ATATÜRK VE MÜZİK

SEDAT YILDIRIM SARICI – “İzaha muhtaç beyanatlar” dedirteceğime varsın “malûmun ilâmı” desinler. Hatırlamakta yarar var, özetleyeyim:

Adaletsizlik, açlık ve Çar’ın saltanatından perişan olan halk, 1917 Ekim’inde 350 yıllık Rus İmparatorluğu’nu devirerek yerine işçi ve köylülerden yana toplumcul (sosyalist) bir cumhuriyet kurar. Sömürgeciliğe (emperyalizme) karşı yazdığı eserlerle siyasi tarihe yeni  açılımlar kazandıran Lenin bu devrimin önderlerindendir.

İki yıl sonra yani 1919’da Mustafa Kemal emperyalistlere karşı Kurtuluş Savaşı’nı başlatır. 624 yıllık Osmanlı İmparatorluğu çöküntüde, sömürgeci güçlerce işgal altında, halk sefalet içindedir. Sovyetler, emperyal devletlere karşı verdiğimiz mücadeleyi desteklerler. 500 kilo altın, yüklüce miktarda para, 2 avcı botu, onlarca top, binlerce top mermisi, 4.000 el bombası, 20.000 gaz maskesi, onbinlerce tüfek, yüzlerce makineli tüfek,  milyonlarca fişek ve daha bir çok mühimmat gönderirler. Dört yıl içinde Anadolu işgalcilerden temizlenir. 1923’de halkın egemenliğine dayalı cumhuriyet kurulur.

Bir yıl sonra Lenin, Mustafa Kemal’e bir mektup yazar (1924). Der ki “Bizler dost ve kardeş Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği,  cumhuriyetinizin kuruluşunuzun 1. yıl dönümünde bir armağan vermek istiyoruz. Moskova Devlet Senfoni Orkestrası ve Korosu’nu Beethoven’in 9. Senfonisi’ni seslendirmek üzere, sizin belirleyeceğiniz bir tarihte Ankara’ya gönderelim”.

Atatürk ve Lenin

Mustafa Kemal, o yıllarda konser salonu olmayan Ankara’da böyle bir konserin olamayacağını, bu kadar büyük bir ekibi ağırlayamayacağımızı düşünerek bu armağana sıcak bakamaz. Müzikolog  Cevad Memduh Altar, büyük bir heyecanla Cebeci Halk Evi’nin bu iş için toparlanabileceğini teklif eder. Halk Evi’nin taş duvarları keten örtülerle kaplanır ve 30 Ekim 1924’de konser gerçekleşir.

O tarihte kalacak otel de olmadığından 100’ü aşan üyeden oluşan bu orkestra ve koro elemanları, gruplara ayrılarak Ankaralıların evlerinde misafir edilir. Konseri tüm yabancı elçiler, tüm bakanlar ve millet vekilleri, orkestra üyelerini misafir eden Ankaralı aileler, basın mensupları Mustafa Kemal’le birlikte izlerler.

Moskova Devlet Senfoni Orkestrası ve Korosu’nun sürpriz bir armağanı daha vardır. Tüm orkestra ve koro ayağa kalkarak İstiklal Marşı’mızı 4 sesle söylerler. Mustafa Kemal irkilir, gözleri dolar.

O heyecanla Fransa’dan müzik eğitmenleri davet edilir, Ankara’da ilk konservatuar kurulur.

Müzik devrimimizin temeli böyle atılır. Sovyet film ekibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin 10 yıllık ilerlemesini belgesele dönüştürüp 1934 yılında bize armağan ederler. Belgeselde bu konserden görüntüler de varmış ve “bu film TRT ve Genel Kurmay arşivlerinde olmalı” diyor müzikolog Prof. Cevad Memduh Altar (1902 -1995). Keşke cumhuriyetimizin ilk yıllarını anlatan bu belgeseli izleyebilsek de gençlerimiz cumhuriyet devrimlerinin ne zorluklar, delice özveri ve çalışmalarla gerçekleştirildiğine tanıklık edebilse…

Müzikolog Prof. Cevad Memduh Altar

Bu arada bir bilgiyi daha eklemeliyiz. Sovyetlerin Kurtuluş Savaşı’na desteklerine minnettarlığı temsilen Taksim Anıtı’nda iki Sovyet generaline yer verilmiştir. Bu generaller Kurtuluş Savaşı’nın sürdüğü yıllarda askeri bilgisiyle savaşın taktik ve stratejisine katkıda bulunmak amacıyla Ankara’ya gelen Mareşal Yefremoviç Voroşilov ve Mustafa Kemal’le yakın diyalog kurup 1921’de Sakarya cephesini ziyaret eden General Mihail Frunze’dir.

27 Teşrînievvel (Ekim) 1933 tarihli gazetede Türk-Sovyet Dostluğu

Müzikolog Prof. Cevad Memduh Altar’ın anlattıklarından edinilen bu tarihsel gelişmeleri Rusya Federasyonu Türkiye Büyükelçiliği internet sitesi ve Sifin başlıklı Facebook bloğunda 16 Haziran 2021 tarihinde yayınlanan, Coşkun Gözendor’un “Özel ATATÜRK Fotoğrafları Arşivi” adlı çalışmasından derledim.

Çukurova Üniversitesi öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Celil Hakan Çuhadar’ın “Atatürk’ün Müzik Devrimi”  başlıklı uzun makalesinde ise Atatürk’ün 1938 yılında yaptığı bir konuşmasından şu cümleleri aktarır: “Memleketimizde çalınan Türk musikisi değildir. Bir Bizans aksiyonudur. Bizim milli musikimizi ancak köylerde çobanlar çalar. Fakat onu da garp musikisinin şimdiki seviyesine yükseltmek için takriben dört asır lazımdır”.

Atatürk’ün işaret ettiği dört asır oldukça isabetli bir tespit. Yalnız bu dört asrın ilk çeyreği oldukça verimli geçti diyebiliriz. 1950’li yıllardan bu yana çoğu hükümetin engellemesine karşın besteciler, şarkısözü yazarları, virtüözlerimiz ve sanatseverler bu delice heyecana öylesine sarıldı ki sanki yol kısalıyor gibi.

Barış Çocuk Senfoni Orkestrası veya Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası – Senfoni ile İlahiler, bu iş için toprağın ne kadar hazır olduğunu anlatıyor. Bin Yılın Türküsü’yle binlerce saz aşığı aynı sahnede kucaklaşabiliyor. Hüsnü Şenlendirici ve Erkan Oğur gibi virtüözlerimizle müziğimizin uluslararası platformlarda yankılandığını duymak olağanlaştı. Cem Karaca ve Şebnem Ferah gibi kendi söz, beste ve dervişane varoluşlarıyla rock dünyasındaki emsalleriyle boy ölçüşecek düzeyde şan sanatçıları yetiştirdik. Mehmet Ali Sanlıkol’un “New Orleans Çiftetellisi”yle büyük orkestral düzenlemelerde eksiğimiz yok, fazlamız var. Okay Temiz’den Aydın Esen’e caz dünyası artık bizleri kendi eda ve sedamızla tanıyor.

https://www.youtube.com/watch?v=S-XqjmhiVdE

Ankara (Cumhurbaşkanlığı), İstanbul, İzmir, Antalya, Adana ve Bursa’da devletin 6 senfoni, 6 da opera olmak üzere 12 orkestrası var. Devlet orkestraları dışında Bilkent Senfoni, 9 Eylül Üniversitesi Senfoni, Cemal Reşit Rey Senfoni, Kadıköy Belediyesi İstanbul Filarmoni ve Borusan Filarmoni gibi 5 büyük orkestra daha var. Akbank, Karşıyaka (KODA), Kopuz, Gedik, İstanbul, Mersin, İzmir, Bodrum, 9 Eylül Üniversitesi, Başkent Üniversitesi, Tekfen Karadeniz Solistleri Orkestrası, Orkestra Modern, Feministanbul ve Milli Reasürans Oda Orkestrası gibi üniversitelerin ve özel kuruluşların 14 oda orkestrası var. (eksiğim olabilir)

Bence hepsinden önemlisi Aşık Veysel -“Kara Toprak”ın, Fazıl Say eliyle küre i arzın müşterek müzik arşivine taşınmış olmasıdır. Allah için, Say’ın 28 Nisan 2017, Frankfurt’taki bulutlar üstü egemenliğinin tekrarı zor gibi gelir bana. Hani derviş “Şarkışla’ya düşürmesin Allah sevdiği kulunu” demiş ya, hakikaten o kuru toprakla uçsuz bucaksız semanın ezeli ve ebedi birliğine kim dokunsa, kutsiyeti hep Veysel’in ilk yazdığı gün gibi yankılanıyor.

https://www.youtube.com/watch?v=gYtybgToH2Q

Duo Argos’un 2 Aralık 2020 tarihli Génération France Musique konseri Aşık Veysel ve Fazıl Say’ a verilmiş, verilebilecek en eşsiz armağanlardandır. Binlerce yılın emanet notaları uzaylılara ders verir gibi nakledilmiş. Bizim gibi eski moda kulaklara bir kaç nota fazla modern ama zararı yok, makbulumuz mucizevi ikram mukabilinedir.

https://www.youtube.com/watch?v=hTangMJ-eSA

Diğer yandan doğru dürüst bir bağlama öğrenim metodunu hala hazırlayamamış olmamız gibi birçok gediğimizin de farkında olduğumuzu bilerek, hayallere kapılmadan, hevai böbürlenmeden, boş yere övünmeden yola devam etmeliyiz.

Müzikolog Prof. Cevad Memduh Altar bir başka makalesinde şu bilgileri de aktarır; Atatürk 1934 yılında meclisin açılış konuşmasında şöyle der: “Güzel sanatların hepsinde, ulus gençliğinin ne türlü ilerletilmesini istediğinizi bilirim. Bu yapılmaktadır ancak bunda en önce götürülmesi gerekli olan Türk musikisidir. Ulusal ince duyguları, düşünceleri anlatan; yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları biran önce, genel son musiki kurallarına göre işlemek gerektir. Ancak bu düzeyde Türk Ulusal Musikisi yükselebilir, evrensel musikide yerini alabilir. Kültür Bakanlığı’nın buna değerince özen vermesini, kamunun da bunda ona yardımcı olmasını dilerim”.

Atatürk ve İnönü

Kültür ve Turizm Bakanlığı gibi ilgili kurumlarımızın özenle görevini yerine getirmesi dönemin ruhuyla doğrudan bağlantılıdır. Barışçıl, paylaşımcı ve sanata karşı duyarlı bir cumhuru (halkı) oluşturacak en önemli makamların başında cumhurbaşkanlığı (halkbaşkanlığı) gelir. 21 Haziran 2021 günü Cumhuriyet Gazetesi’nde Erdal Atabek’in köşesinde yer alan Op. Dr. Kemal Yandakçı’nın açıkladığı istatistiği ekliyorum:

Cumhurbaşkanlarının, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nı dinleme sayıları: Atatürk 347, İsmet İnönü 333, Celal Bayar 210, Cemal Gürsel 102, Cevdet Sunay 48, Fahri Korutürk 106, Kenan Evren 8, Turgut Özal 22, Süleyman Demirel 18, Necdet Sezer 72, Abdullah Gül 0 ve Recep T. Erdoğan 0.

Bu dökümde bir kaç eksik olsa dahi en fazla %10 sapma ile gerçeği yansıttığa inanıyorum. Değil yüzde on, yüzde elli bile doğru olsa yüzde kızarma olmalı…

___________________

* Müzisyen de olan yazarımızın diğer çalışmalarına https://sedatsarici.com/ adresinden ulaşabilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

nine − five =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.