BİR İNSAN YARATMAK

SUZAN BEYAZIT / LONDRA – 2010’lu yılların başıydı. Londra’nın üç büyük konservatuarından birinin uzunca koridorunda enstrümanlarıyla bekleyen, şakalaşan genç müzisyenlerin heyecanlı sesleri arasında benim gibi çocuğunu bekleyen bir İngiliz anneyle kahve eşliğinde sohbet ediyorduk. Bu İngiliz anne sohbet esnasında önümüzden geçen Uzak Doğulu bir anneyi işaret ederek”Bu hanımla tanıştın mı?” diye sordu. Hayır, dedim. “Tek kelimeyle kaplan bir anne” dedi.
İlk defa ‘Kaplan Anne’ deyimini o gün duydum. Epey de ilgimi çekmişti. Konuşmanın devamını heyecanla bekledim. İçimden de bu çok bilinen bir kavram mı diye düşünürken, anne devam etti “kızını bir esir gibi çalıştırıyor. O yüzden de bizim çocuklardan belki iyi ama bu doğru bir yaklaşım değil” dedi. Bahsettiği genç bir piyanistti. Gerçekten de çok başarılıydı. Çok efendi, saygılı, çok da sessiz kendi dünyasında bir genç kızdı.
Ben bir yandan yeni duyduğum bu tanımlamayı anlamaya  çalışırken, diğer yandan müzik gibi disiplin isteyen bir alanda çocuk yetiştirmenin zorluklarını da yaşayan biri olarak bu konuyu kendi içimde tartmaya devam ediyorken bu orta sınıfa mensup İngiliz anne yargılayıcı tonda konuşmasına devam etti. “Bu yöntemde çocuğun karar verme yetkisi yok. Çocuk özgür olmalı ve kendisine bütün seçenekler sunulduktan sonra kendi kararını kendi vermeli. Zaten herşey çocuğumuzun mutluluğu için değil mi?” diye sürdürdü konuşmasını.
Demek ki bu ‘Kaplan Anne’ler pek de iyi anneler değillerdi diye geçirdim içimden. İçimi bir huzursuzluk kapladı. Bu konu benim için henüz çok yeni bir konuydu ve hazmetmem de kolay değildi. Üstelik yargılanan bir yöntemdi ve bende de kısmen bu yönde bir eğilim vardı. Ayrıca iyi bir anne olmak gibi amacım da vardı. Bu yeni durum sanki benim baskıcı bir anne olma olasılığımı ortaya koyar gibiydi. O yüzden o gün, o annenin neden “Kaplan Anneler”e karşı geldiğini anlamaya çabaladım. İyi de oldu.
Beni sürekli düşündüren, gel-gitlerle iki yana savuran bu kavramla ilk karşılaşmam o yüzden şok edici bir etki yaratmıştı. Ben bir “kaplan anne miyim” sorusunu, o günden sonra hep içimde taşıdım ve çocuğumu yetiştirirken kendimle hesaplaştığım bir soru oldu.
Anneliğin zor zanaat olduğunu bilirdim ama böyle boyutlarının da olabileceğini hiç düşünmemiştim. Çocuğunuzun iyi eğitim alması için harcadığınız çabanın birileri tarafından bir suçlanma nedeni olma olasılığı çok rahatsız edici bir durumdu. Anneliğin deneme yanılma yöntemiyle, yoldayken öğrenildiğine dair bir örnek teşkil ediyordu. Çocuğunuzun yetiştirmek için büyük motivasyona sahip olduğunuz bir dönemde, epey de yol kat etmişken, böyle bir soruyla karşılaşmak moral bozucuydu.
Birdenbire Doğu Asyalı anne ile Batılı anne figürleri arasında kalakalmıştım. Ben bu iki örnek arasında nerelerdeydim? Hangi yöne yönelmeliyim gibi sorular kafamda dolanıp durdu.
Kendi yaşantısını çocuğunun eğitimine adamış bir anne ya da ebeveyn nasıl tanımlanmalıydı? Disiplinli ve programlı olmayı çocuğuna kazandırmış bir anne mücadelesinden dolayı alkışlanmalı mı yoksa  despot olarak mı görülmeliydi? Mutluluğu çocuğun boş zaman geçirmesinde arayan anneyi nasıl tanımlayacaktık? Müsamahakar mı, ihmalkar mı? Çocuğun anlık mutluluğu mu, kalıcı başarısı mı, hangisi daha önemli? Çocuğun sosyal yaşantısı ve eğitimi nasıl düzenlenmeliydi? Eğitimde yön belirlenirken çocuğun karar verme yetkisi hangi oranda olmalıydı gibi sorular benim konumumdaki bir çok ebeveynin de sorduğu sorulardı.
O gün karşılaştığım bu kavram, hayatımda yeni bir dönemin de başlangıcıydı. Çocuğumu yetiştirirken karar alma süreçlerinde balans ayarı gibi bir işlev gördü.
Çoğu zaman deneyimsiz ve rehbersiz ebeveynler olarak kendi bilgimiz ölçüsünde bu zorluklarla baş etmek zorunda kalıyoruz. Çocuğumuza uygun bir yol, bir yön belirlemeniz gerekir ki hayata sağlam temelle başlayabilsin. Böyle bir temeli kazandırabilecek donanıma sahip misiniz, değil misiniz diye düşünmeden deneme/yanılma yöntemiyle işe girişiriz. İşte büyük acılar, üzüntüler, çaresizlikler böyle başlıyor.
Elimizde heykel yapmak için gerekli malzemelerin olduğunu varsayalım. Bir heykeltraş gibi heykel yapmamız mümkün olabilir mi? Hayır, dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız. Önce bu konuda bir eğitime ihtiyaç var. Malzemeyi tanımamız, çıraklık, kalfalık, ustalık gibi evreler sonrası temel teknik bilgilere ulaşmamız gerekir ki istenilen şekiller ortaya çıkabilsin.
Diyelim ki evinizin önünde eşinizin kullandığı bir araba var. İşiniz için de çok gerekli. Hemen arabaya binip yola çıkabilir misiniz? Arabayı kullanmadan önce bir ehliyet edinmeniz gerekir.
Peki elinizde bir bebek var ve siz de annesi babası olarak bu çocuğun herşeyinden sorumlusunuz. Ne yaparsınız? Yakın çevrenizden gerekli bilgileri edinir ve yakınlarınızın yardımıyla da çocuğun hayattaki ilk dönemini atlatabilirsiniz. Buraya kadar gayet iyi. Binlerce yıllık insanlık öyküsünde zaten olağan karşılanan bir durum bu.
Sonrasındaysa ikinci kısmı, çocuğumuzun nasıl biri olacağı, yani nasıl bir yönlendirmeyi telkin edeceğimiz süreci başlar. Taş değil ki deneye yanıla bir yol izleyerek bir biçim verelim. Şekil veremeyince bir başka taş alıp yeniden deneyelim. Acıları, kızgınlıkları, mutlulukları, tembellikleri, inatçılıkları, hiddeti, şiddeti, iyiliği, kötülüğü, kıskançlığı, algıları, hafızası, duyusu, duygusu gibi onlarca özelliği barındıran capcanlı bir insanla karşı karşıyayız.
EBEVEYN DENEYİMİ
İşin bir diğer yanı biz ebeveynler de iyisi, kötüsü, doğrusu, yanlışı bütün zaaflarıyla çocuğumuz gibi hatalara düşebilecek insanlarız. Farkında olmadığımız ya da düzeltemediğimiz bir çok yanlışımız olabilir ve bu davranışlarımızı çocuğumuza yansıtıyor, çocuğu bu yanlışlarla büyütüyor olabiliriz.
Yetiştiğimiz aile, büyüdüğümüz ortam, aldığımız eğitim, kültürel konumumuz, bulunduğumuz ülkenin koşulları ve kişisel özelliklerimiz çocuğumuza davranışımızda yönümüzü belirleyecek temel etkenler arasındadır. Çocuklarımız bütün bunlardan habersiz, bizim “doğru” kabullendiğimiz değerlerle büyümüş olacaklar.
Hayata iyi hazırlanmış, sağlıklı ve başarılı çocuklar yetiştirmek isteyen ebeveynlerin çoğu zaman zorlandıklarına tanık oluyorum. Nasıl bir arabayı kullanırken ehliyete ihtiyaç varsa ya da bir taşa şekil vermek için teknik bilgi ve eğitim gerekiyorsa, bir çocuk yetiştirirken de gerekli donanım, eğitim ve ehliyete sahip olmalıyız.
Hangi ülkede olursak olalım eğitim kurumlarının ebeveynlere çocuğun farklı evrelerinde çıkabilecek muhtemel sorunlara dair yol, yön gösterecek bir eğitim sunması en temel toplumsal ihtiyaçlarımızdan olduğuna inanıyorum. Böyle bir eğitimin olmaması ne büyük eksiklik!
Her çocuğun deneyimli rehber ve kaptanlarla hayata hazırlanma hakkı olmalı. Sadece bir defaya mahsus elimize geçen en değerli hakkımız olan yaşamımızı rastlantılara emanet etmeden ve israf etmeden değerlendirmemiz gerekir. Güven ve şevkatle yetişmemiş çocukların kanatları kırık olur. Bu kırıklıklar, hınç ve öç alma duygusuna dönüşürse ki bazen dönüşebiliyor, toplumsal yaraları beraberinde getiriyor.
Çocuğun ilk yılları ve daha sonra ergenlik dönemi kişiliklerinin oluşmasında son derece önemli olduğunu biliriz. Her çocuğun doğası, yatkınlığı, sosyal konumu ve ülkesel koşulları farklı olacağından, eğitim süreci ve varacağı nokta da doğal olarak farklı olacaktır. Elbette çocuğun içine doğduğu ortam da talih meselesi. Bilinçli bir aile ekonomik ve sosyal eksiklikleri emek ve gayretle artıya dönüştürebilir. İlgisiz bir aile ise bu eksiklikleri daha da derinleştirebilir.
Sessiz veya kendine güvensiz bir çocuğu toplum içinde kendisini güvende hissedeceği bir konuma getirebilmek psikoloji bilgisi gerektirebilir. Kıskanç bir çocuğun kıskançlığını törpüleyip arkadaşına zarar vermeyecek bir duruma yönlendirebilmek mücadele azminizi zorlayabilir. Şiddete meyilli bir çocuğu kendisine ve çevresine zarar vermeyecek bir hale getirmek epey zaman ve sabır isteyebilir. Zorluklara dayanamayan bir çocuğu motive etmek dünyanın en zor işi olabilir. Bunlar gibi birçok durumda ailenin çabası, tutumu, gayreti ve sabrı sorunların çözümünde önem kazanıyor.
Özetle, sağlıklı bireyler yetiştirebilmemiz için ahlaklı ve erdemli insan karakterini besleyecek, büyütecek bilinçte olan çalışkan, pes etmeyen ebeveynlere ve ebeveynlik eğitimine ihtiyaç var.
“Kaplan Anne” konusuna dönecek olursak, Amy Chua adlı Çin kökenli Yale Üniversitesi profesörü bir anne, 2011’de yazdığı “Kaplan Anne’nin Zafer Marşı” adlı kitabıyla ebeveynlik yöntemi üzerine yeni bir kavramı gündeme getirerek Amerika ve Avrupa’da büyük tartışmalara neden olmuştu. Konservatuar koridorlarında bizim de konuştuğumuz bu konu, Uzak Doğu ve Batı tarzı ebeveynlikleri karşı karşıya getirmişti.
Amy Chua’nın kitapta bahsettiği ve kızlarını yetiştirirken uyguladığı yöntem, Çin, Doğu ve Güneydoğu Asya ülkelerinde de uygulanan disiplinli otoriter bir çalışma yöntemini merkezine alıyordu. Başarı elde edilmek isteniyorsa bir takım feragatler de olmalıydı. Oysa ‘bırakınız yapsınlar’ diyerek çocuklarını eğitimlerinde serbest bırakan zorlayıcı olmayan anlayışla ebeveynlik yapan Batılı orta sınıf ‘Müsahamakar’ ebeveynler bu savaş alanını andıran platformlarda Kaplan Anneleri acımasızlıkla suçluyor ve Amy Chua’yı da eleştiriyorlardı.
Kızıma “Kaplan Anne” mevzusunu açtığımda daha sözümü bitirmeye fırsat bırakmadan ‘Sen tam bir “Kaplan Anne”sin’ deyince bütün moralim alt üst olmuştu. Ben bir “Kaplan Anne” miydim?  Haftaya farklı ebeveynlik modelleri üzerinden çocuk yetiştirme üzerine ortak kaygılarımızı dertleşmeye devam edeceğiz…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eighteen − 11 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.