ALMANYA’DAN… Yetkililerin gereksiz alınganlığı

Alman yetkililer alınacaklarına, anlamalılar bu güvensizliği

Hoyerswerda, Rostock, Möln, Solingen ve daha nice acı anılarla dolu biz Almanyalı Türkiyeli’lerin yaşamı. Nasıl unuturum Rostock’ta bir Alman tv kanalı kameranı da binada olduğu için Bonn’dan havalanan anti-terör timlerinin son anda yanmaktan kurtardığını Vietnamlıları! Bir bina ateşe verilmiş. Dışarıda neo-nazi yaratıklar ve içeride çaresiz Vietnamlı işçiler ve ben de dahil tüm Almanya naklen izlemekteydik bu vahşeti.

Möln’de yakılarak katledilen insanlarımızın yanan evini bu saldırının birinci yılında ziyaret ettiğimde göz yaşları ile konuşmamı yaptığımı nasıl unutabilirim?

Solingen’de katledilen çocuk ve kadınlarımızın yanarak can verirken polis tutanaklarına kaydedilen yakarışlarını okuduğumda neler hissettiğimi ve bir toplantı salonunun bir anda nasıl sessizliğe büründüğünü nasıl unutabilirim?

Rüsselsheim’de iki ufak çocuğumu evime yapılacak bir molotof saldırısı durumunda üçüncü kattan indirebilmek için özel olarak yaptırdığım ip merdiveni ve aylarca gecelerini çocuk odalarında geçiremeyen ve bugün biri Alman ordusunda askerlik yapmakta olan çocuklarımın “baba neo-naziler bizi niye öldürmek istiyor?” diye soruşlarını nasıl unutabilirim?

Ben de o yüzbinlerce Almandan biriyim. Adana doğumlu. Alman vatandaşıyım. Ülkem Almanya için beş buçuk yıl Avrupa Parlamentosu milletvekilliği yaptım. Bu süre zarfında Almanca’nın AB dili olarak hak ettiği değeri görmesi için verdiğim kavga kitaplara bile yansıdı. On beş yıldan uzun bir süre devlet bünyesinde ülkeme hizmet ettim. Brüksel’de eyaletim Hessen’i temsil ettim. Hala yurtdışında Almanya için de çaba vermekteyim.

Ama ben ne yazık ki Almanya’ya girerken sınır kapısında sınır polisinin tipim Türk olduğu için pasaportumu ayrı bir özenle kontrol etmesini, THY uçağından çıktığımızda polis köpeklerinin valizlerimizi ve bizi kokladığı bir koridordan geçmeyi ve daha nice bir Alman kökenli Alman vatandaşına çok seyrek olarak yapılan uygulamaları sürekli sineye çekmek zorundayım.

Almanya maalesef ki biz Türkiye kökenli vatandaşlarını bağrına basmayı becerememekte. İstenildiği kadar tersi ilan edilsin bizi koruyamamakta. Almanya’nın Doğusu’nda kimse bana tatil yaptıramaz. Almanya’nın Doğusu’nda gece karanlıkta sokağa çıkamayacağım çok köşe biliyorum. İşte bizim göç öykümüzün hazin yanıdır bu.

Çocuklarım bir Alman annenin oğulları olarak “kendileri Alman olduklarından hiç şüphe duymadılar” ama okulda onlara “senin baban Türk neden adın Muhammet değil?” diyen hocalarla kavga etmemi ya da büyük oğlumun “okulda üç grubuz, Almanlar, melezler ve yabancılar” diye günlük yaşamını anlatışını nasıl hüzünle dinlediğimi anlatamam.

Ve şimdi Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu’nun 9 canımızı yitirdiğimiz Ludwigshafen’de ağladığını gördüğümde onu çok iyi anlıyorum. TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk defa bir TC Başbakanı’nın onurlu bir şekilde vatandaşlarına sahip çıktığını gösteren bir karar alarak Almanya’ya elli kişilik bir ekip yollaması beni sevindiriyor. 10 Şubat 2008 Pazar Günü TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Köln’de gerçekleştireceği toplantı şimdi bambaşka bir anlam kazandı. Almanya’nın görmesi gerekiyor artık: Alman vatandaşı olsun ya da olmasın Almanyalı Türkiyeliler güvenemiyorlar Alman Polisi’ne ve diğer sorumlulara. Bunun neden böyle olduğunun cevabını Almanya’da sorumluluk taşıyanların araması gerekiyor!

Elli kişilik Türk Heyeti geldi diye alınanlara diyeceğim: alınacağınıza anlayın ülkenizdeki Türkiyeli’lerin sizin eseriniz olan size güvensizliğini!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

five × 4 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.