Atlıkarınca…

Yürümekten de yorulur canım insan… Bütün mesele yorulunca dönüp oturacağı yer, yine süslü bir koltuk mudur?


Bazen dönüp, bazen durarak, bazen kızıp, bazen ağlayarak tek bir manzarayı turluyoruz. Yanımızdan biri eksilince şaşırıyoruz…Gidene mi üzülüyoruz, yoksa zamanını kestiremediğimiz bir gidişe hazırlanmak mı ürkütücü geliyor?  Şarkıların sesi kısılıyor, ninniler unutuluyor, pasta börek kıvamında bir hayatın hazmedilemeyen sofralarında, yine akşam oluyor, yine sabah oluyor. Bu yüzden mi sevmekten korkuyoruz? Bu yüzden mi Atlıkarınca’dan inmiyoruz?


Peki siz, gözleri yenik, aşkları yitik, ümidi kızağa çekip, niçin susturdunuz içinizdeki şarkıları? ‘Hadi ben neyse’ diyorsunuz, ‘ben başka’… niye başkasınız siz? Hayat bir Atlıkarıncaysa eğer, hepimizin yaptığı attan inmek değil midir çok sıkılınca? Sanki hiç yaşamadınız adı ‘hayat’ olan bu ‘Lunapark’da..  Bir zamanlar ne kadar da eğlenceliydi değil mi hayat, umutlar yorulmadan gözlerinizin kıyısında? Her şey satılıktı ve  en çok sevdiğinizin parası en yüksekti daima…


Ya gökyüzü… O hiç değişmedi hep mavi… Bulutlar geçiyor, yıllar geçiyor, insanlar geçiyor… O hep tepenizde süslü mavi bir çatı. Zincirler sarkıyor sağdan soldan, ninniler susuyor büyüdükçe, şarkıların ritmi değişiyor. Titriyor ağzınızın en güzel yeri, süzülüp geçmişten göğsünüze bir hançer değiyor şimdi. Her şey değişiyor, ama gökyüzü hep mavi.


Hadi inin artık şu tahta attan… Kaybolan yollar değil anlamadınız mı? Eteğinizle süpürmüşsünüz siz yarınlarınızı… Gözlerinizde biriken suyun, gözlerinize yok bir tesiri… Aksi taktirde ağlamak güzel, sakin, sebepli… yo… ninniler değişmedi.. tıpkı gökyüzü gibi hala mavi. Siz susturdunuz ruhunuzu bir süreliğine, oysa kaybolmuyor hiç bir sokak siz arkanızı dönünce. Hayat hala bir Lunapark ve siz olsanız da olmasanız da hala son derece eğlenceli.


Sesiniz perde değil ki içinizi örtesiniz. Buruşan çiçek, çini vazo, zincirin halkası hiç değilsiniz .. Uzanın bir buluta, değsin parmaklarınız yağmura. İnin şu süslü koltuktan bir bakın etrafınıza.  Hudutunu çizmeyin artık gelecek günlerin, Atlıkarınca’dan artık inin…


[email protected]


SİBEL BENGÜ’NÜN DİĞER YAZILARI


– Çok sevgili sevgililer günü için…
– Açık reçete…
– Çocuk
– Sen de kimsin?
– Kar yağarken pencerenden…
– Bayramları nasıl bilirdiniz?
– Ne kadar buradasın?
– Bu hayat nasıl geçer?
– Aşık kimdir?
– Aşk ne değildir?
– Aşk nedir?
– Herşeyin bir şeyi vardır…
– İyi insan kimdir?
– Kaygı çok kaygan bir kelimedir…
– Bumerang aşklar…
– İstanbul’da yine yağmur var…
– Kelimeler, kelimeler, kelimeler…
– Bir şairin bildiği sevgi/ Attila İlhan için…
– Nedir, niyedir? Neyse…
– İnsan bazen kendini bırakıp delice gitmek istiyor…
– 3 kadın 1 kritik…
– Hayatın şablonu mu var?
– Haydi dostlar buyrun kahveye…
– Muhakkak…
Aşk’a herşey dahil…
Bir İstanbul hatırası
Kadın dediğin
– ‘Adam gibi adam’ dedikleri…
– Mantığım intihar, ruhum serseri… 
– Hiç-bir-şey anlamıyorum… 
– Hayal adalar… 
– Kırmızı başlıklı kızın nesi var?  
– İstanbul’a bir günlük firar… 
-Bırak deli desinler… 
-‘Sen benim rüzgar gülümsün…’ 
-Pardon tanışıyor muyuz? 
-İstanbul 
-Kıymık… 
-Siz mağrur musunuz? 
-Ne kadar önemsiyoruz yarınlarımızı? 
-Küçük şeyler… 
-Yürek mahrem bir bölgedir 
-Kiler… 
-Keşke 
-Anne karabiyesi… 
-Tren garları… 
-Yangın yeridir yürek, külleri kelimeler…
-Bir gün… gemiler… geçer… 
-Önsöz 
-O fotoğraf… 
-Durup dururken… 
-İçiyorsam sebebi var…
-Susmak üzerine… 
-Zor…anlatması zor… 
– Ciddi insan… 
-Kalbim Anadolu…
-Aşk niye biter? 
-Oğlum şiir oku…çünkü…
-Ne olmazsa olmasın, içinde sen varsın 
-Ölüm diye bir şey var… 
-Kırmızı başlıklı kızın neyi var?.. 
-Bebek’te gitmek zamanı…
-Kadın…nedir senin aşktan anladığın? 
-Altı üstü bir küre… 
-Aşk seni sordular…

694510cookie-checkAtlıkarınca…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eight − 5 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.