AKP’nin ekonomi zaferi mi?

Olağan süreç mi, rastlantısal mı, yoksa iradî düzenleme mi, bunu bilemem, ama ekonomiye ait son dönemlerdeki göstergeler üzerindeki hassas ayarlamalar, ister istemez AKP dönemini bir ekonomik zafer olarak yansıtmaktadır. Başka bir açıdan bakıldığında, fert-başına gelir artışı müthiş bir şekilde yükselerek, neredeyse 10 000 dolar düzeyine yaklaşmış olduğu ifade edilmektedir. Bundan 3 – 5 yıl önceleri, 3 000 dolar dolaylarını zorlayan fert-başına gelirin 10 000 dolar dolaylarına geldiğinde sorunlarımızın hafifleyeceği ve sosyal huzura kavuşabileceğimiz tezi ileri sürülüyordu. Ne gariptir ki, fert-başına gelirimizin 10 000 dolar dolayına tırmandığını iddia ettiğimiz günümüz koşullarında sosyal sorunlarımız hafiflemediği gibi, tam tersine, yükselmiş bir görüntü sergilemektedir. Bu durumda ya gelir rakamlarında bir yanlışlık vardır, ya da gelirle sosyal sosrunlar arasında doğrusal bir ilişki bulunduğunu düşünmek gerekir. Konunun ikinci boyutunun benim alanımın dışında kalması yanında, bu konunun böyle bir yazı boyutunda ele alınmasının olanaksız olması, beni birinci konuya yöneltmektedir. Yazının geri kalan bölümünde fert-başına gelirin birkaç yıl içinde 3 bin dolarlardan 10 bin dolarlara yüksel(til)mesinin patolojisini sergilemeye çalışacağım. Bu arada şunu da unutmayalım ki nüfusumuzun da her nasılsa 3 milyon dolayında az olduğu ileri sürülmektedir.

AKP dönemi birçok nedenlerden dolayı fevkalâde şanslı bir dönem olarak tarihe geçecek. Ama, aynı zamanda AKP iktidarı fevkalâde beceriksiz bir siyasal  kadro olarak tarihe geçecektir. Önce AKP döneminin şansından söz edelim. AKP’nin dış kaynaklı ve iç kaynaklı olmak üzere iki şanslı oluşum üzerine oturduğunu artık bizzat AKP’li “Sahibinin Sesi” yazar-çizerleri de dillendirmektedir. Bunlardan dış dünya ile ilişkili olanı dünya finans piyasalarında görülen anormal şişkinlik ve bu  balondan Türkiye’nin de bir miktar hisse kapmış olmasıdır. AKP iktidarının üzerine oturduğu ve iç ekonomi ile ilgili olgular ise, kriz ekonomisinin sergilediği kriz sonrası olağan genişleme refleksi yanında, özelleştirme sevdasıyla en değerli ulusal varlıklarımızın haraç-mezat satışı ile bütçeye bir miktar rötuş yapılmış olmasıdır. Teorik olarak biliyoruz ki, her kriz dönemi sonrasında, ölenler ölür, kalanlar daha diri olarak yola devam eder. Bu nedenle, krizler kapitalizmin kendini yenileme ve güçlenme aşamaları olarak da bilinir. 2001 derin krizinden sonra, ekonominin belirli bir toparlanma dönemine girmesi AKP’nin marifeti ve becerisi değil, sistemin içsel dinamiklerinin eseridir. Diğer taraftan, değerli ve kârlı ulusal kuruluşların haraç-mezat satışıyla AKP’nin bütçe rötuşu da herhalde AKP’nin artı hanesine yazılacak bir politika olmasa gerek. Nitekim, bu alanlarda deniz bitince AKP bu kez de suları karayollarını ve ormanları satmaya kalkmış bulunmaktadır. Kısacası, har vurup harman savuran bir iltidarın bazı iç ve dış gelişmelerin yardımı ile oluşturduğu 3-4 yıllık yapay parıltı ancak partinin kendi teşkilâtı içinde övünç vesilesi olabilir.

AKP sahte parıltılar oluştururken uyguladığı faiz politikası ve TUİK’in son hesapları ile büyük çöküntüyü kurtarmaya çalışmaktadır. Devamlı olarak geriletilen kur milli geliri dolar bazında olağanüstü yüksek göstermiştir. Kurun baskılanması amacıyla uygulanan yüksek faiz ise, bir yandan içeride sanayileşmeyi ve yatırımları engellerken, diğer yandan da iç üretimin geriletilip, ithalatı artırmış ve en temel ihraç ürünlerinde bile yabancı girdi oranının % 75’ler düzeyine çıkmasına neden olmuştur. Bu süreç, aynı zamanda, carî açığın ve işsizliğin büyümesinde de çok önemli bir rol oynamıştır.

AKP döneminde kamu borçlarının azaltıldığı ifade edilmektedir. İlk bakışta bu söylem doğrudur. Ancak, daha derin bir analiz, dış borçların kamu kesiminden özel kesime kaydırılmasından AKP hükümeti politikalarının etkili olduğunu gösterir. Zira, içte bir yandan faizler yüksek tutulurken, diğer yandan da küçük ve orta boy işletmeler çökertilirken büyük üretici firmalar gerek girdi, gerekse sermaye gereksinimlerini dış kaynaklardan sağlama yoluna gitmişlerdir.

Kısacası, ancak bu kısa yazı boyutunda bu çekilde özetlenebilecek AKP politikaları hiç de, fert-başına 10 bin dolara çıkmış gibi gösetrilen gelir düzeyinden anlaşılabilecek kadar sağlıklı değildir. Ne var ki, iktisat kısa dönemli manipülasyonlarla uzun dönem macerasına atılamaz. AKP sadaka ekonomisini geliştirerek halkın gözünü boyadıkça, ekonomiyi ve halkımızı uluslararası büyük sömürücülerin kucağına atmaktadır. Bu işin bundan sonraki  çözümü halka aittir! AKP’nin uluslararası rolünü ulusal çıkarlar lehine döndürmek halkın strateji alanı içinde olmalıdır!

_________________

* Prof. Dr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.