Aristides ve Ecevit

alenen ya da için için gözyaşı döküyorlar.


Bir insan, politikacı olduğu halde, bu denli mi sevilebilirmiş, bu bir “sosyal fenomen”! Ecevit’in ölümünün toplumu derin yasa boğmuş olduğunu görmek, ardılları için herhalde ne denli anlamlı bir mesaj olduğunu tartışmaya gerek yok.


İnsanlar onun ölümüyle, bundan böyle ülkede bir daha dürüst ve namuslu lider kalmamış gibi umutsuzluk duygularına kapılarak, hem gidene, hem de gelecekte ki kaderlerine ağlıyorlar. Ne yazık ki, bugün toplumun yansıttığı tablo aynen böyle!


Şimdi sizlerle, 18 yıl önce yazılmış anlamlı bir yazıdan bir bölümü, birlikte paylaşalım:


“Aristides sürgünde


Bülent Ecevit adının başına sayın sözcüğünü koymuyorum. Çünkü buna ihtiyacı yok. Onun bir başkasıyla paylaşamayacağı üstün niteliği var: (Namusluluk). Dostu, düşmanı, seveni sevmeyeni ve bütün bir toplum vidanı sözcüklerde bile anlamını yitirmiş olan bu kavramı Ecevit adının içeriği haline getirmekte birleşmiş bulunuyor.


Hırsızlar ve devleti bir soygun pazarı olarak düşünenler bile onun bu tartışılmaz erdemi karşısında kendi ahlaki eksikliklerinin utancını ‘eğer varsa’ ancak beceriksiz kavramı ile örtbas etmek isterler.


Onun tarihte bir benzerine İsa’nın doğumundan 500 yıl önce Atina sitesinde yaşamış “Adil lakabı ile tanınan bir devlet adamında rastlıyoruz: Aristes jüst-Adil Aristes”.


Fakirlik, dürüst yaşam ve ödün vermeme bakımından bu iki insan ayni kader zincirinin iki halkasını andırmaktadır. Eğer (insanlar öldükten sonra başka bedenlerle dünyaya gelmesine inanmış olsaydım, bu fakir ve soylu devlet adamının çağımızda Bülent Ecevit adı ile yeniden dünyaya geldiğini söylerdim.


Kimdir bu aristides? İranlılarla yapılan Salamis ve Maraton savaşlarının başarılı kumandanı ve bir dönem Atina sitesinde Orhon (hükümet başkanı) olmuş. Aristokrat aileden gelmesine rağmen fakir yaşamış, dürüstlüğü ve adaleti dilere destan olmuş bir insan örneği. Orta tabakadan gelme, Temistokles’in rekabet ve kıskançlığı yüzünden halk mahkemesinde sürgüne mahkum edilmiş. Oylama sırasında aleyhinde oy kullanan bir köylüye Aristides bunun nedenini ve kendisini tanıyıp tanımadığını sormuş. Köylüden ‘tanımam. Sadece Adil Aristides sözünü duymaktan bıktım’ yanıtını almış.


Aristides iki yıl sürgünde kaldı. İranlıların Yunanlılara saldırısı şiddetlenince sürgünden çağrıldı. Temistoklesles’le barıştı. Ege adalarını savundu ve Ecevit gibi Kıbrıs’a çıkarma yaptı. Başı zafer çelenleriyle süslendi. Öldüğü zaman cenazesini kaldıracak parası dahi çıkmadı.


Aristides’i mahkum eden nankör ortam gibi, bizde de namuslu Ecevit sözünü duymaktan tedirgin olanlar çoğunlukta olsa gerek ki, partiden partiye atlayan ve kendi bölgelerinde kazanma şansını yitiren bir takım kasaba dolandırıcıları, bulunmaz Hint kumaşı gibi, Meclis’e girdi ve o dışarıda kaldı.


Bir baldıran zehiri gibi genel iradeyi felce uğratan bir seçim sistemi Bülent Ecevit’i devre dışı bıraktı ve bir tür politik sürgüne mahkum etti. Şimdi onun bulunması gereken yerlerde bir takım sokak kabadayıları, devleti sokağa düşürmeyi devlet adamlığı sanmaktadır.


***


Bizde ki ‘Esnaf demokrasisi’nde ise kişisel çıkarların adı liberalizm, toplumsal çıkarları savunmanın adı komünizmdir.


Özgürlüğe gelince bundan sadece Tahtakale özgürlüğü anlaşılmaktadır. Demokratik bütün kalelerin ve kurumların bir bir çökertilmiş olduğu ve basın özgürlüğüne pranga vurmak için önlemler düşünüldüğü böyle bir ortamda, Bülent Ecevit’in parlamento dışı bir sürgüne mahkum edilmesinden daha doğal ne olabilir.


Onun ‘Benim uzun siyasi yaşamımda ki en iddialı meydan okuyuşum, belki de parti genel başkanlığından ayrılma kararımdır’ sözlerinde bütün rütbe ve nişanlarından sıyrılarak ‘sine-i millete dönen’ Mustafa Kemal’in yılmazlığını görmek istiyoruz. Taa ki ‘Bir Ecevit vardı değil’, ‘Bir Ecevit var’ sözü soyulmuş, sömürülmüş, aldatılmış halk yığınlarının bayrağı olsun.”
(Cahit Tanyol – Güneş gazetesi – 13 Mart 1988)


Sevgili okurlar,


18 yıl önce yazılmış bir yazının bugün yazılmış gibi geçerli olması ve yüreklerde “Sayın” Ecevit hakkında ayni duyguları çağrıştırması ne denli heyecan verici ve anlamlı değil mi?
“Demokratik bütün kalelerin ve kurumların bir bir çökertilmiş olduğu ve basın özgürlüğüne pranga vurmak için önlemler düşünüldüğü böyle bir ortamda…” cümlesinde ki tanımlamanın bugün artık geçersiz olduğunu ve geçmişte kaldığını kim söyleyebilir?


Ecevit, ak güvercinin kanatlarında her şeyini geride bırakarak sonsuzluk yolculuğuna devam ederken, onun geçmişteki görevlerini bugün üstlenmiş olanların ve üstlenmek için can atanların, artık şapkalarını önüne koyup “biz nerede hata yapıyoruz” diye düşünmeleri ve halkın Ecevit’e yönelik patlamayı andıran aşırı sevgisinden, kendileri adına “çok önemli mesajlar” çıkarmaları gerekmez mi?


Nasıl bir mesaj mı? Onu da kendileri düşünmeleri ve anlamaları gerekir.


[email protected]  

694120cookie-checkAristides ve Ecevit

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

14 − 6 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.