Ankara’dan Shakespeare geçti

Klasik tiyatronun, 450 yıldır yaşayan bu büyük devi, oyun yazarı, insanlığa dünyanın her yerinden seslenmeyi sürdürüyor. Tiyatroları kapatmak isteyenler, yarın hatırlanacaklar mı acaba, bir düşünseler iyi olacak.

Dört ayrı ilimizden gelen Devlet Tiyatrosu sanatçıları, Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçıları ile 7 ayrı sahnede, 7 ayrı oyunla, 21 ile 26 Ocak tarihleri arasında, tiyatro seyircileri ile buluştular. Biletleri günler öncesinden tükenmişti. Dolu salonlarda gerçekleşen gösteriler, tiyatro seyircilerinden, yöneticilere adeta bir mesaj niteliğindeydi.

Erzurum’dan gelenler, İrfan Şahinbaş Sahnesi’n de, Zeynep Avcı çevirisi ile Zurab Sikhaluridze’nin sahneye koyduğu, “ONİKİNCİ GECE” yi sahnelediler. İstanbul, Sabahattin Eyüboğlu çevirisi, Zeynep Avcı’nın Dramaturg çalışması ile, Işıl Kasapoğlu’nun sahneye koyduğu “HAMLET” i, Akün Sahnesi’n de, seyirci ile buluşturdu. Antalya, Malcolm Keith Kay’in sahneye koyuşu ile Özdemir Nutku’nun çevirdiği “OTHELLO” yu seçmişti, Cüneyt Gökçer Sahnesi’n de yer aldı. Yine, Kay’in sahneye koyuşu ile Bülent Bozkurt çevirisi, “FIRTINA” ise, İzmir’li sanatçılar tarafından, Şinasi Sahnesi’ndeydi. Bu dört oyun, herhalde bu haftadan sonra, kendi şehir ve sahnelerinde de seyircileri ile buluşacaktır.

Bu hafta da, Ankara Devlet Tiyatrosu ise, 3 ayrı oyunla yer aldı. Orhan Burian çevirisi ile Bozkurt Kuruç’un sahneye koyduğu “MACBETH”, önce Cüneyt Gökçer Sahnesi’n de, hafta boyunca da Büyük Tiyatro’da, seyici ile buluştu. Zeynep AVCI çevirisi, Erhan Gökgücü’nün sahneye koyuşu ile “VENEDİK TACİRİ”, Küçük Tiyatro’da yer alırken, Oda Tiyatrosu’n da, Talat Halman çevirisi ile Erdal Küçükkömürcü yönetiminde, “VİLLİAM SHAKESPEARE’DEN SONELER”, Okuma Tiyatrosu gerçekleştirildi. Bu oyunların da sezon boyunca, Ankara sahnelerinde yer alacağını umuyoruz.

Skakespeare deyince, aklıma ilk “KRAL LEAR” oyunu gelir. Herhalde 60’lı yılların sonu ya da 70’li yıllardı. Tam hatırlıyamıyorum. Kral Lear rolünü, Cüneyt Gökçer oynuyordu. Tok sesi ve güzel türkçesi ile sahnede devleşen bir Kral Lear izlemiştim. Soluk soluğa izlediğim oyunun tesirinden, uzunca bir süre de kurtulamamıştım. O günleri şimdi bile kare kare anımsıyorum. Bu oyunu, Opera’da, beyaz perde de izledim, ancak Cüneyt Gökçer bir başka Kral Lear’di.

Zeynep Avcı ile Işıl Kasapoğlu işbirliği, çoğu zaman sanatçılarımız Tilbe Saran ve rahmetli Cüneyt Türel’in sahnede yer alması ile, AKSANAT’ta bir çok oyuna ortak imza atmıştı. Ne yazık ki bu proje şimdiler de devam etmiyor. Işıl Kasapoğlu’nun, Koca Mustafa Paşa’da ki, Tiyatrosu’nda sahneye koyduğu oyunları, yıllardır büyük bir beğeni ile izliyorum. Bu hafta da, hemen Zeynep Avcı ve Işıl Kasapoğlu işbirliği sonucu, sahne de yer alan, “HAMLET”i izledim.

İstanbul Devlet Tiyatrosu sanatçısı Bülent Emin Yarar, sahnede tek başına, aralıksız bir buçuk saat boyunca, bizleri Hamlet’in dünyasına götürdü. Hamlet ve tek kişilik bir gösteri. Şüphesiz zor bir durum sanatçı için. Alışıla geldik bir oyun düzeni ve sahneye koyma değil, kadro yok. Bir buçuk saat seyirci ile başbaşasınız.

Yasemin Taş ve Cansın Bezircilioğlu’nun, enstrümanları ile sahne gerisinden gerçekleştirdikleri canlı müziğin katkısı ile, sözler ve tınılar bütünleşti. Hakan Dündar’ın kostüm ve dekoru, özellikle de dekoru ilginç, değişik bir denemeydi. Akün Sahnesi’nin genişliğinde kaybolmamıştı. Cem Yılmazer’in ışık tasarımı da, sahneyi doldurma da önemli bir işlev kazanmıştı. Seyircinin bir buçuk saat boyunca oyunu adeta soluksuz izlediğini gördüm. Oyun sonrası alkışlar da, beğeninin bir başka göstergesiydi.

Alışıla gelmiş, bir sahne düzenlemesi ve sahneye koyuş değildi. Kalabalık bir Hamlet izleyecekler de, oyunu tek kişilik bir oyun olarak bilinçle seçmişlerdi. Bence, Ankara tiyatroları, oyuncusu ve seyircisiyle diğer kentlerden farklıdır. Bu fark nereden geliyor derseniz, Cumhuriyet sonrası, tiyatroya devletin sahip çıkması, konservatuar eğitimi sonrası, İkinci Dünya savaşı süreci, Hitler’den kaçan sanatçıların attıkları tohumlar ve Muhsin Ertuğrul – Cüneyt Gökçer çizgisi, bir okul olmanın ötesinde, eğitim ve sanat kurumu olarak, temellerin nasıl sağlam atıldığının bir göstergesidir. Yıllara ve zaman zaman dalgalanmalara karşı, bu kurum ayakta kalmayı ve sanatın da ödün vemeden görevini sürdürmeyi başarmıştır. Bu başarıdır ki, seyirci de salonları hiç bir zaman boş bırakmamıştır. Yeni karmaşaların yaşanacağı haberleri ve karamsarlığı karşısın da, soğuk, sisli yada yağmurlu, bu kapalı ve ağır havada, izleyiciler evlerinden çıkarak salonları doldurmuşlardır.

Bülent Emin Yarar, oyuna yaşam kazandırırken, Hamlet ve çevresindeki kişileri, bize aktarırken sesini, beden dilini kullanıp, oyunculuğuyla seyirciyi sahneye çekmiş ve koparmadan, bir buçuk saatlik süreç içinde, dört asır öncesini günümüze getirerek yeniden yaşatmıştır.

Babasının, amcası tarafından öldürülmesi, amcasının annesi ile evlenip, tahta çıkması ve bu gelişmeler karşısın da, Hamlet’in ruh dünyası, yaşamı yorumlaması, sadakat, sevgi, iktidar ve hırs çerçevesinde yaşananlar karşısında ki şiirsel yaklaşımı, oyunun günümüzde de hala seyredilmesinin en önemli nedenidir.

Günümüzde, Shakespeare’in yaşam bulması, evrensel bazı gerçekleri şiirsel bir dille anlatırken, hala daha ders almıyormusunuz yenilemesinini de, beraberinde getirmektedir. Okunması ile, sahnelenmesi ile, operası ile, beyaz perdeye yansıltılması ile her zaman farklı yorumlarla ve sahnelemeyle de olsa, Shakespeare’in özelliği, sürekli yinelenmiş ve de yenilenmiştir.

İzmir ve Antalya devlet tiyatrolarının oyunlarını, sezon içinde kendi sahnelerinde izlemeyi umuyorum. Belki, Erzurum Devlet Tiyatrosu’nun oyunu “Onikici Gece”ile de, bir yerer de karşılaşma olanağı olur. Şubat ayında bir Shakespeare oyununu, Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçılarından, yeniden sahnelenmesi halinde izlemeyi umuyorum.

2014’ün tiyatro mevsimini de, “Hamlet” ile açmış olduk. Devlet Tiyatroları üzerinde, yönetimin yasal bir düzenlemelere gitmeden önce, bu tiyatroları izleyerek, nasıl daha da geliştirebiliriz, yeni sahneler kazandırabiliriz diye düşünce akslarını değiştirmelerini diliyoruz.

Hükümetimizin bakanları, acaba son yıllar da, hangi oyunları izlemişlerdir. Ve önümüzdeki günler de, hangi oyunları izlemeyi düşünüp, planlamaktadırlar. Ya da yaşamların da iz bırakan, hatırladıkları oyunlar nelerdir. Bir anket çalışması ile sonuçlar aktarılsa, belki de bir kültür haritası yorumu yapma olanağı doğar.

Basın böyle bir iş yapar mı acaba. Ya da bakanlara, en son hangi oyunu, ne zaman ve nerede seyrettiniz diye soran olabilir mi ?

Yanıtlar nasıl olur acaba. Ben merak ediyorum doğrusu.

_____________________

* Ankara. 27 Ocak 2014. Pazartesi. [email protected]

1559150cookie-checkAnkara’dan Shakespeare geçti

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

5 × three =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.