“Şalter indirildi, bir karanlık çöktü”

Londra Üniversitesi’ndeki Türkiye’de Basın Özgürlüğü konferansından izlenimler:

CHP İngiltere Dayanışma Derneği (CHP İDD) geçtiğimiz hafta Londra’da Türkiye’nin önemli bir bilim ve politika gazetecisini ağırlayıp Londra Üniversitesi’nde bir konferans gerçekleştirdi. Konu Türkiye’de Basın Özgürlüğü ve konuğumuz Cumhuriyet gazetesi yazarı Orhan Bursalı idi.

Orhan Bursalı’yı dinlediğimde Dayanışma Derneği’nin ne kadar da doğru bir seçim yaptığını daha iyi anladım. Bursalı, bize 1 saat içinde sadece tutuklu bir mesleğin sıkıntılarını değil, tutuklu ve baskı altındaki bir ülkeyi anlattı. Sonunda da hepimizin yüreğine ağır gelen bu manzaradan korkmamamız gerektiğini söyledi.

Orhan Bursalı’ya göre basın özgürlüğü diğer bütün özgürlükleri test etmeye yaradığı için daha da önemliydi. Basın özgürlüğü, hukukun özgürlüğünü ve tarafsızlığını, insan haklarını, koyun haklarını, çevre haklarını test etmenin en önemli aracıydı. Başka bir özgürlükten daha önemli değildi ama “neyin iyi neyin kötü olduğu”nun dayatıldığı toplumlarda basın özgürlüğü bütün özgürlüklerin kraliçesiydi. Bu nedenle de toplumu dönüştürmek isteyenlerin her zaman basın ile sorunları vardı.

AKP’yi tartışacak herkese başucu kitabı olan “10 Yıldır AKP” kitabının da yazarı olan gazeteci Bursalı, basın manüpilasyon yöntemlerinde AKP’nin hakkını da teslim ediyor ve başarılı buluyordu:

“Birincisi kendi medyalarını inşa ettiler ve bu medyayı kurarken kamu kaynaklarını aktardılar. İkincisi kendilerinden olmayan medyayı satın aldılar. (Kanaltürk örneği) Üçüncüsü Doğan Medya grubu gibi merkez medyayı tarafsızlaştırdılar. Gözcü gazetesine operasyon çektiler, NTV’de siyasi, tarışma programlarını kaldırıp gazetecileri temizlediler. Star TV satıldı, Uğur Dündar kapının önüne konuldu, dizi kanalı yapıldı. Merkez medya Sözcü hariç ele geçirildi.”

Gazeteci Bursalı, yaşanan durumu çarpıcı bir biçimde özetliyordu:

“Şalter indirildi, bir karanlık çöktü.”

Böylece artık medya ortamı değişmiş, iktidar açısından kontrol zorlaşmıştı. Günlük haberleşmelerin, haberin, gerçeğin, olgunun ve bilginin dolaşımı gazetelerin ve TV’lerin dışına kaymıştı. Tirajlardaki ve izleme oranlarındaki trajik düşüşler bunun kanıtıydı, “güçlenen bizdik ve işleri zordu.”

Sadece reklamdan kazanan, okura ve izleyiciye bedava sunulan bir ortam sayesinde iletişim artık demokratikleşmiş ve milyonlar tarafından anında paylaşılmaya başlanmıştı.

AKP iktidarı bir çıkmazın içine girmişti. 2004-2005 yılları arasında, Hürriyet hariç, iktidar yanlısı medya yüzde 41 düzeyindeyken bugün bu oranın ülke genelinde 4100 gazetenin yüzde 92’ini ele geçirmiş olması bile, bilginin ve gerçeğin milyonlar tarafından öğrenilmesini engelleyememişti. Bilgiler paylaşılıyor ve sokaklar gümbür gümbür muhalefet yapıyordu. İşte AKP böyle bir ortamda tıpkı Ufuk Güldemir ile denediği CIA destekli Yarın gazetesi projesi gibi operasyonel proje gazetelerini yürürlüğe koydu ve Yasemin Çongar ve Ahmet Altan yönetimindeki Taraf gazetesini yayınlattırdı. Eş zamanlı olarak gazetecileri de kapsayan büyük operasyonlar başlatıldı. Gerçekleri karartan tartışma programları için bugünler için yetiştirilen elemanlarını piyasaya sürdüler ve “Bu kadar namussuzluk ve alçaklık yaşanmadı.”

“Osmanlıyı Atatürk çökertti” demeye başladılar. Merkez Sağın izlediği ekonomik ve siyasi programlar artık Cumhuriyeti ve Türkiye’yi çökertmiş ve sömürü düzeninin altın vuruşu AKP’ye kalmıştı. Bir yandan haberleri de sayfalarına koymak isteyen editörlerin seçtiği başlık, yer vereceği sayfa ve büyüklük ölçütü artık kamu yararı değil, Başbakanı kızdırma derecesiydi.

Gazeteci Orhan Bursalı’ya göre, AKP alabileceklerinin sınırına dayanmıştı. Ülke genelindeki 4100 gazetenin yüzde 92’sini kontrol altında tutmasına rağmen toplam günlük gazete satışının 2 milyon 400 binini kontrol edebiliyordu. Buna tarafsızlaştırılan ve dolaylı destek aldığı diğerlerini de eklediğimizde 1 milyon gazete satışını daha AKP hanesine kaydetmemiz mümkündü. AKP’ye cepheden karşı olan Aydınlık, Sözcü, Cumhuriyet, Yurt, Yeniçağ gazetelerinin tirajlarının toplamı ise 500 bini bulmuştu. Medyada önemli bi,r karşı koyuş ve güçtü bu rakamlar.

Medyayı kontrol etmesi AKP’ye belki geçici bir üstünlük sağlamış fakat ülkeyi basın özgürlüğü sıralamasında 138’nci sıraya düşürmüştü. Şu an itibarıyla Türkiye’de 94 gazeteci cezaevlerinde, yüzlercesi ise mahkeme önlerinde süründürülüyordu.

Gazeteci Orhan Bursalı sözlerini şöyle bitirdi:

“Ben gazeteciyim. Benim işim eleştirmek. Ben bana sunulan doğrular arasında olmayanı görmek ve okurlarıma bunu sunmak isterim.”

______________

* Orhan Bursalı’nın Londra Üniversitesi’ndeki konferansını Açık Gazete yazarı İrfan Taştemur yönetti ve izlenimlerini okurlarımızla paylaştı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.