Afyon’da dağların ve derelerin isyanı var!

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Türkiye’nin önemli su havzalarından biri olan Afyon Akarçay Havzası madencilik tehdidi altında. Sultandağı Doğancık köyünde bir araya gelen yöre halkı, yıkıcı madenciliğin durdurulmasını istedi…

Türkiye’nin dört bir yanında devam eden vahşi ve yıkıcı madencilik projelerine karşı halkın tepkisi de yükseliyor. Dağlar, dereler, verimli ovalar ve meyve bahçeleri madenciliğin kıskacı altında. Ege Bölgesi’nin çatısı olarak bilinen Afyonkarahisar’daki Sultandağları da madencilik tehdidinden etkilenen bölgelerden biri. Sultandağı ilçesine bağlı Doğancık köyünde toplanan yöre halkı, yıkıcı madenciliğe karşı dağların, derelerin ve suların isyanını dile getirdi. Gelincik Ana ve Dort Deresi Koruma Platformu’nun ortak açıklamasında, “Sorumsuz, hukuk tanımaz, bilime kulak vermez yöneticilerin izin verdikleri bu kötü işlere karşı açtığımız davaların duruşmalarında üstün kamu yararını anlatamayanların kulağına da küpe olması dileğiyle, atalarımızın kanıyla sulanan bu topraklar, bu dağlar, dereler bizimdir, bizim kalacak!” denildi.

EGE’NİN ÇATISINDA YIKICI MADENCİLİĞE İSYAN VAR

Afyon ve Isparta sınırlarındaki Sultandağları Ege’nin çatısı olarak biliniyor. Bu bölgeden çıkan su kaynakları, bir yandan Akarçay Havzası’nı beslerken bir yandan da Akdeniz’e kadar uzanan yüzey suları ve gölleri besliyor. Havzadaki Akşehir Gölü tamamen kururken, Eber ve Karamık gölleri ise can çekişiyor. Kimisi sezonluk akışa sahip derelerin üzerine yapılan gölet ve barajlar ise suyun ekolojik döngüsünü bozan bir etkiye sahip. Sultandağlarının kuzeyindeki vadilerin benzersiz ekosistemi, bozkır coğrafyasına açılan bu bölgede üç ayrı iklim tipinin hüküm sürdüğü mikro-klima alanları yaratıyor. Toros sediri ile yabani fındık bu mikroklima sayesinde aynı vadide yetişebiliyor.

AFYON’UN YÜZDE 52’Sİ RUHSATLI, GELİNCİK ANA TEHDİT ALTINDA

Sulak alanlar yönünden de zengin olan Afyonkarahisar coğrafyasının yüzde 52’sinin maden ruhsatlarıyla kuşatıldığı düşünülünce bölgenin yakın gelecekte vahşi madenciliğin daha çok etkisinde kalacağı öngörülüyor. Sultandağlarının zirvelerinden biri olan Gelincik Ana, yöre halkı tarafından kutsal olarak görülüyor. Ancak kentin coğrafyasını kuşatan maden ruhsatlarından biri de Gelincik Ana bölgesinde. Geçtiğimiz yıl arama izni verilen maden firmasının yaptığı tahribat tepkiyle karşılanmıştı.

YÖRE HALKI KURUYAN DERE KIYISINDA EYLEM YAPTI

Eber Gölünü besleyen su kaynaklarını da tehdit eden madencilik yıkımının bir başka ayağı da göletlerle kurutulan dere yataklarındaki malzemeyi ganimet olarak gören kum ve çakıl ocakları. Sultandağı’na bağlı Doğancık köyündeki Dort Deresi de bunlardan biri. Sel ve afet riski taşıyan bölgedeki dere yataklarında usulsüzce malzeme alımı yapılmasına karşı yöre köylüleri hukuki mücadele yürütüyor. Seslerini duyurmak için Doğancık köyünde bir araya gelen yöre köylüleri, sömürge madenciliğine karşı eylem yaptı.

DERELER VE DAĞLAR HALKIN TEPKİSİYLE DİLE GELDİ

Eber, Doğancık, Yakasenek ve Deresinek köylüleri ile civar ilçelerden gelen vatandaşların katıldığı eylemde Gelincik Ana ve Dort Deresi Koruma Platformu’nun açıklaması okundu.

“Yatağı tahrip edilmiş Dort Deresi’nin etrafında toplanma nedenimiz; sadece, doğa rantçısı kum-çakıl tüccarlarının dere yatağımızı tahrip edip, bizleri sel felaketine ve susuz kalma riskine maruz bırakmalarına karşı itirazlarımızı dile getirmek için değildir” ifadelerine yer verilen açıklamada şöyle denildi: “Aynı zamanda, gelincik ana zirvesindeki ruhsat sahasında, ruhsat sahasının dışına çıkılarak, dere yatakları doldurularak açılan derin sondaj kuyularından içeriğinin ne olduğu bilinmeyen renkli su çıkışlarına neden olunarak yürütülen, yetkililerce denetlenmeyen hukuksuz maden arama ve sondaj faaliyetlerine karşı da sesimizi yetkililere duyurabilmek için toplandık. Bilindiği gibi, bölge halkının yaşam hakkını yok sayıp, biz Doğancık halkının görüşünü dahi alma gereği duymaksızın, hukuka ve bilime aykırı olarak verilmiş kum-çakıl ocağı- kırma-eleme tesisi projesine onay veren karara ve ayrıca ruhsata karşı dava açmış bulunmaktayız.

DAĞLAR VE DERELER İÇİN HUKUK MÜCADELESİ SÜRÜYOR

Ne yazık ki ruhsat iptali davamız, bize göre hukuki olmayan gerekçelerle Afyon İdare Mahkemesince reddedilmiştir. Karara karşı önümüzdeki günlerde istinaf yoluna başvuracağız. Diğer davamızın 22.05.2024 günlü duruşması ise şimdilik belirsiz bir tarihe ertelenmiştir. Önümüzdeki günlerde yeni bir duruşma günü verilince, o davamız da karara çıkacaktır. Bilindiği gibi, bölgemize can veren, Ege Bölgesi’nin çatısı Sultan Dağları’nın Gelincik Ana zirvesinde, değerli maden araması ve sondaj çalışması yapan Anazon adlı yabancı şirkete, yine halktan habersiz olarak izin veren MAPEG’e karşı da ZMO, Deresinek, Eber ve Yakasenek köylerinden 143 kişi ile birlikte ruhsat iptali davası açmış bulunmaktayız. Bu davamızın duruşması ise 29.05.2024 tarihinde, saat 09.30’da yapılacaktır. Öncelikle sizlerden, bu davalarımızın duruşmalarına katılmanızı ve haklı hukuk mücadelemizde destek olmanızı beklediğimizi ifade etmek istiyoruz.

ÖNLEM ALINMAZSA EBER GÖLÜ DE YOK OLACAK

Bilindiği gibi, bölge halkı olarak genel olarak tarım, hayvancılık ve arıcılıkla uğraşıyoruz ve hepimizin geçimi bu faaliyetlere bağlı. Eber gölü de eskiden kamışıyla, balığıyla bölge halkının geçim kaynağı iken, hatalı su politikaları, etrafındaki bölgede yürütülen vahşi madencilik faaliyetleri ile tarlalarda kontrolsüzce açılan sondaj kuyuları, gölün suyunun tarım alanlarına kaçak olarak aktarılması, derelerin üstüne yapılan baraj ve göletler nedeniyle suyunu hızla kaybetmiş; küçük bir bölümü hariç gölün suyu çekilmiştir. Kıyılarından çürümeye de yüz tutan göl, kötü kokular ve sivrisinek üreten bir suya dönüşmüştür. Önlem alınmazsa, diğer birçok gölümüz gibi, uluslararası sözleşmelerle korunan Eber gölü de kuruyacak, endemik Eber Sarısı yok olacaktır.

‘FİRMALAR SU HAKLARIMIZA KAST EDİYORLAR’

Köy halkının içme ve kullanma suyunun temin edildiği Dort Deresi’nde açılmasına izin verilen kum-çakıl ocağı-kırma-eleme tesisini işleten Ali Afyon ve Gelincik Ana Tepesi’ni delik deşik etmesine, sularımızı, dağımızı kirletmesine, dere yataklarının akışını kesmesine, ormanlık alanda canının istediği yerde sondaj ve arama faaliyetleri sürdürmesine izin verilen, yaptıkları usulsüz ve hukuka aykırı çalışmaları denetlenmeyen Anazon maden anonim şirketi, elbirliğiyle Eber Gölü’nün yok olma sürecini hızlandırmaktadırlar. Bu iki firma doğa üzerinden kazandıkları ve kazanmayı planladıkları para uğruna, sadece doğal dengeyi bozmakla kalmayıp, sağlıklı bir çevrede yaşama, su ve üretme haklarımıza da kastetmektedirler.”

‘RUHSAT VEREN YETKİLİLER HAKKINDA KAMU DAVASI AÇILMALI’

Bölgede yaşayan insanlarla canlıların yaşam haklarını yok sayan firmalara izin veren yetkililerin de suç işlediği iddiasına yer verilen Platform açıklamasında şöyle denildi: “İçme ve kullanma suyu temin edilen Dort Deresi’nde sürdürülen faaliyeti yasaklayan yasal düzenlemelere rağmen verilen ruhsat ve izin, suça konu nitelikte idari işlemlerdir. Benzer şekilde, hukukun açık hükümlerine ve daha önce kazanılmış Emirdağ altın madeni davasındaki karara rağmen iptal edilmeyen, ÇED gerektirdiği halde ÇED’siz işletilen bir süreç sonunda verilen ruhsat da suça konudur. Her ikisi de savcılık makamınca sorgulanmalı ve yetkililer hakkında kamu davası açılmalıdır.

‘SUYUMUZU, ORMANIMIZI MADEN UĞRUNA HEBA ETTİRMEYECEĞİZ’

Anayasal temelli ve haklı mücadelemiz, her iki firma da sahadan çekilip, sahipleri uslu uslu evlerinde oturmak üzere gidene kadar devam edecektir. Bizler, Erzincan İliç’te veya efem çukurunda ya da Cerattepe’de yıkıma uğratılan dağ ve dereler gibi, Gelincik Ana Dağımızı daha fazla yıkıma uğratmayacağız, Anazon adlı şirketin çıkaracağı değerli maden uğruna yaşamlarımızı, tarım alanlarımızı, suyumuzu, gölümüzü, ormanımızı heba ettirmeyeceğiz!

‘DERE YATAĞI ÇEVRESİNDEKİ TOPRAKLARI DA KUM DİYE SATTILAR’

Doğadaki geyiklerle beraber suyunu içip kullandığımız ve kullanma hakkı öncelikle bize ait Dort Deresi’nin yatağını da daha fazla tahrip ettirmeyeceğiz. Derenin etrafındaki verimli alüvyon toprakları kum diye alıp satanlara, dere yatağını oya oya su borularımızı açığa çıkaranlara daha fazla izin vermeyeceğiz! Ali Afyon adlı kişi para kazanıp cebini dolduracak diye çok da güçlü olmayan bir sağanak yağış sonrasında 29.04.2024 günü meydana gelip, dere yatağındaki su borularımızı patlatan sel felaketi gibi ya da daha büyük bir yağışta tüm bölgeyi etkileyecek bir sel felaketi daha yaşamamak için mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz!

‘BU DAĞLAR, BU DERELER BİZİMDİR, BİZİM KALACAK’

Bilinmelidir ki, bu iki firmanın kazanacağı para biz insanların ya da dağda yaşayan bir kızıl geyik yavrusunun veya bir tavşanın yaşam hakkından; hatta Eber Gölü kıyısında tüm ülkeye ve dünyaya sarı sarı açarak güzellik yayan Eber Sarısı’nın yaşam hakkından da üstün değildir. Sorumsuz, hukuk tanımaz, bilime kulak vermez yöneticilerin izin verdikleri bu kötü işlere karşı açtığımız davaların duruşmalarında üstün kamu yararını anlatamayanların kulağına da küpe olması dileğiyle, ‘atalarımızın kanıyla sulanan bu topraklar, bu dağlar, dereler bizimdir, bizim kalacak!’ diyerek sözlerimize son veriyor ve mücadelemize destek veren, gücümüze güç katan herkese saygılarımızı ve teşekkürlerimizi sunuyoruz.”

Sultandağları madencilik tehdidi altında
Eylemden
Eylemden
Eylemden
Akarçay Havzası, Türkiye’nin önemli su havzalarından biri
Afyonda köylüler madencilik yıkımına karşı eylem yaptı

 

 

 

2780820cookie-checkAfyon’da dağların ve derelerin isyanı var!
Önceki haberNetanyahu’dan onlarca sivilin yanarak öldüğü Refah saldırısı için ‘trajik bir hata’ açıklaması
Sonraki haber7. KIBRIS TÜRK KÜLTÜR FESTİVALİ
YUSUF YAVUZ
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.