İNGİLTERE… Bir zamanlar Kıbrıs, ABD, John Wayne, Tommix, Texas

TRT Televizyonu “Bir Zamanlar Kıbrıs” isimli bir dizi çekimi için birkaç hafta önce 250 kişilik bir ekip ile KKTC’ye gitmişti. Tam Covid-19 un yayılmaya başladığı sırada ve sokağa çıkma yasağı uygulandığı zamanda. Çekim hala devam ediyor.

İlk zamanlar cılız protestolarla olay geçiştirildi. Şimdi sosyal medyada şiddetli bir protestoya şahit olmaktayız. Hayır, hayır, bir film yüzünden halkın tehlikeye sokulduğu için değil protestolar.

Sosyal medya protestolarının odak noktası filmin içeriği. Efendim film gerçeği yansıtmıyormuş. 

O zaman köy halkının haklı tepkisine destek olup, sokağa çıkma yasağına rağmen tedbirli bir şekilde  film setine gidip kitlesel protesto yapsalardı onlara büyük saygım olurdu.

Hangi film gerçeği yansıtıyor ki? Filmler yaşanmış olaylardan esinlenebilir, ama belgeseller gibi gerçeği yansıtma sorumlulukları yoktur. 

Benim çocukluk ve gençlik dönemim filmleri, televizyon dizilerini bilinçsiz bir şekilde, büyük bir zevkle izleyerek geçti. Cumartesi günleri arkadaşlarımla Talat abiden hellimli, pastırmalı sandöviçlerimizi, coca-colalarımızı alıp soluğu Şahin Sinemasında bulurduk. 

“Kahramanlar kahramanı” John Wayne’in arkasındaki kavboy sürüsü ile yerli Apaçi, Komançi Kızılderilelerine saldırıp bu “vahşileri” katledişini ağzımızdan salyalar akarak zevkten dörtköşe seyrederdik.

İngilizlerin daha 1950li yıllarda Kenya’da Mau Mau mezalimini haklı çıkaran filmler izler, “kahraman” İngiliz milletine “yamyamları” yok ettiği için şükran beslerdik. Örnekler çok. 

Sadece filmler mi? Ailelerimizi kandırır, ders kitaplarımızın arasına sakladığımız Tommix, Texas, Kinova kitapçıklarını hayranlıkla okurduk. Onlar da İngilizin, Amerikalının kahramanlık, Kızılderililerin “vahşilik” hikayeleri ile dolu idi.

Aslında konu önemli. Filmlerin olayları çarpıtması ve insanların beyinlerini yıkayarak farklı toplumlara karşı ırkçı, stereotipik, önyargıllı yaklaşımlar sergilemeye teşvik etmesi ciddi bir konudur. Hollywood bunu yıllardan beri etkili bir şekilde yapıyor.

Tarihi filmler, diziler kullanarak kendi amaç ve çıkarları için çarpıtan devletler her zaman olmuştur, olacaktır. Eminim Fransız, İspanyol, Hollandalı, Portekizli, Belçikalı çocuklar, gençler de uluslarının Afrika, Asya, Amerika kıtalarında işledikleri soykırımları haklı çıkaran filmleri zevkle izlemişlerdir. Hala izlemeye devam ediyorlar.

Bu arada bu tür propagandaları dengeleyici nitelikte savaş karşıtı, olaylara farklı perspektiften bakan filmlerin de varlığını gözardı etmemek gerekir.

Aynı zamanda bilinçli, ünlü aktörlerin de bu akıma karşı çıkışları takdire şayandır.

Bunun en güzel örneğini 1973 Oscar film ödülleri töreninde gördük. Marlon Brando, Godfather filmindeki rolü için kendisine laik görülen ödülü reddetmek amacıyla salona Sacheen Littlefeather isimli Apaçi bir genç kızı göndermişti. Apaçi kız onun adına yaptığı konuşmada Marlon Brando’nun film dünyasının en prestijli ödülü Oscarı, Amerikan film endüstrisinin Amerikalı yerlileri olumsuz yansıtması yüzünden boykot ettiğini açıklamıştı.

“Bir Zamanlar Kıbrıs” dizisine dönelim. Filmi görmeden fikir belirtmek yanlış olur. Ama sosyal medyadan anladığım kadarıyla film 1963 ile 1973 dönemindeki mücadele yıllarını konu alıyor.  

Filmin kahramanı “Ankara’lı”nın Kıbrıslı Türklerin mücadelesine nasıl katkı koyduğunun hikayesi imiş. 

Film eğer Kıbrıslıtürk mücahitlerin yıllardan beri kendilerini kimseden yardım almadan cesurca savunduklarını yansıtmamışsa çok büyük ayıp, eksiklik olur. 

Ancak filmin konusunda gerçek payı olmadığını kim iddia edebilir ki? Film o dönemi kapsamıyor, ama 1974 yılının o sıcak Temmuz günü ve sonradan Ankara’lı, Adana’lı, Maraş’lı, Diyarbakır’lı, daha bilmem nereli az mı asker tüm köy halklarını mutlak bir ölümden kurtardılar?

Çok sayıda Türk, Kürt, Laz Anadolu genci bu uğurda yaşamını yitirmedi mi? Benim ailem Lefke’de kısılmıştı. Evimizin yanındaki küçük yapıda çapulcu Yunan askerleri kaçtıktan sonra mezarlar buldular. Daha ne hikayeler duyduk.

Birilerinin “propagandası” başkalarının gerçeğidir. Onu unutmamalı. Yaşamını kaybeden askerlere kurtarıcımız olarak şükran duyacağımıza bir film yüzünden onların anılarına hakaret etmek kimsenin hakkı değildir. 

Türkiye hükümetini asimilasyonist siyaseti yüzünden elbette eleştirmeliyiz. Ama trajik aile dramlarını politize edip alet olarak kullanarak değil. Yazıktır. Ailelere, şehit askerlerin anılarına büyük saygısızlıktır.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

14 − 6 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.