Barış için insiyatif alalım**

Değerli arkadaşlar, demokratikleşme ve Kürt sorununun çift yumurta ikizi gibi bir duruma geldiğini görüyoruz. Türkiye siyasetinin yatağı değişecekse bu konuyu çözme durumundadır.

Nokta dergisi, 80’li yıllarda “demokrasiden yana mısınız?” diye sorduğunda % 90’ın üstünde olumlu yanıt alıyor, “Peki, inanmayanlara ne yapmalı?” sorusuna ise, % 60’ı “Asmalı, kesmeli,” gibisinde yanıtlar veriyor. Ciddi bir politik kültür sorunuyla karşıkarşıya olduğumuzu biliyoruz.

Siyasetin sivilleşmesi ve çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı, çok dilli bir Türkiye hedefi ile benzer bir Avrupa hedefinin eşanlı mücadelesi önem taşıyor. Her yerde tektipleşmeye karşı çeşitliliği ve çoğulculuğu savunmak gerekiyor.

Ortadoğunun yeniden şekilenmesinde Avrupa’daki demokratik ve barışçıl kamuoyunun inisiyatifinin de artırılmasının gereği ortadadır. Bölgede ABD’nin tek bir ata oynamadığını görüyoruz. A. Tocquiville’in değişiyle “ABD için kalıcı çözümler, daima geçici çözümler,” olmaktadır. Bu mayınlı arazide çözümün kendi iç irademiz olduğu ortadadır, ama planınız yoksa başkalarının planlarının bir parçası olmaya mahkum kalıyorsunuz. Uluslararası siyasette de boşluğa yer yoktur.

İçinde bulunmaktan heyecan duyduğumuz Avrupa Sol Partisinin son Kongre’sindeki “Yes, we can change Europe” (Evet, biz Avrupa’yı değiştirebiliriz.) başlığı ve iddiası önem taşıyor. Aşağıdakilerin, mağdurların arzuladığı başka bir Avrupa hedefi için burada olduğu gibi Avrupa Parlamentosu sol grubu ile yanyana geliyoruz.

AB belli standartlar koyuyor, beğenmezseniz değiştirmek için mücadele ediyorsunuz. Ve bu standartlar için Avrupa’daki sosyal sınıfların çok uzun bir mücadelesi söz konusu. Standartın karşısında ise keyfilik var ve keyfilik diktatörlük demektir.

Avrupa Parlamentosu sol grup başkanı Fransiz Wurtz’a da son görüşmemizde ifade etmiştim: Avupa solunun yüzünü kendi kamouyuna ve devletlerine dönerek, bu ilişkilerin genişlemesi ve derinleşmesi sürecine ket vuran ırkçı unsurlara karşı mücadele etmeleri gereği ortada. Avrupa’dan Türkiye’ye yönelen deklerasyon ve dayatmalar, genellikle ülkemizdeki geleneksel devlet refleksinin ve milliyetçiliğin tetiklenmesine neden oluyor. Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin ülkemizdeki demokratların inisiyatifinde olmasında fayda bulunuyor.

AB sürecinin zigzaglar çizse de ülkemizdeki demokratikleşme sürecini tetiklediğini görüyoruz. Küreselleşme süreci dış ve iç dinamiklerin arasındaki makası en aza indirdi. Örneğin Yunanistan’da 1870’lerde kaldırılan idam cezasının biz de 2000’li yıllarda kaldırılması anlamlıdır. Olumlu kazanımların iç dinamiklerin işlevini hızlandırıcı bir etkisi oluyor.

Tabii, tam tersi bir durum da söz konusu olabiliyor. Örneğin, Fransız parlamentosunun soykırımla ilgili aldığı kararın milliyetçi bir hezeyan oluşturması ve bunun ateşkes sürecine denk düşmesi nedeniyle olumsuz bir etkisi olabiliyor. Eurobarometre dergisinin anketine göre sağcıların solculardan fazla olduğu bir ülke Türkiye. Bir tek Litvanya ile Kıbrıs var, bizim dışımızda.

Ülkede askeri bürokrasi zaten imtiyazlarını reddetmeye pek niyetli gözükmüyor. Sosyal demokrasinin führeri Baykal’a bıraksanız, Irak’a hemen asker çıkaracak. Ortodoks sol ise örneğin, AB’yi “Commonwealth” gibi bir şey sanıyor ve bir toplumsal karşılığı da yok.

Türkiye demokrasisinde belki iktidar olmanız için kemalist olmanız gerekmiyor ama askeri bürokrasi açısından neredeyse olmazsa olmaz şart haline geldi. Devlet kriz anlarında siyasete talip olabiliyor. Ve bilek güreşi belli ki cumhurbaşkanlığı seçimine kadar sürecek.

Bu arada sivil inisiyatifin çağrısına olumlu bir yanıt verilerek ateşkes sürecine girilmesi önemli ve olumlu bir gelişmedir. Bu ateşkes çağrısı önceki  4 çağrı gibi gözükmüyor ve bu konuları da laçka etmemekte fayda bulunuyor.

Ateşkes sürecinde sivil bir inisiyatifin geliştirilmesi gerekiyor. Barış girişimi gibi, 2005 Haziranında 150 çağrıcının örgütlenme işini üstlenen arkadaşlarınızdan biri olarak önümüzdeki sürece son derece olumlu bakmaktayım. Sivil, aydın, barış girişimi, artık nasıl adlandırırsak adlandıralım, barıştan yana misyonunu bundan sonra da sürdürecektir. “Birarada yaşamı savunmaya” yönelik yapılan mitingler Kürt siyasi harekiyle birlikte gerçekleştirilebir ve şoven dalgaya, linç ortamına karşı siyasetin gökkuşağı birlikte örülebilir.

Nobel edebiyat ödülü alan sevgili arkadaşımız Orhan Pamuk’un bu konjonktürde son derece olumlu bir misyonu olabileceğine inanıyorum.
Batı dillerinde vicdan sözcüğü “gewissen, conscious” gibi bilinç ve zihinselliğe indirgenen bir şekilde ele alınıyor. Doğu dillerinde vicdan, değerler sistemini de içerecek şekilde kullanılıyor. Barışın gerçekleştirilmesinde vicdanlara seslenmenin, vicdani bir kürsü oluşturmanın önemi büyük. Varolan siyasi iradeler arasında köprü misyonunu sözkonusu sivil girişim bundan sonra da üstlenebilir.

Bölge insanı da zaten hayatın normalleşmesinden başka bir şey istememektedir. Savaş yanlılarını teşhir ede ede ilerlemek gerekiyor. İstihbarat daire başkanının, “hırsız evin içinde tespiti,” anlamlıydı. Oluşan milliyetçi dalgalanmalara karşı tutum almak atacağımız ilk adım olmalıdır. İzleyeceğimiz yol haritasının mutfak çalışmasının tayin edici önemi vardır. Yoksa bu işlerin meraklısı, medya budalaların çokca olduğunun farkındayız.

Kürt sorunu düğüm haline geldiğinde İskenderin kılıcı ile belki düğüm kesilebiliyor ama sorun çözülmüyor. İnkarcı tutumlar yerine, başımızı toprağa gömmek yerine, silahları gömmek önem taşıyor.

Askerler, tek vatan, tek millet, tek devlet değerlendirmesinin hep altını çiziyorlar, ama tek olmanın yolu “ortak” vatan ve devlet olabilmekten geçiyor. Bütün yurttaşlarımızı kapsayacak bir değerlendirmenin önemi büyüktür.

Çatışmasız çözümün yegane çözüm olduğunu biliyoruz.

Burada bazı konuşmacılarda Türkiye’deki gelişmelerle ilgili toptancı bir yaklaşım gözlemliyorum ki doğru değildir. ”301 tartışmasının önemi yok, nasılsa yerine başka bir madde koyarlar, esas olan sistemdir,” gibi bir yaklaşım heyecan verici olabilir, ama gördüğüm kadarıyla Türkiye’de devrimci bir durum yok ve hukuk tekniği açısından da Anayasa’yı tümden değiştirmek mümkün gözükmüyor. Bu yüzden Anayasa ve yasa maddeleriyle teker teker uğraşmak gerekiyor. 301’in yerine başka bir olumsuz tutum alınırsa onunla da uğraşmaktan ve olumlu yönde değiştirmekten başka çare bulunmuyor.

Benden önce konuşmacı Sayın Lagendijk, “Şimdi, bu süreçte biraz sabır göstermek gereği,”nin altını çizdi. Bu değerlendirmeye kulak vermek gerektiğini düşünüyorum. Anadolu bilgeleri , “hiddetini yenenlerin yenemeyeceği şey yoktur,” der.     

Siyasi adres olarak DTP’nin bu süreçte tayin edici bir misyonu olacaktır. Kamuoyunun da hızla bu zeminde hareketleneceğinden emin olabilirsiniz.
İlginiz için teşekkür ediyorum.

___________

* İÜ Öğretim Üyesi
**Ufuk Uras’ın Avrupa  Parlamentosu’ndaki 17 Ekim 2006 Tarihli  Konuşması


 

1584010cookie-checkBarış için insiyatif alalım**

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

3 × 2 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.