AOÇ için hukuk mücadelesi sürüyor

Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ)arazisi benzeri tarihi sit alanlarında Cumhurbaşkanlığı Sarayı gibi kamu kurumlarının inşasının önünü açan son kararın ardından Mimarlar Odası hukuki mücadeleyi sürdürme kararı alırken idari yargıdaki uzun dava süreçleri ve yasal boşluklar AOÇ gibi tarihi sit alanlarının korunmasının önündeki büyük sorunlar olarak görülüyor.

Başta AOÇ olmak üzere tarihi ve doğal sit alanlarına kamu kurumlarının binalarının inşası ile ilgili hukuki süreç uzun yıllardır devam ediyor.

Mimarlar Odası Atatürk Orman Çiftliği alanlarının Atatürk’ün şartlı bağış ve vasiyetine uygun hale getirilmesi ve bu kapsamda Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın Çankaya Köşkü’ne taşınması gerektiğini savunuyor ve bunun için açtığı çeşitli davalar bulunuyor.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın inşası ile ilgili 2014 yılında açılan ana davada 5. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı vermiş ancak hemen ardından konuyla ilgili 271 sayılı karar değiştirilerek tarihi alanlara kamu binalarının yapılmasının önü açılmıştı.

Mimarlar Odası bunun için de hukuk yoluna başvurdu ve bunun üzerine 271 sayılı ilke kararı geçtiğimiz günlerde Danıştay 6. Dairesi tarafından iptal edildi.

Ancak bu iptalin hemen ardından geçen hafta salı günü Resmi Gazete’de yayımlanan Kültür Varlıkları Koruma Yüksek Kurulu İlke Kararı ile tarihi sitler, koruma ve kullanma koşulları yeniden belirlendi. 1700 sayılı bu yeni karara göre tarihi alanlarda resmi yapı yapımı için bölge kurulları karar verecek.

Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Candan Karakuş, DW Türkçe’ye değerlendirmesinde bu yapılanın aslında bir “hukuk cambazlığı” olduğunu belirterek, 271 sayılı kararın iptal edilmesinin hemen ardından aynı içerikteki 1700 sayılı kararın yayımlanmasını “hukuku arkadan dolanmak” olarak tanımlıyor.

Bundan sonraki süreçte Mimarlar Odası 1700 sayılı karar için de yargıya gitmeye hazırlanıyor. Ancak 271 sayılı kararın iptalinin 6-7 yıl aldığını söyleyen Candan, son dönemde verdikleri mücadeleyi şöyle anlatıyor:

“Hukuk cambazlığı sadece bu olayda değil diğer başka konularda da yaşanıyor. Davayı açıyorsunuz, kazanıyorsunuz, hukukun gereğini uygulamak yerine ufak bir yerini değiştirerek tekrar yargı sürecine gidilmesine neden oluyorlar. “

Çelik: “Sanki yargı kararına uyuluyor gibi gösteriliyor”

Hukuki süreci DW Türkçe’ye değerlendiren Mimarlar Odası avukatı Berna Çelik, Resmi Gazete’de yayımlanan son ilke kararını “sanki yargı kararına uyuluyor gibi gösterilmesine karşılık aslında eskinin yanlış uygulamalarının devamı niteliğinde” olarak yorumluyor.

Çelik’in verdiği bilgilere göre, tarihi sit alanlarının korunması ve kullanımı ile ilgili ilk karar 1996 yılına kadar uzanıyor. O dönemde çıkarılan 421 sayılı ilke kararı ile tarihi sit alanlarında bitki örtüsü, topografik yapı ve silueti bozabilecek hiçbir uygulamanın yapılamayacağı şartı getiriliyor. Ancak 2014 yılında getirilen 271 sayılı ilke kararı ile bu şart değiştiriliyor ve kamu hizmet yapıları muaf tutuluyor.

Atatürk 1937 yılında Çiftlik arazilerini Hazine’ye bağışlarken “Halka gezecek, eğlenecek ve dinlenecek sıhhi yerler, hilesiz ve nefis (sağlıklı) gıda maddeleri temin eylemek” şartını getiriyor.

Avukat Çelik, normalde sadece AOÇ değil bütün sit alanları için koruma amaçlı imar planları yapılmadan herhangi bir uygulamaya izin verilemeyeceğini belirterek, ancak son kararlarla iki istisna getirildiği, bu kapsamda kamu hizmet binalarının bundan muaf tutulduğuna ve ayrıca koruma amaçlı imar planı olmaksızın bu binaların inşa edilebildiğine dikkat çekiyor.

Ayasofya kararı gözleri Atatürk Orman Çiftliği’ne çevirdi

Koruma amaçlı imar planı; özetle bir sit alanında örneğin inşaat gibi herhangi bir uygulama yapılacaksa bunun nasıl olacağını belirleyen plan olarak tanımlanıyor.

Danıştay’ın Mimarlar Odası’nın itirazlarına hak vererek koruma amaçlı imar planının yapılmasının esas olduğunu karara bağladığını belirten Çelik, buna göre kamu hizmet binası da olsa söz konusu sit alanlarının topografik yapısını ya da siluetini bozabilecek bir yapılaşmanın koruma ilkelerine uygun olmadığına hükmettiğini hatırlatıyor.

Resmi Gazete’de son yayımlanan 1700 sayılı kararda Danıştay’ın bu hükmünün arkasındaki çok da açık olan gerekçeye uyulmadığını söyleyen Çelik, bundan sonraki süreçte bu yeni kararın iptali için yargıya gideceklerini belirtiyor.

İdari yargıda davalar çok uzun sürüyor

Mimarlar Odası yeniden yargıya gitmeye hazırlanırken, 2014’te açılan ve Danıştay’ın AOÇ lehine sonuçlandığı yargı sürecide bir nevi sil baştan ele alınmış olacak ve yeni bir kararın çıkması için belki yine uzun yıllar beklenmesi gerekecek.

Ankara Şube Başkanı Candan, AOÇ örneğinde olduğu gibi çok uzun zaman dilimlerine yayılan davalardaki önemli bir sıkıntının yargı süreci devam ederken inşaatların durmaması olduğunu söyleyerek, sit alanlarındaki yapılaşmaların yasal boşluklardan faydalanılarak sürdürülmekte olduğunu belirtiyor.

Çelik de son yıllarda idari yargıdaki özellikle imar koruma ve çevre ile ilgili süreçlerde dava açmanın doğrudan uygulamayı durdurmadığına işaret ederek, yürütmeyi durdurma veya iptal kararı verilene kadar söz konusu uygulamaların sürdürülmesinin genel bir sorun olduğunu kaydediyor.

1700 sayılı son kararın sadece AOÇ için geçerli olmayıp bütün tarihi sit alanlarında kamu binalarının imar koruma planlarına uyulmaksızın yapılmasının önünü açtığını ifade eden Çelik, bu konudaki en önemli hususu ise Danıştay’ın gerekçesine uyulmaması olarak gösteriyor. Gülsen Solaker / Ankara Deutsche Welle Türkçe

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

five × 5 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.