Ah kadife çiçeğim, gönlümün turuncu ışığı

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Ahhh kadife çiçeğim, gönlümün turuncu ışığı. Bir sabah uyandığımda, gözlerimin önüne geliveren o ışıltılı suretine dokunup, köklerinden çiçeklerine, gövdenden yapraklarına vardım. Koynunda sakladığın o benzersiz kokunu içime çektim. Başımın tacı yaptım seni…
Kadife çiçekleri Anadolu’yu bir uçtan diğerine arşınlamış, en yaygın bitkilerden biri. Bunda kuşkusuz bitkinin geleneksel tarımda sebzeleri böcek ve çeşitli hastalıklardan korumak için kullanılmasının da etkisi olmalı. Ancak bunun dışında kadife çiçeğinin sosyo-kültürel bir geçmişi de var.
HİNDİSTAN’DAN ANADOLU’YA, İRAN’DAN ROMA’YA KADİFE ÇİÇEĞİ

Antalya’nın Manavgat ilçesine bağlı Değirmenözü köyünde 1980’li yıllarda çekilen bir belgeselde, yerel halkın bir düğününe tanıklık ediliyor. Prof. Dr. Yücel Aşkın’ın danışmanlığında Usta Yönetmen İsmail Çoruh’un çektiği ve 1989’da TRT’de yayımlanan Köprüçay Serüveni adlı belgeselde, Isparta-Aksu’da, Dedegöl Dağının koynundan doğup, irili ufaklı derelerle beslenerek koca bir nehre dönüştükten sonra Antalya-Serik’te, Boğazkent’ten Akdeniz’e dökülen Köprüçay’ın ve onun kıyısında yaşayan halkın öykülerine yer veriliyor.

DEĞİRMENÖZÜ KÖYÜNDE GELİN TACINI SÜSLEYEN KADİFE ÇİÇEKLERİ

Köprüçay’ın kıyısında yüzlerce yıldır varlığını sürdüren köylerden biri olan Değirmenözü’nde düğünden belgesele yansıyan görüntüler arasında dikkat çeken bir sahne var. Gelin başının üzerinde kuş tüyleri ve süslü işlemelerin yanı sıra boynuna kolye gibi taktığı kadife çiçekleri dikkat çekiyor. Bir ipe dizilmiş turuncu kadife çiçekleri hem görüntüsüyle hem de kokusuyla düğüne özel bir anlam katıyor olmalı.

KADİFE ÇİÇEKLERİ KALKÜTA’DAKİ ÇİÇEK PAZARININ GÖZDESİ

Kadife çiçeği, Torosların koynundaki Antalya-Değirmenözü köyüne yaklaşık 6 bin kilometre uzaklıkta bulunan Hindistan’ın Kalküta kentinde kurulan geleneksel çiçek pazarında en çok satılan çiçekler arasında yer alır. Sarı, turuncu, koyu kırmızı; rengârenk kadife çiçekleri, tüm Hindistan’da olduğu gibi Kalküta’daki çiçek pazarının da gözdeleri arasında. Kadife çiçekleri, doğumdan ölüme, düğünden cenazeye, inançtan kültüre yaşamın her alanına eşlik ediyor. Tıpkı Anadolu’nun çoğu bölgesinde olduğu gibi…

BİR TUTAM FESLEĞEN, BİR TUTAM KADİFE ÇİÇEĞİ

Özellikle Batı Anadolu kırsalında çoğu köyde kadife çiçekleri bir demet fesleğenle birlikte yeni ölen birinin mezarının üzerine bırakılır. Ölenin adının yazıldığı bir tahta, bir de kadife çiçekleri… Muğla’nın Milas ilçesine bağlı Çomakdağ köyünün kadınlarının başından hiç çiçek eksik olmaz. Kimi zaman gül, kimi zaman karanfil ama ille de kadife çiçekleri… Çoğu yerde yaşını başını almış erkeklerin de kulağının arkasında bir kadife çiçeği sokuşturduğu, öylece davar gütmeye gittiği ya da eşeksırtında aheste aheste bostana doğru yol aldığı görülür…

DAĞ KÖYLERİNDE KUŞAKTAN KUŞAĞA AKTARILAN TOHUMLAR

Antalya’da Akseki’nin, Gündoğmuş’un, Gazipaşa’nın, Elmalı’nın, Kaş’ın, Finike’nin; Isparta’da Eğirdir’in, Yalvaç’ın, Sütçüler’in, Şarkikaraağaç ve Aksu’nun dağ köylerinde kadife çiçeği tohumları asırlardır kuşaktan kuşağa aktarılan bir hazine gibi küçük bez keselerde özenle saklanır. Çünkü kadife çiçekleri içerdiği bileşenlerin bitkilere zarar veren böcekleri uzak tutan özelliği nedeniyle kültürel kullanımının yanında geleneksel tarımsal üretimin de vazgeçilmezleri arasındadır.

ANADOLU İNSANININ BAŞININ TACI

Domates-biber yetiştirirken, bahçe sularken, türkü söylerken, asker uğurlarken, kız çıkarırken, gelin alırken, kına yakarken, sevdiklerini öteki dünyaya uğurlarken… Anadolu insanı kadife çiçeğini hep baş tacı yapmıştır…

ANAVATANI MEKSİKA OLAN KADİFE ÇİÇEĞİ ANADOLU’YA NASIL GELDİ

Anavatanı Meksika olarak bilinen kadife çiçeği nasıl olup da binlerce kilometre uzaklara yayılmış ve Latin Amerika’dan Hindistan’a, İran’dan Anadolu’ya, Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya, böylesine baş tacı edilecek kadar sevilmiş olabilir? Meksika’nın yerli halkı olan Aztek’lerin dini törenlerde ve tıbbi amaçlarla kadife çiçeklerini kullandıkları, bitkinin İspanyol sömürgeciler tarafından 16. Yüzyılda Avrupa’ya götürüldüğü kaydedilir. Ancak Avrupalı kâşifler ve sömürgeciler tarafından Amerika kıtasının ve Meksika’nın henüz keşfedilmediği zamanlarda, hatta Roma imparatorluğu öncesinde Avrupa Akdeniz’inde kadife çiçeğinin yetiştirildiği, adına efsaneler, mitler oluşturulduğu biliniyor. Avrupalılar’ın ‘Marigold’ adıyla andığı kadife çiçeğinin geçmişiyle ilgili soruya her durumda kesin bir yanıt vermek kolay değil. Bana kalırsa gerekli de değil. Özellikle de egemenlerin gözünden yazılmış tarih dizgesi çoğu zaman gerçeği olduğu gibi değil, istenildiği gibi yansıtmakta epeyce yol almışken. Çünkü bazı kalıplar insanın zihin çekmecelerinin kendi dilediği gibi derli toplu durmasından yana yontularak hazırlanmıyor mu. Bu yüzden yaşamın birçok ortak yanını teğet geçmiyor muyuz?

ADINI ETRÜSK DİNİNİN PEYGAMBERİNDEN ALAN ÇİÇEK

Ama yine de kadife çiçeğinin geçmişine kısaca bir göz atmamızın sakıncası yok elbette. Bilimsel adı ‘Tagetes’ olan kadife çiçeği, oldukça kalabalık bir bitki ailesi olan papatyagillere (Asteraceae)  mensup. Yeryüzünü sarıp sarmalayan bu büyük ailenin en göz alıcı üyelerinden biri denilebilir. Kadife çiçeğinin bilimsel adı olan Latince Tagetes’in kökeni, Etrüsk inancının kurucusu olarak bilinen ve Jüpiter’in torunu olduğuna inanılan Tages’ten geliyor. Roma kültürünü de etkileyen bu inanca göre Etrüsk inancının peygamberi olan Tages, bir çiftçinin tarlasını sürdüğü sırada topraktan çıkmıştır. Kadife çiçeği de dikildiği bahçelerde, tarla kenarlarında her yıl yeniden çıkarak bu inanışı somutlarcasına binlerce yıldır varlığını sürdürüyor.

ELBRUZ DAĞLARINDA BİR KÖY: MASULE’NİN KADİFE ÇİÇEKLERİ

İran’da da büyük kentlerden uzak dağ köylerine hemen her yerleşimde kadife çiçekleri hayatın içinde yer alıyor. UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Erdebil’deki  Şeyh Safiyüddin Erdebili külliyesi bahçesinin peyzajının önemli bir parçasını kadife çiçekleri oluşturuyor. Tahran, Meşhed, İsfahan, Şiraz ve Tebriz gibi büyük kentlerin parklarında kadife çiçeklerini görmek mümkün. Elburz Dağları ile Hazar Denizi arasındaki dağlık bölgeyi oluşturan Gilan eyaletine bağlı Fumen kentindeki Masule köyü de kadife çiçeğinin vazgeçilmez olduğu yerleşimlerden. Birbiri ardına yamaçlara sıralanmış toprak damlı geleneksel evlerin peyzajını kadife çiçekleri tamamlıyor. Pencere önlerinde, bahçelerde ve küçük dükkânların kıyılarında Jüpiter’in torunu Tages’in efsanesini, Hüsrev ile Şirin’in öyküsüyle harmanlayarak yaşatmaya çalışıyorlar sanki. Günün büyük bölümünde sisle kaplı olan Masule köyünde sabahın ilk saatlerinde gün ışığını arayan kadife çiçekleri büyülü bir masal âleminin parçası gibiler.

DİNLER VE DİLLER DEĞİŞSE DE KADİFE ÇİÇEĞİ DEĞİŞMİYOR

Tıpkı masallar, efsaneler ve inançlar gibi kimi bitkiler ve çiçekleri de binlerce yıldır sınırlarını insanların çizdiği coğrafyaları aşıp, insana rağmen insan için varoluş öyküsünü anlatmayı sürdürüyor. Dinler, diller, ırklar değişse de kadife çiçekleri o insanı büyüleyen renkleri ve ince, etkileyici kokusuyla hep aynı etkiyi bırakıyor yeryüzünün dört bir yanındaki insanlarda. Anadolu coğrafyasına ilk kez nasıl ve kimler tarafından getirildiği hakkında kesin bir bilgimiz olmasa da kadife çiçeklerinin bu toprakların insanları tarafından halen tercih edildiğini görmek güzel.

BEN ONUN IŞIKLI SURETİNE VURGUNUM

Tıbbi ve aromatik yararları, kimyasal ve antibakteriyel özellikleri ile onlarca başka bileşeni elbette değerlidir ve şimdilik bir kenarda durabilir. Ben ilk gördüğüm günden beri onun ışıklı suretine vurgunum.

Tüm yeryüzünü adımladığı ve her gittiği yerde baş tacı edildiği halde sanki hep o uzak dağ köyünden başka bir yere gitmemiş gibi oralı kalabilen…

Büyüleyici bir kokusu olduğu halde bunu büyük bir tevazu ile içinde saklayan ve ancak hissedebilene aktaran…

Tanrıların, efsanelerin ve masalların içinden geldiği halde yalın bir halk türküsü gibi en zor topraklarda bile varlığını sürdürebilen…

Güneşten kopmuş bir ateş topu, aydan süzülmüş bir ışık huzmesi, gökten inmiş bir çiy damlasıyken bir Kalenderi dervişi gibi ışığını içinde saklayıp kendini gizleyebilen…

Ah kadife çiçeğim…

Gönlümün turuncu ışığı…

Bir sabah uyandığımda, gözlerimin önüne geliveren o ışıltılı suretine dokunup, köklerinden çiçeklerine, gövdenden yapraklarına vardım; koynunda sakladığın o benzersiz kokunu içine çektin beni. Ah ömrümün en güzel çiçeği, başımın tacı yaptım seni…

 

Önceki haberSeçim anketi: CHP arayı kapattı, MHP baraj altında kaldı
Sonraki haberİNGİLTERE… “Medeni” batılıların günahları
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

seven + fifteen =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.