, Türkiye’deki İslami güçlerin her zaman dikkate alınması ve hesaba katılması gerektiğine özel olarak dikkat çekmektedir. ABD’nin Türkiyedeki islamcıların amaçları ve hedefleri dogrultusunda gerekli bilgilerin öğrenilmesi önerilmesi ve Türkiye politikasının buna göre belirlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır; “Son olarak ABD, Türkiyedeki İslamcıların amaçları, ideolojileri ve istekleri konusunda daha fazla bilgi edinmek için çaba göstermelidir. Bu bilgiler edinmeden ABD’nin Türkiye’deki çıkarlarının korunması zordur. Türkiye’deki islamcıların rolü konusunda Amerikalı politikacılar, uzmanlık seviyesinde bilgi edinmelidir. Ek olarak: İslamcı hareketin ılımlı üyeleriyle gayri resmi ve  ihtiyatlı temeslarda bulunmak faydalı olabilir.”

ABD uzmanları tarafındran hazırlanan bu rapordan sonra,  İslamcı politikacılardan Tayip Erdoğan’ın öncülüğünde kurulan AKP, bu politikanın bir devamı olarak algılanabilir. ABD denetimindeki Koalisyon güçlerinin özellikle Irak’ın  işgalinden sonra, Türkiye’de ‘ılımlı islam’ eksenli bir partinin varlığı ABD’nin Avrasya Stratejisini uygulama önemli bir kilometre taşı olacağı düşünelmektedir. İslamcı AKP hükümetinin, ABD’nin yanında Irak’taki savaşa girme çabası, ABD’nin Ortadoğu ve Avrasya politik stratejisi ile ilişkilidir. Ancak Türkiye’nin iç siyasal dengeleri bu gelişme bir biçimiyle engelledi.
 
ABD’nin masaya yatırdığı ‘Büyük Ortadoğo Projesi’nin en önemli ayaklarından biri Türkiyedir. ABD’nin kıtasal stratejik planı ekseninde ‘Ortadoğu ülkelerinin yeniden biçimlendirimek ve haritaların yeniden çizmek için Türkiye gibi bölgesel alanda gücü olan bir ülkeyi gelişmelere bağlı olarak hem askeri hemde politik olarak kullanmak istemektedir. 

ABD’nin politik stratejisinde, gerektiğinde ‘demokrasiyle yönetilen ılımlı islam’ ülke modeline Türkiye’yi hazırlamak  istiyor. Ancak, ABD’nin uygulamak istediği bu politik plan, Türkiye’nin iç siyasal dengeleriyle uyumlu hale getirilmesi son derece zordur. Bu zorluk dikkate alınarak, ABD ve AB’nin bölgesel politikalarına uyumlu bir pratik izleyen AKP hükümetine büyük bir destek sunulmaktadır. İslamcı hükümet’te özellikle ordu, üniversiteler giibi geleneksel devlet kurumlarıyla yaşadığı sorunları ve çelişkileri, ABD’yi ve AB’yi arkasına alarak çözmeye ve aynı zamanda İslamcı politikalarda bir kısım revizyonlar yaparak uygulamaya çalışmaktadır. İslamcı AKP’nin özellikle bölgesel alanda savunmuş olduğu İslamcı etiketli politikalarında bir kısım  revizyonlara gitmesi, ABD’nin ve AB’nin bölgesel planıyla nispeten uyuşmaktadır.

ABD’nin Türkiye’yi ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ne dahil edilmesine karşı, Türk Genelkurmay’ın belli itirazları ön plana çıkmaktadır. Generaller, bu startejik plan içerisinde aktif olarak yer almak istediklerini hemen her firsatta dile getirmektedirler. Ancak, ‘Türkiye’nin ılımlı İslam politikası içerisine çekilmesine’ kesinlikle karşı çıkmaktadırlar. Devletin mevcut ‘laik’ statükosunun korunarak, bu planın uygulanmasına aktif destek sunacaklarını sık sık vurgulamaktadırlar. ABD ise Türkiye’nin siyasal sisteminde ve bölgesel ilişkilerde aktif bir güç olan generaller ile islamcı hükümet arasında bir denge politikası izlemektedir. Ama her koşullada, Türkiye’nin islamcı güçleri ile yakın ilişki içerisinde bulunmakta ve desteklemektedir.

Wall Street Journa Gazetesinde konuya ilişkin yayınlanan yazıda Türkiyenin önemi şu cümlelerle ifade edilmektedir:

“Büyük Ortadoğu’dan kaynaklanan tehlikeler bugün Avrupa’yla Amerika’nın karşı karşıya bulunduğu en büyük tehdidi olus¸turuyor. Batı’yı bu tehditten koruyacak yeni ve büyük bir strateji geliştirmek zorundayız. Bunun kadar önemli olan, bölgenin kendisini daha demokratik çizgilerde dönüştürmesine yardımcı olmak ve terörizmin kökündeki nedenleri ortadan kaldırmaya yönelmemizdir. Türkiye, istikrarlı bir Avrupa’yla gittikçe tehlikeli hale gelen Ortadoğu arasındaki fay kırığının üstündeki sıklet merkezinde yer alıyor. Ve bu yer Türkiye’yi bugün Batı stratejisinde, Büyük Ortadoğu’yu bizleri tahrip edecek insanların yetiştirmeyecek biçimde tedavi etmeyi amaçlayan stratejide temel taş haline getiriyor.”

ABD’nin politik amacı çok açık.  Türkiye, birincisi islami güçlerin saldırıları karşısında güçlü bir tampon oluşturması ikincisi, bölgesel enerji kayankalarının korunması konusunda oynayacağı rol. Türkiye’nin üsleneceği rolün  neteleşebilmesi aynı zamanda AB ile ABD arasındaki ilişkilere de bağlı olduğu herkes tarafından kabul ediliyor. Yukardaki satırlarda belirttiğim gibi Türkiye’nin AB’ne alınması sürecinin hızlandırılmasında Ortadoğu’ya yönelik oluşturulan politikaların önemli bir etkisi vardır. 

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’de bu projenin uygulanmasında ABD ile AB’nin ortak hareket etmesi gerektiğinedikkat çekiyor;

“Amerika’nın Irak deneyimiyle birlikte Ortadoğu’da artık tek başına oynayamayacağı düşünülüyor. İslam dünyasında, Arap sokağında Amerika imajının çok kötü olduğunun altı çiziliyor. Bölgeye para akıtacaksa, askeri açıdan NATO’yu devreye sokacaksa, imajını sorun olmaktan çıkacaksa, bütün bunlar için ABD’nin Avrupa Birliği’ne ihtiyacı olduğu, bu desteği sağlamak için de Fransa’yla Almanya’yı ikna etmesi gerektiği”ni belirtiliyor. Radikal,(5)  Ortadoğu’nun şekillendirilmesinde dünya güçlerinin ciddi bir çatışmasına sahne olacağı  bir yana kuvetler dengesinde, Türkiye’ye önemli görevler yüklendiği, ‘radikal’ islam politikasına karşı Türkiye’de denenmeye başlanan ‘ılımlı’ islam politikasının uygulanmaya konulacağının ilk işaretleri verilmiş durumda.

 Gül, ABD’nin geliştirmeye çalıştığı Büyük Ortadoğu Projesi üzerine şunları söyledi: “İslam coğrafyasında, Ortadoğu’da dönüşümün, reformun gerektiğini herkes görüyor. Ama bu değişim dıştan zorlanmamalı. Sabır lazım. İç dinamikler önemli. ‘Domino teorisi’nden medet ummak yanlış. Yani birine vurunca, diğerleri de peşinden düşecek… Bu çok zor.” A. Gül bu değişim sürecinin ‘dış baskılarla’  değil, kendi ‘iç dinamikleri’ ile bu sürecin başarılabileceğini belirtmektedir. Gerekçesini ABD’nin böglede sevilmediği ve anti-Amerikancı çizginin İslam toplumu içinde güçlü olmasını gösteriyor.  Gül, ABD’nin bölgedeki kötü imajına vurgu yaparak ve AB’nin bu sürece dahil edilmesini savunmaktadır.  

 Türkiye’de devletin bütün kurumları da bu sürecin bir biçimiyle başlayacağını kabul etmiş görünüyorlar. Ancak yanıtı aranmaya çalışılan soru şu; Türkiye’nin politik dengeleri bakımından nasıl bir taktik plan  uygulanarak bu değişim sağlanacaktır.

Gerek GenelkurmayBaşkanlığı gerekse İslamcı hükümet, Ortodoğu’nun yeniden şekillendirilmesinde ‘fügüran ve pasif’ olmak istemediklerini sıkça vurgulamaktadırlar. İslamcı Başbakan Tayip Erdoğan “Figüran olmayız: ‘BOP’un içeriğini tam olarak bilmiyoruz. Ancak büyük bir açılım olduğunu görüyoruz. Ortadoğu’ya böyle bir yaklaşım tarzının gelmesinde, Türkiye figüran olamaz. Biz olsak olsak ancak aktör oluruz…” itirazı ile oynamak istedikleri rolu çok açık olarak belirtmektedirler.  Türkiye,  ABD’nin özellikle Ortadoğu ve Avrasya’daki enerji yataklarını kontrol etmek için uygulamaya  koymak istediği askeri ve politik porjelerde aktif bir güç olarak koruyuculuk görevini almak istediğini belirtiyor.

Ayrıca hem Genelkurmay Başkanlığı kadar Islamcı hükümet’te kavram olarak ‘ılımlı islam’ politikasına sıcak bakmamaktadır. Her iki tarafta farklı gerekçelerle bu tanımlamaya karşı çıkmaktadır. ABD’yi ziyaret eden AKP hükümeti, İslamın bu tarzda ifadelendirilmesinin yanlış olduğunu ve islam dininin yanlış yorumlanacağı gerekçesiye karşı çıkmaktadır.  “Burada da kanaatlerimizi, düşüncelerimizi açık açık anlatıyoruz. Ilımlı İslam devleti anlayışını söylememiz mümkün değil…” 

Ancak ABD merkezli AB destekli Büyük Ortadoğu Projesi, bölge genelinde geliştirmeye çalıştığı ‘ılımlı İslam’ politikasına dayanmaktadır. Türkiye’yi de bu sürecin bir parçası olarak görmektedir. Bu nedenle ‘ılımlı İslam’ politikasını da, Türkiye’nin siyasal ve toplumsal koşullarına göre  biçimlendirileceği anlaşılıyor. 2004 yılının temmuz ayında ABD’de yapılan G-8’lir zirvesine, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Türkiye’nin davet edilmesi ve Türkiye’nin bu politikanın uygulayıcı devleti olarak görülmesi, bir ay sonra İstanbul’da gerçekleştirilen İslam Koferansı Örgütü’nün Genel Sekreterliğine ilk kez bir Türk adayının seçilmesi, ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ kapsamında Türkiye’nin oynayacağı rolünü ortaya koymaktadır.   

_______________

* [email protected]

1089480cookie-checkABD ve AB’nin İslam Politikası (IV)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

two × 3 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.