Bir katili sevdim!

Başlığı kondurduktan sonra, bağlamasının püskülüne bülbül konmuş gibi birden şakıyıp neş’e içinde yazasım geldi, fakat bir katil zanlısı üzerine yazacaktım; pek zor!
Zaten her neş’enin bir sonu vardır!
Rahmetli Kayahan’ın fıkır fıkır oynak şarkısında söylediği gibi, ¨Atın beni denizlere…¨ demeliyim.
Zira ben kabahatliyim, a dostlar! Çok kabahatli…
Ben katil bir kadını sevdim!
Öyle bir katil ki, yıllardır habersizdik, koskoca bir Arjantina devletinin başkanlığını bile çaktırmadan yaptı.
Artık adını saklamaya gerek yok, herkes duysun, Christina Fernández de Kirchner’den bahsediyorum.
Geçtiğimiz yıl, 2015’in Kasım ayında iki dönem sürdürdüğü Başkanlık görevini Ortanın Sağında bulunan Mauricio Macri’ye devretmişti.
Bu sütunlarda çok yazdık, bilirsiniz!
Christina, Arjantin siyasetinde Eva Peron‘dan beri süren, Peronist halkçı, güyâ Solcu hareketin içindedir; kocası da öyleydi.
Kalp krizinden vefat etmiş kocası, eski Devlet Başkanı Néstor Kirchner‘in görevini 2007’de seçilerek üstlenmişti.
Üç yıl sonra Senyor Néstor hücceten, ansızın durduk yerde sekte-i kalb geçirip vefat etti; Christina kaldı mı dul!
Dulluğu 57 yaşında başladı, bir daha eline erkek eli değmedi ve o günden beri hakkında tek bir şey duymuş değiliz; takipteyiz! O şimdi 63’ündedir.
Arjantin’in yoksul halk kitleleri, orta sınıfın iktisâden çökmeye yüz tutmuş aileleri arasında pek seviliyordu; hâlen öyledir.
Ona, İspanyolcada Kısrak anlamına gelen La Yegua lakabı verildi.
Kısrak Christina, sanırsınız ki, gece dahi yatağına girerken makyajını koruyan, bakımlı, alımlı, verdiği pozlarıyla fotojenik denilen tarzda hep göz alıcı, fakat ne yapsa ait olduğu taşradan -Arjantin Pampa’larından – üzerinde kalmış kasabalı kız görüntüsünü taşıyarak siyaset sahnesine geldi, geçti.
Mesela, bir vakitler, Parlamentonun balkonunda yaptığı konuşma bir âlemdir.

Üzerinde puantiyeli beyaz bir entari elbise, kestane rengi saçları omuzlarından aşağı salınıyor, beyaz ayakkabıları çorapsız ayağında, ferforje korkuluğun trabzanındaki ahşaba dayanmış, sokaktan geçen piyasa yapmakta delikanlıları seyreder gibi elinde mikrofon aşağıdaki kalabalığa sesleniyor.
Yazımıza eşlik eden görsele, hele bir bakınız!
Dünya güzeli sevgiliniz olsun, burnunu karıştırıp sonra tırnağıyla dişi arasına kaçmış maydanoz parçasını alıversin, yine de pek seversiniz.
İşte Christina’yı bu taşralı, hepimizin kasabalardan bildiğimiz -mesela- bakkal Alâaddin amcanın sakızını şişirip ağzında patlatan kızı Emine gibi görüp epeyi kanım ısınmıştı.
Romancılara güvenmeyin, sağı solu belli olmaz!
Ben sık sık, Christina’nın görev döneminde Kısrak’tan bahseden yazılar yazdıkça, gazeteci dostum Faruk Eskioğlu bana takılır, etmediğini bırakmazdı.
¨Yahu Mahmut Hocam, ne buluyorsun şu kadında?¨
¨Sen anlamazsın, senin ruhun Londra’nın sisine ve rutubetine karışmış bir kere… Bu kadında tango, aşk, İspanyol kanı, Zil Şal ve Gül, Endülüste Raks var…¨
İşlek hafızamız pek maharetlidir, derhal arşivimizden çıkarıp
Yahya Kemal‘in şiirini aklımıza getirir:
¨Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli…
Şeytan diyor ki, sarmalı, yüz kerre öpmeli…¨

Açık Gazete‘nin şef editörü Faruk Eskioğlu, bilirsiniz, Londra’da yaşar; ben ABD’deyim.
Beni Kuzey Karolina’daki Chapel Hill’den arar, bazen Kanada’nın Edmonton’ından…
¨Yine mi Kısrak üzerine yazıyorsun…¨
Eee.. Elimde değil, bir defa sevdim kadını…
Aşkın gözü kördür; meğer biz baltayı taşa vurmuşuz, haberimiz yok.

Kısrak neler yapmış, neler!
Arjantina’nın, eskinin eskisi hayattaki Başkanlarından, LE TURCO lakaplı, Carlos Menem birkaç gün evvel televizyon programına çıkıp iddia etti, Kısrak’ı suçladı: ¨Kocasını öldürtmüş olabilir!¨
Bu iddiaya otopsi raporlarındaki yetersiz açıklamaları yeterli gösteren, eğer bunamadıysa lakırdısı mühim görünen 85 yaşındaki Turco Carlos, Christina’nın iktidar hırsını da sözlerine eklemesi dikkati çekiyordu.
Kısrak’tan bir karşılık gelmedi, henüz!
Bu iddia üzerine adlî makamların ne yapıp ettiğini de bilmiyoruz.
Zaten 2015’de, faili meçhul bir cinayete kurban gitmiş muhalif savcı Alberto Nisman‘ı öldürttüğü iddiasıyla yeterince başı ağrıyan Kısrak Christina’nın bu kez müteveffâ-yani rahmetli olmuş kocası nedeniyle töhmet altında bırakılması nelere yol açacak, nasıl gelişecek, bunu da kestiremiyoruz.
Şekspiryen-Shakespeare tarzı bir hikâyeyle karşı karşıyayız; dram sanatında, heyecan dorukta…
Yahut Agatha Christie tarzı bir polisiye bulmaca mıdır, bu!
Göreceğiz…
Ne var ki, olan benim Kısrak’a duyduğum hayranlığa oldu; artık Faruk Eskioğlu‘nun dilinden kurtulamam…
¨Gül gibi karını bırakıp, gittin âlemin katil dul karısını sevdin!¨ dese, ben ne derim!

1593820cookie-checkBir katili sevdim!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

19 − 12 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.