Bir programın düşündürdükleri

Mehmet Ali Erbil, estetik mucizesi olarak anılan seksi! mankenimiz (galiba şimdi onun da başka bir mesleği olmuş) Deniz Akkaya ve  anladığım kadarıyla oraya konuk olarak davet edilmiş, bu ülkenin gerçekten neye dayanarak adını “superstar” olarak belirlediğini bilemediğim sanatçısı Ajda Pekkan, gece yarısından sonra Show Tv’de canlı yayın yapılan bir programda bir araya gelmişler.


Gecenin o saatinde tamamen tesadüf eseri önce gözümün takılmasıyla sonra da merakımdan televizyonun karşısına mıhlanmış şekilde ismini bilmediğim programı dehşet içinde izledim.


Adını daha önceden duyduğum ama hiç görme fırsatı bulamadığım Ajdar isimli başka bir konuğu nasıl programın şebeğine çevirip, hem onun üzerinden eğlence(!) yaratarak reyting aldıklarına hem de kendi akıllarınca  onu nasıl rezil etmeye çalıştıklarına şahit olarak neleri kaybettiğimizi ya da kimilerinin nelere sahip olmadığını bir kere daha düşünüp, sinirimden bu saatte düşüncelerimi nereye ulaştıracağımı bilemeden yazmaya başladım.


Ajdar adlı kişinin kendini ne durumlara düşürdüğünü, tüm bunlara malzeme olmaya nasıl izin verebildiğini, belki de bu yolla meşhur olmaya ya da para kazanmaya çalışıyor olabileceğini tartışma konusu bile yapmıyorum.


Birileri, bu insanlar var olduğu sürece bunu kullananlar elbette çıkacak diye düşünebilir. Ama daha acısı sanatçı bile olmadığını düşündükleri, akıl sağlığından bile şüphe duydukları birini programa davet edip salona doldurdukları yeni yetme gençler ile konuşturup, şarkı söyletip, dans ettirip, kendisinin nasıl “hiper star” olduğuna inandığını anlattırıp gülüp güldürmeleri , önce alkışlayıp pohpohlayıp, belli ki sanatçı olarak programa davet edip, sonra  180 derece dönüş yaparak bu kişiyle açıkça alay edip, ahlak dersi vermeye çalışmaları.


Bir de 30 yıllık sanatçının sadece tecrübeli değil aynı zamanda “bilge” olduğunu o bilgece(!) üslubuyla ders verircesine anlatan Ajda Pekkan’ın kendi halini görememesi. Makine mühendisi olduğu söylenen bu genç,  “Ajda Hanım siz tecrübeli ve değerli bir sanatçısınız sizi dinlerim tabii”  dediğinde, Deniz Akaya resmen saldırırcasına “sen sanatçı bile olamazsın, bir İbrahim Tatlıses olamazsın, biraz alçak gönüllü ol” dediğinde Ajda Pekkan’ın başını alaylı bir edayla öne eğip “yok yok o yeterince alçak zaten” dediğini bile yakaladım.


Şimdi kime sormalıyız, bu ahlak dersleri veren kişilere aynayı kim tutacak. Bu nasıl meslek, bu nasıl iş ahlakı, bu nasıl insanlık. Programına davet edip sonra da onu programının şarlatanına çevirmek, sonra orayı terk etmeye çalışınca kene gibi yapışıp geri getirmek hangi değere göre bir davranış modeli.


Ayna tutmak gerekli mi, buna kızmak ve bunca laf etmek bir şeye yarar mı. Belki hayır. Ama bütün bunlara alışarak belki bir gün sadece ağlanacak halimize güler hale geleceğiz ya da her zaman yaptığımız gibi bu tür programları izlemeyip, izleyip şikayet edenlere de “ e kapatın beğenmiyorsanız” deyip geçeceğiz. Ama belkide izlemeliyiz, şaşırmalıyız, kızmalıyız ve konuşmalıyız. Çünkü ne yazık ki bugün basit gibi görünen şeyler bugün ki gerçeğimiz. Kendimize ne kadar uzak, başka bir dünya kurup o dünyanın içinde yaşıyor olsak da istemeden içinde olduğumuz seçemediğimiz başka bir dünya var. Seçemiyoruz belki ama onu değiştirmek gerçekten elimizde değil mi acaba?


Birileri bu ülkede Atatürk’ün adının şöyle bir cümle içinde geçmesine izin veriyor :


“Atatürk ‘sanatçısı olmayan bir toplumun hayat damarlarından biri kurumuş demektir’ demiş, Ajdar’ı olmayan bir toplumun damarları da ishal olmuştur” . Hem de Cumhuriyetimizin ilanının 83. yılını kutladığımız şu günlerde!…


Bence hepimizin rahatsız olması lazım. Yoksa yine çok mu duygusal davrandım!

693840cookie-checkBir programın düşündürdükleri

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

five × four =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.