Anayasayı kimler yapmalı?

Anayasadan şikayet etmeyen yok.
Birinci cumhuriyetciler, yani ulusalcılar “Anayasa değişmeli… ama…” diyor.
İkinci cumhuriyetciler “Bu anayasa faşist anayasa. Derhal değişmeli bunun aması maması yok” diye kestirip atıyor…
Bu anayasayı  1981’de  “Danışma Meclisi”ne dayatarak çıkartan 12 Eylül 1980 İhtilalinin lideri “netekim” Ahmet Kenan Evren Paşamız Marmaris’teki yazlığında hem sessizliğini muhafaza ediyor, hem de “nü” tablolar üreterek adeta “nanik” yapıyor…
Sivil toplum kuruluşları ise şaşkın.
Bu anayasadan şikayetci olmayan yok aslında.
25 yıldır, yani çeyrek asırdır değiştirilmediği madde kalmadı sayılır.
Yenisi lazım.
Kesin şekilde ve acilen yeni ve  çağdaş bir anayasa gerekli.
Peki Anayasayı kim yapacak?
Anamuhalefet “değişmeli, ammaaaa..” dedikten sonra şöyle bir görüş ortaya atıyor:
“Bizde anayasa değişikliğini bu iktidar yapamaz, yapmamalı. Neden? Çünkü anayasalar, üzerinde hemen herkesin uzlaşacağı metinler olmalı ve bunu özel bir meclis yapmalı.”
Gelelim şimdi bu görüşün ardındaki niyete.
Niyetten önce bu görüş ne kadar gerçekci ona bakalım.
1924 anayasası Büyük Kurtarıcı Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının eseri.
Tek parti yönetimi anayasası.
Askerler ağırlıkta.
Son derece doğal.
O günün koşulları içinde yapılan en iyi anayasa.
Ama zamanla anayasalar da ihtiyaca yanıt veremez hale geliyorlar.
Nedeni açık: Herşey değişiyor. İnsanlık gelişiyor. İstek ve arzular yeni şekil alıyor. Alışkanlıklar terkediliyor, tabular yıkılıyor. İnançlar yeni şekil alabiliyor. En önemlisi insan ihtiyacı duragan değil, devamlı değişim içinde.
Özetle her anayasa eskiyebilir, milletlerin ihtiyacına yanıt vermeyebilir.
Zaten hiç bir anayasa da elbise gibi olmuyor.
Bazen dar, bazen bol gelebiliyor.
Nitekim, 1924’den sonraki değişiklik üzerinde fazla durulmazsa 1960 İhtilalini yapanlar 1924 anayasasını değiştiriyorlar.
Daha açığı, ihtilalden sonra kurdukları Kurucu Meclis üyelerine 1961 anayasasını yaptırıyorlar.
Kendi seçtikleri üyeler.
Askerler “yap” deyince diretecek halleri yok.
Zaten ihtilalin kışkırtıcı olduğu iddia edilen CHP’liler Kurucu Meclis’te çoğunlukta. İhtilali alkışlayan üyeler askeri yönetimin emirlerine, önerilerine ve talimatlarına kuzu kuzu  uyuyorlar. Son derece özgürlüklü bir anayasa ortaya çıkarıyorlar.
Bu anayasa öylesine özgürlükcü ki kısa zamanda millete, yani üstümüze bu kez “ bol” geldiği için eleştiriye uğruyor.
Askerler ülke süt liman iken, kalkınma hızı 7 iken, ensflasyon tek haneli iken sadece gençler sokaklara döküldü “Komünistler dağa çıktı, ihtilal yapar bunlar”  gerekçesiyle 1971’in 12 Martında Demirel yönetimine el koyuyorlar.
Dönemin demir yumruklu sivil-asker yönetiminin Başbakanı rahmetli Nihat Erim (CHP’nin ileri geleni ve akil adamlarından) mevcut anayasanın üzerine şal örtülmesi gerektiğini savunur ve bir süre sonra anayasa değişir, kısa süre sonra ele geçirilen İhtilalci (!) gençler asılır. Bir kısmı da operasyonlarda öldürülür.
Ama bu anayasa değişiklikleri de ihtiyaca yanıt vermez. Anayasa yine boldur. 12 Eylül’e kadar bu “bol” anayasa ile ülke yönetilirken, Kenan Evren Paşa ihtilal yapıp  işbaşına gelir ve 1980 sonrası yeni bir anayasa için Danışma Meclis’ini kurar ve buraya kendi adamlarını tayinle mebus yapar.
Kimi askerlerin yakını, kimi askerlere yakın, kimi de mektupla konseye başvurup milletvekili seçildikleri için yapılan anayasa da emir-komuta zinciri içinde değiştirilir.
Yani tam bir askeri anayasa ortaya çıkar.
Milletin yüzde 95’inin onayladığı (referandumla) bu anayasa bugünlere kadar gelir.
Olaya 1924’den bu yana baktığımızda CHP haklı. (!)
Türkiye’de anayasalar daima askerler tarafından yapılmış.
Yani askeri yönetimlerin çıkardıkları anayasalar ile 88 yıldır mışıl mışıl yaşıyoruz (!)
Bu durumda, ilk defa sivil bir  anayasayı AK Parti iktidarına yaptırmak istemediğimize göre, yeni bir ihtilal meclisine daha ihtiyacımız mı var demek ısteniyor?
CHP bunu mu öneriyor?
Siviller hiç anayasa yapmayacaklar mı?
Laf uzadı ama fıkramızın tam yeri geldi.
Osmanlıda şehzadelerden biri okusun, görgü bilgisi artsın ve ilerde devleti iyi yönetsin diye Avrupa’ya gönderilir. Paris’e giden bu genç orada bir fırsatını bulup Fransız sanatcılardan resim sanatı öğrenir. Zevki aleme dalan şehzade Fransız kadınlarla hayatına renk katar ve sonunda ülkeye döner ve sarayın dibinde bir resim atölyesi kurar. Padişah da oğlunun nasıl yetiştiğini anlamak için bir gün resim atölyesine habersiz uğrar.
Bir de ne görsün. Şehzade Fransız dilberiyle al takke-ver külah durumunda…
Baba oğluna hamle yapar “Ey evlat bu yaptığın rezalet nedir” diye zılgıtı çeker. Şehzade gayet soğukkanlı “Ne var bunda baba. Görmüyor musun resim yapıyoruz” yanıtını verir.
Bu durum aylarca sürer. Bir gün Ingıliz, bir başka gün Ispanyol dilberiyle bizim şahzade halvet halindedir devamlı.
Aylar sonra…
Padişah da sarayın uzak bir yerinde kendisine bir resim atölyesi kurulmasını emreder. Hemen yapılır. Yurt dışından hocalar davet edilir. Şehzadeye haber uçurulur.
Bu kez şehzade babasının durumunu merak eder ve bir gün aniden atölyesine gider.
Padişah  bir  İtalyan  dilberle halvet halindedir.
Şehzade hışımla “Baba sen burada ne yapıyorsun ” diye pür hiddet üzerine gelince, Padişah şöyle bir topalanı ve  “Ey evlat, biz hiç mi resim yapmayacağız yani” yanıtını verir.
Evet… Kıssadan hisse çıkarmanın zamanı gelmedi mi hala?
Şu sivillerimiz de hayatlarında bir kere olsun resim yapsalar (!) ve  iyi bir anayasa tablosu ortaya çıksa fena mı olur Allah aşkına?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.