Altı üstü bir küre…

Bir yüzün şeklini çizen sizin kaleminiz olsaydı eğer, kolayca çizebilir miydiniz  hiç tanımadan sevdiğinizin resmini? Bu kadar emin misiniz kendinizden? Göğün ve yerin saltanatına, bir ‘hayır’ınız yetseydi, yine de gömer miydiniz toprağa sevdiklerinizi? ya da gönderir miydiniz bilmediğiniz bir gezegene sevdiğinizin küllerini?


Bizi birbirimize yaklaştıran sebepler birimizin dudakları arasında olmasaydı…. yine de sınar mıydık aynalarda güzelliğimizi? Çıktığımız yolların dönüşünde biri bizi karşılamasaydı… yine de güzel gelir miydi bu gitmeler?


Ne akıl erer düşünceye, ne aşk …ne söz yeter izaha, ne beden… Ne gerçek yetişir ölüme ne düzen… Cesareti kim denemiş ki sonuna kadar, niye hala kanıt bekler bütün büyük aşklar? Denizlerin, gökyüzünün, toprağın da bir gerçeği var ama o kadar büyük bir ahenk içinde ki, yama durmuyor hiç bir bitki, hiç bir hayvan… O yanaklarınıza incecik inen iki iri gözyaşı… acaba hangi öfkeyi bastırdı bunca zaman?… O kadar sarhoş muydunuz ki de görmediniz, suların niçin çalkalandığını, gökyüzünün niçin bulandığını, aynaların niçin neşenizi çaldığını, kalbinizin nasıl parçalandığını, dalgaların, rüzgarların ve en önemlisi bu yolların … o yüzden mi görmediniz ‘altı üstü bir küre’ dediğiniz bu dünyanın içine nasıl bir 
hayat sıkıştırdığınızı?… Acaba o kadar mı mutsuzdunuz, o kadar mı hiçe saydınız yalnızlığınızı?


Şu ufuk çizgisinde görünen küçücük gemiler, yakından ne kadar da büyüktürler…Bu; seller, bu depremler, bu afetler,bu kaybedişler… Bu sevince geceleri gündüz eden hayaller, bu sarhoş kelimeler, sigarasız geceler, aşk bitince susan şiirler, içinde ruh olmayan kötü besteler, bu en çok da suyun olmadığı anlarda suya duyulan gereksinimler… Bu yol zannettiğimiz de yolu yol yapmadığımız sapaklar, hançerini boğazına dayamış yalancıktan düellolar, savaşı da barışı da kader sandığımız korkunçluklar… Bu; sevdi mi bir kızı, kahraman olacak kadar çok seven adamlar… Bu; sevdi mi bir adamı ayağına paspas olacak kadınlar… Yani bu dünyanın içinde vaaaar olanlar?…Yani insanı insaaaan yapan duygular… Ne yani aslında hiç yok muydular?  Yani bütün bu ihtişam, bu bu aşk, bu ölesiye sevdalar, bu yaralı martılar, bu hüzünlü vedalar… bu geçim derdi, bu seçim derdi bu tercihler, bu paylaşımlar… bu yitirilenler, bu kazanılanlar… Uzaktan bakınca sadece küçücük bir kürenin yuvarlağında mıydılar?.  Ne yani sizi öylesine mi gördü size biraz 
uzaktan bakanlar?


Nedir bizi birbirimize yaklaştıran sebepler? Birbirimize değebilir miydik, birbirimize teğet geçseydik eğer? ‘Hakikat’ der buna eskiler… ve en gerekli olduğunda cümlelerinin içinden geçer.. ’gerçektir’ şimdilerde tercümesi. Acaba ‘hak etmekten’ mi gelir, ‘gerçek’ de böyle birşey midir?  Peki sizin hak’ikat’iniz nedir ?… Eğer bunca ölümün, bunca acının içinde, göğsünüzde oluşmadıysa küçücük bir şüphe, som altından olsa kaç yazar kalbiniz? Yol yola benzer canım her memlekette… Ay her yerden ay, güneş her yerden güneş, insan her zaman her yerde özgür ve nerede ölmek isterse orada ölür. Peki nedir sizin dünyayı anlatma tarzınız? Hala küçücük bir küre midir içinde yaşadığımız?


Siz iyisi mi nefis bir uyku çekin bu gece. Unutun titrek dudakların size değen özgeçmişini. Siz en iyisi bu gün, yıkayın yüzünüzün en çocuk yerini, teğet geçsin kelimelerin anlaşılır dili. Temizleyin masum çapaklarınızı gözlerinizden hadi… Temizleyin ki  engellesin iki küçük göz yaşı, asıl gerçekleri görmenizi… Bir insanın bir insana verdiği en büyük ziyandır, aşkın aşka teğet geçmesi. Ve sizi öldüren tek şeydir hayatın analitik dili…


Siz bu gün uykulu gözlerinizle, ağzınızdan çıkan minicik bir sözünüzle, oyuncak mı sandınız uzaktan gemileri? Yalan mı sandınız oturduğunuz yerden gerçek sevgileri? Neymiş efendim bizi birbirimize yaklaştıran sebepler? Bir kaç güzel bakış, üç beş  afilli kelime ve şu içinde yaşadığımız küçücük küre… öyle mi?….


İçinizden birinizin gözleri teğet geçseydi gözlerime, yine de anlatabilir miydim bütün bunları size?..


[email protected]


SİBEL BENGÜ’NÜN DİĞER YAZILARI


– Çok sevgili sevgililer günü için…
– Açık reçete…
– Çocuk
– Sen de kimsin?
– Kar yağarken pencerenden…
– Bayramları nasıl bilirdiniz?
– Ne kadar buradasın?
– Bu hayat nasıl geçer?
– Aşık kimdir?
– Aşk ne değildir?
– Aşk nedir?
– Herşeyin bir şeyi vardır…
– İyi insan kimdir?
– Kaygı çok kaygan bir kelimedir…
– Bumerang aşklar…
– İstanbul’da yine yağmur var…
– Kelimeler, kelimeler, kelimeler…
– Bir şairin bildiği sevgi/ Attila İlhan için…
– Nedir, niyedir? Neyse…
– İnsan bazen kendini bırakıp delice gitmek istiyor…
– 3 kadın 1 kritik…
– Hayatın şablonu mu var?
– Haydi dostlar buyrun kahveye…
– Muhakkak…
Aşk’a herşey dahil…
Bir İstanbul hatırası
Kadın dediğin
– ‘Adam gibi adam’ dedikleri…
– Mantığım intihar, ruhum serseri… 
– Hiç-bir-şey anlamıyorum… 
– Hayal adalar… 
– Kırmızı başlıklı kızın nesi var?  
– İstanbul’a bir günlük firar… 
-Bırak deli desinler… 
-‘Sen benim rüzgar gülümsün…’ 
-Pardon tanışıyor muyuz? 
-İstanbul 
-Kıymık… 
-Siz mağrur musunuz? 
-Ne kadar önemsiyoruz yarınlarımızı? 
-Küçük şeyler… 
-Yürek mahrem bir bölgedir 
-Kiler… 
-Keşke 
-Anne karabiyesi… 
-Tren garları… 
-Yangın yeridir yürek, külleri kelimeler…
-Bir gün… gemiler… geçer… 
-Önsöz 
-O fotoğraf… 
-Durup dururken… 
-İçiyorsam sebebi var…
-Susmak üzerine… 
-Zor…anlatması zor… 
– Ciddi insan… 
-Kalbim Anadolu…
-Aşk niye biter? 
-Oğlum şiir oku…çünkü…
-Ne olmazsa olmasın, içinde sen varsın 
-Ölüm diye bir şey var… 
-Kırmızı başlıklı kızın neyi var?.. 
-Bebek’te gitmek zamanı…
-Kadın…nedir senin aşktan anladığın?

694080cookie-checkAltı üstü bir küre…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

fourteen − three =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.