ABD’DEN… Kare as yahut Las Vegas

Hazır şu zapt-ı rapta gelmeyen  ve tüm irade zincirlerimi söken kafiye tutkum yine depreşmişken konuyla ilgili – üstelik yazıyı da güçlendireceğini sandığım – bir nesir macunu döktüreyim diyorum;  ki ben bile “öff yettti artık bu senin uyar uymaz uyaklarından” ikazıyla  kendime  alarm vereyim ve   öz  yahut otobüs  tur şirketi ağzıyla  “hakiki” konuya girebileyim…

FLOŞ RUVAYEL  KİM OLURSAN OL YİNE GEL…

Bu cümle size elbette çok tanıdık gelecek. Ve hemen ardından Las Vegas’ ı anlatan bir yazıda, neredeyse dini çağrışım yapan bu cümlenin din zararlısı kumarla nasıl bağdaştırıldığını yüzünüzda müstehzi bir gülümseme ile soracaksınız kendi kendinize… Saç özürlü alaka diyeceksiniz. Durun,düşünme çileniz bitmedi daha. Las Vegas üzerine bir açılım yaparken birdenbire Mevlana’dan dem vurmamı beyninizdeki en gri hücrelerle merak edeceğinizi, bu merak yüzünden gözünüze uyku girmeyeyeceğini işte buraya yazıyorum. Yoğurttan üretilen ve çok yakında piyasaya çıkarak uyku ilacı yapan bütün firmaların uykusunu kaçıracak bir alaşım ya da karışımla uyumayı başarsanız bile; bu sorunun cevabını öğrenmeniz için rüyanıza giren ak sakallı bir ihtiyar (belki de Mevlana) size  yanıtı öğrenmeniz için ilahi bir görev verecek…

Yazarın notu: Bu ak sakallı ihtiyarı şimdilerde dini bütün bir kanalda yayınlanan BEŞİNCİ BOYUT  ve de acaip soyut bir dizideki ak sakallıyla karıştırmayın. Çünkü o ak sakallı ancak bir kötülük yaptıktan sonra cezasını bulan  fenaları ya da fanileri  cehennemin kapısında  sorgulayan  sakallı  bir melek  olup ; görüldüğü anda zaplanması  önerilir…Yok eğer mazoşist bir eğiliminiz varsa uzaktan kumandaya dokunmayıp azaplanabilirsiniz ayrıca…

Siz siz olun,dünyadaki  on – onbeş bakır yılını doldurmuş tüm evli çiftlerin  bir diğeri için kullanmak istedikleri uzaktan kumandayla kendinizi başka bir kanala tuşlayın…Dahası bu ak sakallı ihtiyarı seyrederken din duygularınız depreşiyorsa, hemen belirtelim ki bu tür dini duyguları bu aptalca  dizilerle sömürenlerin hepsi aslında birer mavi sakaldır…Bu mavi sakalların kara sakallı çömezleri ise sadece 4 karıyla yetinmekte,canlı zebani olarak topluma açık her alanda icra-yı faaliyette bulunmaktadırlar…

Sözü uzatmadan yanıta geçelim hemen:  Las Vegas ın  çağrı felsefesi ile Mevlananın bu  felsefi çağrısı birbirine  çok benzer aslında… Ve de as-ında papazında, valesinde, kızında maçasında,karosunda, diğer tüm  iskambil kağıtlarında… ( Artık zırvaladığımı düşünüyorsanız düşünce ufuklarında zırvalama yerine zirvelemeyi amaçlamış bir kişi olduğumu size öncelikle söylemem gerekir sevgili okurlar..).

Şincik: Sorunun yanıtını bizzat bulmak amacıyla   (tabi o ak sakallı size sonradan  ödül olarak sayısal lottonun rakamlarını da söyleyebilir, onun   bu ilahi arzusınu yerine getirirseniz…  Mevlana’ nın yaşadığı devirlerdeki  sayısal lottoyu  bilerek yahut sonradan Milli Piyango olarak kısaltılmış Mevlevi piyango biletini alarak  1000 akçe kazanmanız işten bile değildir hani. Evet  yanıtı bizzat bulmak amacıyla  önce bir Mevlevi ayinine katılacaksınız… Mevlananın çağrısını  uzayda kaybolmadığı iddia edilen ses frekanslarını alacak  kadar nazik kulaklarınız işittiği anda  (nasıl olup ta çocukluğunuzda” KABA” KULAK olduğunuz tüm dünyayı şaşırtacak olsa bile)  Mevlana müritlerinin  kendi çevrelerinde 360 derece dönmelerini seyretmek için  onların ayinlerine katılacaksınız…Ama ne yazık ki bu ilk ayinde hassas kulaklarınız size büyük bir oyun edecek; başınız dönecek ve akabinde  vertigo denen orta kulağın orta yerini dümdüz eden bir sayrılığa yakalanacaksınız.

Bu yüce anlamlar içeren 360 derece sizi düz bir çizgide bir cm bile yürüyemeyecek hale getirecektir sonuçta… ama asıl şenlik bundan sonra:

Araç kullanıyorsunuz sizi enseleyen ilk trafik polisinin yaptığı alkol testinde kanınzda bir mg promil bile alkol çıkmayacak ; düşünün bir kez !

Peki nasıl oluyor da  böyle küfelik  görüntüsü veriyorsunuz ; trafik  polisi kafasını kaşırken çevredeki paparazzilerden biri haberinizi  herhangi bir  “canlı canlı, vole vole , kısaca  -asparagas velvele- diyebileceğimiz programlardan birine  aktaracak ve dünyanın tüm alkolikleri peşinize düşerek; sırrınızı almak için size büyük paralar teklif edecek..
Ve siz bir baş dönmesi sayesinde  mega milyarder  ya da  eğer kültürünüz ilkokuldan sonra iki yıl da ortaokul masterı  ise MAGA  milyarder olacaksınız. Maganın sonuna gelen NDA  aslında MAGANDA  kelimesini değil sizin herkesten ayrıcalıklı  olan DNA larınızın da farklı yazıIımını gösterir…

Bu baş döndürücü çağrı Las Vegas’ ta da aynı: “Gel kim olursan ol yine gel.” Siz bu çağrıya uyduğunuzda ise size sürekli bedava ve de argo tabirle beleş sunulan (hiç katkısız tekilasından johnny Walker’ ına martiniden cin tonike kadar) içkilerden başınız fena halde dönecek, promiliniz kanınızdaki alkol borsasında tavan yapacak; karaciğeriniz  ise bir kara Çarşamba yaparak iflasa sürüklenecek…

Bu içkiler hem  sek, üstelik tek degil  her bardakta en az üç tek, yani kafanız tam anlamıyla dümteka dümtek olacak…

İçkinin verdiği en ilkel ve zaptedilemez duygu cesaret  ise   işte bu noktada beyninizden  damarlarınıza doğru adrenalin,serotonin, ve de kadınlarda progesteron; erkeklerde ise testesteron eşliğinde  önce ağır ağır sonra  daha hızlı  salgılanmaya başlayacak  ve siz  her erkek gibi içinizdeki kumar tutkusunun  bir robotu haline geleceksiniz…

Hemen tıbbi bir açıklama gerekirse kumar erkekçe bir cesaret gerektirdiğinden kadınlarda aslında bir erkeklik hormonu  olan pregesteron  açığa çıkar  masa başında….Testesteron malum…Son yıllarda Viagra yüzünden bütün  cazibesini yitirmiş emekli  bir hormon…ama kumar esnasında işte eski şanlı günlerine dönüyor ve bizzat beyin tarafından  kişilik gibi  çok önemli bir özneye yollanıyor…Viagradan önce gittiği   bölge düşünüldüğünde bu çok onur verici bir terfi aslında…

Bütün bu hormonlarla   kendi çevresinde en az beşyüz kere dönen ve bir o kadar da katlanan cesaretiniz  sayesinde kumarın her türlüsünü deneyeceksiniz; No way out ya da daha anlamlı bir  söz :I did it my way…( ah canım 68 kuşağı…En parlak gökkuşağı bile onun kadar yıldızlı olmadı…Sonra o yıldızlar söndü teker teker…O güzel atların gittiği yere gittiler.)

Konuya dönelim hemen…Hani şirazesinden çıkmış cesaretinizden söz ediyorduk ya   iki ihtimal daha var işte tam bu anlarda…O da  nelerdir derseniz:

1-Ya  Neveda’ da  bedava bir otel arayacaksınız  ya da  kaldığınız otele geri dönüp hiç olmazsa otel  parasını çıkarmak için  sizi ipnotize edercesine dönen Rulete  doğru boş bakışlarla ilerleyeceksiniz…Leylayı arayan Mecnun da aslında bedava bir otel bulsaydı ,Leyla’dan vazgeçer ; delete Leyla yapar ;ve asırlar sonra bu iki sözcüğü Dilayla olarak birleştiren Tom Jones ilhamını ondan aldığını söylerdi…

2- İkinci şık çok şık: Öldürücü Rus ruleti yerine  dünyaya yeniden gelmenize neden olan Amerikan ruletiyle yeni  bir insan olacaksınız…Dahası sizi  100 yaşında bile  hep yeni gösteren bu  özellik  yani zenginlik hayatınıza hiç tatmadığınız keyifler getirecek…
Erkekseniz 100 yaşında bile 100 kutu viagra alabilecek maddi gücünüz olacak;  maddi zenginliğinizin  bedensel fukaralığınızı  gidermesi için o yüz kutuyu hiç acımadan bir gecede bitirebileceksiniz..

Evliyseniz karınız zengin olacak, evli değilseniz  en uzak akrabalarınız bile arkanızdan dualar edecek…

Kadınsanız dünyanın her yerinde  bir şubesi olan jigolo A.Ş her an hizmetinizde olacak. Üstelik kadınlar jigolo nedeniyle hiç bir zaman erkekler gibi başında hap  sonunda ise HAPI yutmazlar…

Bir tehlike yok yani. Yüz çizgileri ve göğüsler yer çekimine karşı koyamamış olsalar da paranın çekim gücü  yer çekimini yerle bir edecek ölçülerdedir nasıl olsa.

BİR BANKA KURMAKLA  BİR BANKA SOYMAK ARASINDA PEK BİR FARK YOKTUR”
demiş ünlü tiyatro yazarı Brech. Ben buna benzer bir düşünceyi bir kumarhane reklamı yapmam istendiğinde geliştirmiştim…Zaten reklamcılarda olan ve başka hiç bir dünya insanında olmayan bir özellik vardır:

Reklamcı düşmanı tarafından kendisini öldürmek üzere hemen satın alınacağını bildiği bir tabancanın bile reklamını yapar. Hatta şu traji komik  cümleyi de bir yere ekler:
“O kadar kaliteli bir ürüne sahip oldunuz ki ; önce kendinizde deneyin…Asla tutukluk yapmayacağını son bir gayretle ve de hayretle göreceksiniz…”

O zamanlar   reklamcılık virüsü bütün beyin  damarlarımı bütünüyle işgal etmediği için bazı etik konularla da  iştigal edebiliyordum  ve bu reklamı  meslek etiğime hiç uymuyor diye geri çevirecektim ki;  sanırım aynı zaman dilimine raslayan bankaların ve bankerlerin iflasları, yüzbinlerin aç ve açık kalması, banka reklamı yapmakla kumarhane reklamı yapmak arasında bir fark olmadığın düşündürttü bana. Burada Brech demesem bile sizin yerinize bir breh breh yapmam gerekiyor -ne demekse…

Reklam şöyleydi: Kumarhaneye giren bir adamı kapıdaki görevli karşılıyor

-Velcome mr Feller…

Saat dönüyor. Sabah   güneş doğarken  mr Feller yüzünde mutlu bir ifadeyle  aynı  kapıdan çıkarken  kapıdaki  aynı görevli bu kez ona şöyle diyor:

-See you again Mr Rockefeller!

İsimlerin yabancı olması o zamanın kuralları gereğiydi sanırım. Yani  topal Aliler, Dündarlar, Kılıçlar ve de Uğurlar ve de Alaattinler ve de Çakıcılar kumarhanenin yolunu bilmezler diye düşünülüyordu.

Onlar vatan için kurşun atan kahramanlardır. Bugünkü Polat ‘ın atalarıdır… Onların yüklendikleri o hayati vatan meselelerinden bugünkü Memati ler türemiştir… Altın sarısı saçlı Tansu Çilçiller bunu bizzat meclis kürsüsünden söylemiş, aksini söyleyenlere rest demiştir. Sürekli kelimeleri karıştırdığından  bu kahramanlar için BEST  demiş te olabilir.
İngilizceyi bu kadar iyi bilen bu sarı saçlı hatun çocuklarına bile Mert yerine Bert, kocasına da Özer yerine öyzır  diyebilir …sonra da özür dileyebilir…

Ama hakkını yemeyelim;  Türkçesi de güçlüydü  eks ve ekstra  başbakanımızın… Bunu da ingilizce konuşurken  ortaya döküyordu diyor tarihçiler.  Hatta bu sarışın Turkey !  o sıra Amerika başkanı  olan ve Amerikanın  çapkınlıkta da en baba hindisi ve de en hin oğlu hini kabul edilen   Bill Clinton’ a da “Come Bili  Bili” demiş olabilir. Maksat vatan sağolsun .  Yaşasın Turkeyler !.

Aslında sevgili Birsen Altıner’in çok önemli yazısında sözünü ettiği  otomatik yazanları aratmayacak bir çağlayan gibi Mevlana’dan yola çıkıp, Tansu Çiller’le sürdürdümse  yazımı; bu otomatiklikten değil. Sadece Las Vegas’ta oynanan kumarın hayatta  oynanan  kumarlar yanında daha gerçekçi ve dürüst bir kumar olduğunu  düşünmemden.

Mevlana da “Gel kim olursan ol yine gel “derken  insanlara olan sevgisini masaya sürüp bir kumar oynamıyor muydu ; ne dersiniz ?

Hadi bu kutsal bir kumar diyelim , ya bizler koskoca bir millet,  her seçimde, sonuçlara bakılırsa hep kaybettiğimiz bir kumarı  oynamıyor muyuz?

Sarıkamış ta Enver paşa , Rusyada Napolyon ,   Hitler  hep kumar oynamadılar mı?  Tarihe geçen onca taklit kumardansa kumarın kendisi ,   ruleti,  pokeri ,black Jacki daha  masum değil mi ?

Karar  siz sevgili  okuyucuların ve de heyet- i umumiye nin …Son iki kelime  HADIMEFENDİ SANATÇIMIZ  Bülent Ersoy’un feryad-ı  figan – ı şataraban makamında yazdığı ağır aksak ritimli, beş kupleli , meyanlı , hem memeli hem prostatlı Osmanlıca Türkçe  karışık sözlüğünden apartılmıştır..

Şu sıra alaturka star izleyenlerin fevkaladenin fevkinde bir durumla farkedecekleri gibi  herkes ona büyük bir saygıyla Bülent hanım diyor…Ama bu hınzır kafam sormadan edemiyor; Ya bu hatunumsu k(d)işinin adı dünyaya gelişindeki bedensel yapısına uygun olan bir isim ; örneğin Abdülcabbar olsaydı,aman tanrım, sunucular Abdülcabbar hanım dedikte , yurt sathına yayılmış cümle Abdülcabbarlar star kanalına  bir büyük sefer-i humayun  tertiplemezler miydi?

Ol bu nazenin dilber, servi boylu bedeninin bir fazlalğına the end dedikten sonra ; neden neden acaba isminin son hecesi END i de atmamış, Bül olarak kalmamştı… Dahası yapı olarak bir –bül- az geleceğinden iki bül olup , icrai san-atına da cuk oturacak bir ismi olurdu… BÜLBÜL…

Ama o zaman da ezeli ve ebedi rakibi Zeki Müren o meşhur şarkısında ufak bir değişim yapar , bu da asrın skandalı olurdu : “Deh deh bülbül deh deh bülbül ,sen bülbülsün ben sümbül…

SEVDA İLE YAVUZ … YOK MU BİZE EN ŞANSLI MASAYI GÖSTERECEK  BİR KILAVUZ !!!

Oğlum beni Las Vegas’a, bu eşsiz şenlik ortamına belki de ben onu çocukken nasıl Lunaparklara götürdüysem, o da bunun karşılığını vermek amacıyla;  eğlensin şu gariban annem diye götürdü.

Nereden bilebilirdi zavallı yavrucak; annesinin azılı bir kumarbaz olduğunu ve bu olgunun da tam Las Vegas ta ortaya çıkacağını…

Aslında mühendis kafası bilgisayar sistemlerinden başka sistemleri küçümsediğinden olacak genetik bilimine uzak kaldı sanırım… Oysa hepimiz biliriz ki genetik bilimi artık adli tıbın hizmetindedir; örneğin kendisine bir su damlası kadar benzeyen evladını reddeden babaların kanından alınan DNA lar bir anda onu ele verebilir ve ağlamaklı gözlerle babasını bekleyen DANA cık “size baba diyebilir miyim “  diye içli içli sorabilir.

Dahası mirastan da hak kazanarak  hiç tanımadığı kardeşlerinin  paylarından kendine bir pay ve de aile arasında oluşacak bir depremdeki nihayet patlayan bir  fay olabilir.

Benim mühendis oğlum ise bunları henüz bilmiyor.  Çünkü genetik yapımıza birazcık bakabilseydi benim şu anda 86 yaşında olan annemin, yeşil masa tarihinin  gelmiş geçmiş en sıkı kumarbazlarından biri olduğunu düşünecek, ona göre önlemler alacak en azından zavallı gariban anacağını Disney land ‘e götürecekti.

Yavrucak o denli genetik biliminden habersiz ki; bizzat teyzelerinin daha küçücük çocukken bile bahçelerindeki kümeslerde; biri hariç diğer tavukları serbest bırakıp,  mahallenin veletleriyle kumar oynadığını  (paşa dedesinin ona anlattığı anılardan) anımsayamadı bile…

…vee onları yakalayan asker   abilere de “öğretmen –yumurtanın kesitinin incelenmesi ödevini- verdiği için” bu kümeste beklediğimiz  palavrasını  atardık çoğu kez…El altında tutulan tavuğu da kanıt olarak gösterirdik…Gariban askercik tavuğu bizden daha iyi tanıdığı için “emme bu horoz gurban” derdi…

”Olsuuun hem onun yumurtası daha büyük olur”

Biz o zamanın masum çocukları sadece leyleklerin çocukları doğurttuğunu sanıyorduk   ve elbette horoz da yumurtlardı bu büyük ve engin bilgi ışığında…Şimdikiler ise kibirli tavuğun horoza bakıp bir yumurta için k….ı yırtmaya değer mi diye hava attığı fıkrayı  anlatıyorlar birbirlerine…

Her hangi bir konuda bu kadar muazzam- ı azam  bir bilgiye sahip olsalar ; örneğin tıp: yazIlıya karar veren öğretmenin nabzını ölçüp; “aritmi var hocam ,bu yazılıyı yaparsan senin de alın yazında bir ritim bozukluğu olabilir” bile der bacaksızlar!

BOSTON TERMİNALİ : GEÇ KALMIŞ BİR ARAMA TARAMA KARNAVALI ! 

Sonuçta biz Boston hava alanından yola çıkmak üzere terminale giriş yaptık. Artık eskisi gibi değil Boston hava alanı. Biliyorsunuz efsanelere göre bu havaalanından üç ya da dört adet azılı militan ;  hatta Bin Ladin’ lerin bini birden yanlarındaki uçak kullanma kılavuzlarını da düşürerek, bedenlerine sardıkları bombalarla geçiş yapmışlardı. Uçak kullanma kılavuzu ile koskoca bir uzun yol jetini nasıl kullandıkları düşünülürse ortaya ilginç bir sonuç çıkıyor ve Bush’un  sanırım bu konuda da puan yitirmesi kaçınılmaz oluyor.

Bir el kitabıyla uçak kullandığın zaman terörist değil Papa Benedict  yahut  rahibe Teresa bile olsan sonunda o uçak bir yere çakılacaktır…İkiz kulelere çakılması  acemi pilotun  ikisinin tam ortasından geçebileceğini düşünmesinden de kaynaklanabilir…Yoksa pardon yani..

İkiz kuleleri tam ortalayan bir pilot bunu el kitabından mı öğrenecektir…O zaman getirsinler bu el kitabını , bütün havacılık okullarının tek ders kitabı olsun, kitabı  ezberleyen kapıda bekleyen uçağına atladığı gibi  uçup gitsin…Yani ! CIA in bütün komplo teorilerini Holywood filmlerinin en gerzek seyirci baz alınarak yazılan senaryolarından esinlendiği düşünülür hep. Bu durumda   yakında çevrilecek bir filmin ilk karesini görür gibiyim:

Ellerinde makineliler,bellerine sardıkları bombalarla  terminalden geçiş yapan başı maşlahlı,yüzü iyice kapalı bir kaç fena adam ,biri elindeki uçuş kılavuzunu düşürüverir.
Bunu gören kapıdaki görevli birden STOP STOP diye bağırır. Hepimiz adamın yakalanacağını sanırız . Ama o gülümseyerek kılavuzu adama uzatır ve Nescafesinden bir yudum alır…

Uçakta ise teröristin bombalar yüzünden bağlanamayan kemerini bağlayan hostes gülümseyerek sorar: “Siz de pilotsunuz galiba”?
-Nereden anladınız ?
– Kemerinizi bağlarken bütün pilotlar gibi sizde bana sarılıverdiniz.kıh kıh kıh..

Oysa o zanlının ve de azılının şimdiki gibi ayakkabıları çıkartılıp, elinde  ne varsa bir kutuya konsa, kendisi  de bir polis tarafından mıncıklanarak aransa, hiç olmazsa mıncıklanma esnasında bomba patlar,  zaiyat daha az olurdu.

Bel fıtığım nedeniyle hava alanlarında tekerlekli sandalye yardımı aldığım için sanıyordum ki beni aramazlar…Hayır: ben daha çok arandım. Çünkü onlar da benim aranmayacağım düşüncemden yola çıkmışlardı. Geç gelen adalet gibi , geç kalan zekanın da kıymet -i harbisi yoktur. Sadece 11 eylül gibi kıyamet- i harabiyesi vardır…

11 eylülde bütün canlı bombaları welcome diyerek misafir etmiş olmanın tarihi ayıbını unutturmak istercesine  çok detaylı arandık.

Yakın bir gelecekte  Irak savaşını haklı göstermek için teröristlerin  hava alanlarına dağıldığı gibi bir söylenti yaymaları muhtemel olan  yetkililer, bir rontgen cihazı, bir mr aleti ile bu aramaları daha da detaylandırırlarsa  hiç şaşmam.

Düşünün MR a girdiniz. Raporunuz:  “Aort la  dalak arasında Batın -ın sol tarafında şüpheli bir cisim vardır. Yolcu bunun bir patlayıcı  değil sadece kendi midesinin oluşturduğu bir gaz bombası olduğunu iddia etse de , daha geniş bir araştırma için BOSTON HOSPİTAL e yönlendirilmiştir. Doktorlar yerine bomba imha ekibi kendisini ameliyat edecek ve sonuç size bildirilecektir. Yolcunun hayatta kalması durumunda ise kendisine yeniden rezervasyon yapılacak,  uçak bileti parasının da dalağa tekabül eden miktarı  alınmayacaktır.”

Amerika da yaşayanların hiç şaşırmayacağı bu abartının yarısına yakınını  biz yaşadık.  Ama bir yandan da sevindim. Çünkü zaten uçağı bir bomba ile eşdeğer tutacak kadar korkak olan ben,   şimdi hiç olmazsa tehlikenin sadece uçaktan geldiğini düşünerek buruk bir şekilde rahatladım.

Uçak korkusu psikolojik bir hastalıktır. Örneğin uçaktan korkan birisi bindiği  uçağın düşeceğini düşünür hep. Hiçbir uçak havada kalmaz sonuçta. Bu nedenle onun korkusu da  hep sabit kalır.  Bilinçaltında kendini  besler. Bazı korkaklar o kadar ileri giderler ki herhangi bir uçağın gelip onların tepelerine düşeceğini bile varsayarlar.  Tanrı onların yardımcısı olsun…Günün birinde herkes gökyüzüne uçacak aslında. Bilmemne air-lines la olmasa bile   cehennet airlines tan,  bilmem kaç sefer sayılı bir uçuşta, size şöyle seslenecek, tıpkı uçağınız gibi kanatlı kaptan pilotunuz:

-Size hep sigaralarınızı söndürün, kemerlerinizi bağlayın dedim. Dinlemediniz,  baca gibi tüttünüz,.   Kemenlerinizi patlatacak kadar da yediniz…Cehennet airlines’ a hoş geldiniz.(Cehennet markası , kimin nereye kabul edileceğine son durakta karar verileceği için cennet ve cehennem logoları birleştirilerek çok kemikli bir el tarafından yaratılmıştır.)
Ucak korkumu bilen oğlum bana hep pencere kenarı alır. Çünkü oradan hep kanatı gözlerim.   Kanat sağlamsa içim rahattır. Ama şansa bakın ki uçağımız havalandıktan hemen sonra gökyüzünde şimşekler çakmaya başladı.

Tanrım bu ne biçim bir doğal afetti. Yoksa melekler de mi terörist olmuşlardı. Uçağa çok yakın mesafelerde inanılmaz  bombalar patlıyor, Çırağan sarayında havai fişek patlatan görmemişlerin iştahını müthiş bir şekilde kabartacak alev topları bir çakıp bir sönüyordu…Ama bir ihtimal daha vardı: Yoksa göklere yükselen Meryem ana nihayet tanrıyı kandırıp kendisiyle  evlenmeye razı mı etmişti…

İsa peygamber artık babasının nüfusuna mı geçiyordu…Yeni Papa çok yakında açıklayacaktı bu kutsal gerçeği. Babasızlığı nedeniyle  diğer peygamber arkadaşlarının alay ettiği Hz İsa’nın artık bir babası olduğunu  ilan edecekti.

Doğrusu 2000 yaşında gelinlik giyen bir Meryem’in tanrı tarafından görülmesini  ancak bu kör edici ışıklar önleyebilirdi.  Meleklerin aklı işte… Ama normal ışıklarda 2000 yaşındaki Meryem’i gören tanrının bir İsa daha doğması için kılını bile kıpırdatmayacağını papa bile çok iyi anlayacaktı mutlaka…

Böylece   eski İsa iyice kıymete binecek, en iyi okullarda okutulacak,  en iyi rahipler tutulacak, en görkemli kiliselerde kutsanacaktı…Mel Gibson İsa nın çarmıha gerilmesini anlatan filmi gişe hasılatı ne olursa olsun bir daha çekmeye kalkarsa ; bizzat papa tarafından çarmıha gerilmesi emredilecekti…

Vatikana çok turist çekecek olan Çarmıhtaki Mel , ona daha yıllarca  mel mel bakıp seyretsinler diye itfaiye merdiveni yoluyla beslenecek ,arada bir çarmıhtan indirilip, cesur yürek 2, 3, 4 ve 5. i tamamlamasına fırsat verilecekti…Tanrı Mel” i korusun…İsminin sonuna küçük bir EK koyarak onu da Mel –ek yapsın. AMEN VE HALLELUYA…

Meryem bakire olarak evlendiyse şayet, artık sonsuza kadar bakire kalacaktı…Yüz gerdirme, silikon,liposakşın, botoks…ı ıh… Ajda Pekkan ı danışman olarak atasa bile Meryem 2000 yılın çizgilerini ve kırışıklarını yok edecek bir çözüm bulamayacaktı…
Tanrı bu kadarını yapmakla bile binlerce şükrü haketmişti…

”Git başımdan Meryem, sana bakacağıma  210 yaşında taptaze Mari Antuvanet var,ona bakarım. O bir krallar soyu. Hem kellesi de gitmiş,  yaşını hiç göstermez asırlar boyu…”

Ben bu ipe sapa elmez düşüncelere dalmışken, fırtına bitti.  Gökyüzü açıldı.  Aşağıdaki karanlıktan rengarenk Amerika yerleşim merkezleri belirmeye başladı. Ne kadar çok ışık..ne kadar çok renk… Ben bu yeryüzü ışıklarını şaşkınlıkla seyrederken, asıl büyük pırıltılar  cennetine,  inanılmaz bir ışık patlamasının her an yaşandığı bir çöl vahasına doğru yol aldığımızı o anda düşünemiyordum bile. Ama birden çıktı karşıma bu ışıklar imparatorluğu !

IŞIKLARIN DANSI…

Masallarda varolabilecek inanılmaz bir gökkuşağının yere inmiş hali…şakır şakır her yer..pırıl pırıl..Sanki sadece kendilerinin duyduğu çok hareketli bir müziğin eşliğindeki milyarlaca kıvılcım molekülleri , bir parlayıp bir sönüyorlar…Bu  işlem ışık hızıyla olduğu için  sizin gözlerinizde  eşsiz bir ışık dansı izlenimi yaratıyor…Ta binlerce metre yükseklikten bile bu denli göz kamaştıran şehir kimbilir yere ayak bastığımızda nedir ; güneşin ta kendisi midir? Belki kurnaz Amerikalılar bu ışıkları  güneşten yürütüp, bir dizi soğuk füzyondan da geçirip;  çöl sıcaklığında muhafaza etmişlerdir.

Çünkü İkarus’un  kanatlarını eriten güneş burada KUMARUS ların kanatlarını eritiyor, onları yolunmuş birer tavuk  görünümünde bir başka arpa ambarına doğru  yeni bir umutla yolluyor.

Kumarusun kanatları benim sırtımdaydı artık. Kör talihi yenecek, onun gözlerinin tıpkı bir yeşilçam filmi mucizesiyle körlükten kurtulup beni görmesini sağlayacak,  ve ben buradan bir dolar milyarderi olarak ayrılacaktım…

Devam edecek: 3.BÖLÜM: KÖR TALİH ARTIK BENİ DE GÖR TALİH…

1090610cookie-checkABD’DEN… Kare as yahut Las Vegas

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

15 + twelve =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.