Birgün – Hiçbir zaman

Medyatava’da 7 Ekim tarihinde Birgün ile bir haber vardı.


Aynen şunlar yazılmıştı: “Patronsuz gazete sloganıyla yayın hayatına atılan Birgün gazetesi hareketli günler yaşıyor. Gazetenin Ankara bürosu çalışanları, sorunlarının çözümü konusunda muhatap bulamadıkları gerekçesiyle, temsilcisinden, stajyer muhabirine iş bıraktı.”


Birgün gazetesi yeni çıktığı günlerdi…  Para dergisinde beraber çalıştığım genç bir arkadaşım bana, dergiden istifa edeceğini, Birgün’de çalışmak istediğini söyledi.
İdealist bir tavırdı. Düşüncesini paylaştığı insanlarla birlikte olmak istiyordu. Ama, bunun bir de onun bilmediği bedeli vardı.


Ona, iyice bir düşünüp taşınmasını söyledim. Olacakları anlattım. İlk önce beraber çalıştığı, daha bağımsız ve profesyonel insanların ayrılacaklar ya da işten çıkartılacaklardı. 


İkinci aşamada maaşlar yarım olarak ödenecekti. Birkaç ay sonra da hiç maaş almamaya başlayacaklardı. Bu arada, ayrılanlar olduğundan da iş yükü giderek artacaktı.


Yaklaşık yedi sekiz ay sonra beni arayarak söylediklerimin teker teker gerçek olduğunu söyledi.


Aslında, 35 yaşını geçmiş, solculuğa kıyısından köşesinden bulaşmış her “Türk gencinin” örgördüğü birşeydi bu. O kadar çok örneği vardı ki…
Öngöremeyenler sadece baştakilerdi.


Belli ki, bir kez daha hiçbir ciddi iş planı yapmadan, riskler gözetilmeden işe girişilmişti.


Pek çok çalışan bir kez daha ortada, beş parasız kalmıştı.


Herkesin gözünde “solcular” bir kez daha ağızlarına gözlerine bulaştırmışlardı.


Herkes bir kez daha “acaba gerçekten patronsuz gazete olmaz mı” diye düşünmüştü.


Bunun nasıl bir körlük, nasıl bir bile bile lades olduğunu hiç anlamış değilim.


Üstelik, insanlar, ilk kurulduğunda bu gazeteye ciddi koltuk çıkmışlardı. İlk önceleri bayağı bir kişi çift gazete almıştı. Sonra, arada ciddi bir para toplanmıştı.
Sadece Birgün değil. Türk sosyalistlerinin kurduğu her yapı maalesef eriyip gidiyor.


Büyük umutlarla kurulan ÖDP de, ne yazık ki hızla Birgün’ün yanına doğru yuvarlanıyor.


Oysa, pek çok şey yapılabilirdi.


Ne bileyim, hiç bir şey yapmasak, “asgari müştereklerde biraraya gelmiş” bir grup oluşturup, 25 yıl önceki bölge tecrübeleriyle, en azından hafta sonu varoşlara gidip oradaki çocuklara allah ne verdiyse, iki-üç saat bilgisayar, İngilizce dersi verebilirdik. Onlara kendimizi anlatmaya çalışırdık, onları anlamaya çalışırdık.


Hiç olmazsa bizim de bir “Kardelen” projemiz olabilirdi.


Olmadı, görünen o ki olmayacak, olamayacak.  

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

14 − ten =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.