Şark cephesinde yeni bir şey yok…

Boston’dan  Newyork a gitmek için hava alanında bekliyorduk oğlumla beraber…

Birden havada bir ağırlık oldu sanki…

Sesler kesildi.Herkes alanı gören pencerelerin önüne birikmişti… Amerikaya yeni gelenlerin tipik bir sendromu olarak ben de Başkan geldi sandım…ABD de başkan her taşın altından çıkar diye düşünüyordum ki yarısı yanlış bu düşüncenin…başka ülkelerde başkan her taşın altında…

Bir uçak yaklaştı aprona…Küçük bir uçak…Ağır ağır…Sanki pilot kontrolu bırakmış ta uçak zor bir bilinçle kendini yönetiyor, yapması gereken bir şey bir ülke bilincinden kaynaklandığı için, onun metal gövdesinde de bir devinim yaratmış belki de…

İlerde itfaiye ekipleri vardı…Hepsi sessiz bir saygı duruşunun saati bile olmayan bir atmosferinde gözlerini boşluklara dikmişlerdi…O boşluk  az sonra uçaktan inecek kişinin hayat sorgulaması  sonucunu taşıyordu…

Çevremdeki sessizliğin havaya kelimeler yazan yoğunluğunda önemli bir şeyler olduğunu anlamıştım…

Pencerelere yapıştım. Oğlum beni geri çekip kendiliğinden  saygı duruşuna geçmiş insanları gösterdi…Ben de toparlandım…Yan gözle onları süzerken alanda ne olup bittiğini de anlamaya çalışıyordum…çünkü bu iki görüntü bir yerde örtüşüyordu…Birinin kaderi , ötekilerin o kaderin tanıklığına verdikleri olağanüstü önemin sessizlikte daha da artan kalp sesleri…

Uçağa bir otomobil yaklaştı; ve arkasından bir cenaze arabası…

Sessizlik büyüyor muydu yoksa benim kulaklarıma uçaklarda musallat  olan tıkanma daha şimdiden orta kulak hizasından daha yüksek rakımlı tepelere çıkıyordu?..

Uçaktan askerlerin taşıdığı bir tabut indi. Amerikan bayrağı ile kaplı…Araçtan inen bir yaşlı kadın ve erkek tabutun cenaze arabasına taşınmasını izledi…Askerler selam durdular, araç ve cenaze ağır ağır uzaklaştı…

Sonra hayat başladı…Evet bir askeri tören filan yoktu ama Amerikan halkı  Iraktan şehit gelen askerini böyle sessiz bir hüzün, ağırlığı olan bir saygıyla karşılamıştı…her şey o kadar spontane olup bitmişti ki, ben sesleri duyduğumda ” yas bitti “demiştim gayri ihtiyari…

Niye mi anlattım bunu..Dün de bir tabut geldi bizim havaalanının apronuna…Hani şu deveyi kestikleri apron…Hani şu Nuh isimli gazetecinin subaylar neden ölmüyor dedikten sonra birden artan subay cenazelerinin karşılandığı apron…

Deve cellatları ölümlere dehşet veren bir umursamazlıkla yaklaştıkları için bir insanın, bir şehidin, bir genç subayın naaşı bile onlar için bir kamyonun arkasındaki yüktü…Hem o cenaze onlar için yaşarken korkulan bir güçtü…şimdi şehit olmuş bir asker… Çağırın şu kamyoneti, o yeter…

Yanında bavulları olan bir tabut…Daha birkaç gün önceye kadar binbaşı o bavuldan gömleğini aldı giydi, o bavulda evinden kalan bir koku vardı ki onu sadece o anlardı…

Emir eri çayını getirdi, içti, sonra belki ayaz çıktı, bavuldan yeleğini aldı giydi…Çelik yelek değil canım;öyle bir lüksü var mıydı ki…Ve sonra uğursuz zaman artık onun için durdu, binbaşı  vuruldu…ve sonra düştü başı yana doğru…Emireri çoktan ölmüştü…

Böyle ölümleri şiirler anlatır, türküler, ağıtlar anlatır…

Ben anlatamam, benim kelimelerim duygularımın altında kalır,ezilir, bir başka korla yalazlanmalıydık der utanır…

Yemen Türküsü imdada yetişir o anda..ne değişmiştir ki?…O gün yemen,bu gün Hakkari Şırnak”ta…:Bir çift kundura bir çift bavul olmuştur şimdi…Ve bir çığlık olmuştur haber veren telefonun öteki hattında…

Ve sanki hiç zaman geçmemiş, hiç devran dönmemiş, ezik halkların tepesinde Demokles kılıcı gibi asılı duran o kader donup kalmıştır, o kadere isyan edenlere inat…

Ve bir çift bavul, bir tabut, hala yaşanan anları hatırlatacak kadar ölü zamana geçmemiş o birkaç parça eşya…

Daha dün capcanlı bir umut ve sevgi bileşeniyken şimdi  şehit olan bir subayın eşyayı metrukesi…Evrende genç ölümler anında duyulan bir  ulu sancı…

Ve bu içler acısı utancı bizim de içinde bulunduğumuz bir tarihe yazanlara duyduğumuz ama yetersiz kalacak, yerine ulaşmayacak bir yetim hıncı…

O beğenmediğimiz , lanetler yağdırdığımız kurnaz ajan ülke ABD ile kıyaslandığında ölülerden başlıyor bu kez o ürkütücü fark…

Boston hava alnında tören filan da yoktu üstelik…Herkesi sessiz bir acıda bütünleştiren o zaten varolan millet duygusu ne dersek diyelim bizimkiyle kıyaslandığında, bizim tüm duygularımız kamyonette taşıdığımız şehitin şahitliğinde dibe çöküyor…

Çünkü bu anlayış yaşama değil ölüme övgüler düzüyor…Çünkü bu anlayış şehitliği en yüksek mertebe ilan edip kendi düzenini korurken, yaşamaya dair hiçbir olguyu ulaşılabilir yapmıyor…

Herkes görsün bu manzarayı…Bu gece medya soytarıları göbek atarken, en lüks arabalarda sarhoş bakışlarla üstümüze kendilerini ve umursamazlıklarını kusarken, bu manzarayı getirin akla…

Bir kamyonet bir tabut ve birkaç parça eşya…Hala sıcak, hala yaşıyor gibi…Yoksa ölen biz miyiz? Yoksa bu türkü onyılları aşıp geri mi geldi?

Burası Türkiyedir, gülü çemen değildir…giden kamyonetle gelir; sorma artık nedendir..

 

 

1091300cookie-checkŞark cephesinde yeni bir şey yok…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

seventeen + nineteen =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.