İblis suçlaması (II)

Gazeteciler kariyer planlamasını, yükselme hedeflerini hiç bir zaman kişi veya kişilere bağlamazlar.
Mesleğe girdikten sonra, yükselebilmek için şansın rolü vardır ama bir noktaya kadar.
Eğer sizde biraz cevher yoksa yükselmeniz, mesafe katetmeniz hayal olur.
Ya sıradan bir gazeteci olursunuz.
Ya da çarklar arasında ezilip yok olursunuz.

Biraz cevher varsa, şansınız da yüksek ise …
Eğer bir de yükselmek için “her yol mübah” diyebiliyorsanız.
Birazcık entrikadan anlıyorsanız, mesele yok.

Gelelim Özkök’ün patronunu ve genel müdürünü harcama faslına.
Ankara Temsilcisi olan birinin, “İblis” olarak suçlanan patronunu savunacak tek kelime bulamaması ne demek, ben bunu anlamakta zorlanıyorum.
Aksine, Başbakanın kendisini suçlayan mektuptan sonra aramayacağı korkusunu yaşıyor Ankara Temsilcisi olan Özkök.
Özal seni aramasa ne olacak ki?
Bu duyguyu da anlamak çok zor.

Gazeteler süreklidir.
Geçici, ya da gidici olanlar iktidarlardır, başbakanlardır.
Bakın, Simavi gazetesini sattı gitti İsviçre’de yaşıyor.
Hürriyet’i Aydın Doğan aldı, gazete yayın hayatına devam ediyor.

Haaaa, Hürriyet Gazetesi Simavi dönemindeki kadar itibarlı mı?
Okuyucuları, Hürriyet ve yöneticilerine güveniyor mu?
Haberlerin ne kadarı gerçeği yansıtıyor?
Çalışanların emekleri gereği gibi karşılanıyor mu?
Sendika var mı?
Sık sık tekrarlanan tasfiyeler neye göre yapılıyor?
Trajın düşmesi ne anlama geliyor?

Bu soruların yanıtlarıyla kimsenin ilgilendiğini sanmıyorum.
O dönemi birebir yaşayan bir gazeteci olarak 800 binli satışlardan 20 yıl sonra 400 bin traja pike yapmanın “başarı” sayıldığına hiç tanık olmadım.
Ama Özkök “Başarılıyım” diyebiliyor.

Hürriyet hem itibar erozyonuna uğruyor, hem trajı dibe vuruyor ama kaptanı derin sularda gemiyi yüzdürdüğü yazıyor.
Bu nasıl “başarı” ölçüsüdür anlamak mümkün değil.

Hürriyet’in “altın yılları” addettiğimiz döneme kısa bir göz atalım.

Tek sütunluk yanlış haber yüzünden yüzlerimiz kızarırdı..
Yanıltılmış, yönlendirilmiş haber yazmanın ne anlama geldiği bilirdik.
Haberi tekzip edilen arkadaşımıza kapının gösterildiğini çok yaşadık.
Özel haber atladığımızda, sabah büroya giderken ayaklarımızda tonlarca ağırlığı hissetmemek mümkün değildi ki.
En küçük ayıbın işimizin sonu olacağını bilirdik.

Muhabir muhabirliğini, temsilci temsilciğini bilirdi.
Temsilci, yeni yetmeler gibi muhabirliğe soyunmazdı.
Temsilci haber kaynakları kim olursa olsun, Ankara’da en son muhatap olan gazeteciydi
Temsilci hiç bir zaman başbakan, bakan ya da parti başkanı ile patronu arasında aracılık yapmazdı.
Hiç bir temsilci, kader birliği yaptığı ve birlikte çalıştığı muhabirinin haberi doğru mudur diye bakan, ya da başbakana telefon açıp “Efendim arkadaşım şöyle bir haber yazmış, sizce yanlışlık var mı?” diye sormazdı.
Hiç bir temsilci veya muhabir eğer ulaşabiliyorsa başbakana “Efendim sizin için yarınki köşemde şunları yazdım”demezdi.
Çünkü etik buna engeldi.
Sonuçta, kimsenin adı, soyadına takılan “mekan” eki ile anılmazdı.
Özköşk gibi…

Devam edecek

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.