BU GÖL İZNİK GÖLÜDÜR:  1. KONSİLDE BİR MUHALİF SES – ARİUS

RECEP MEŞE – İznik Gölü, adını doğusunda kurulu olan tarihi İznik (Nikea) kentinden alır. Bölge, helenistik çağ, Roma, Bizans, Osmanlıya ev sahipliği yaparken İznik kenti de dört medeniyete başkentlik yapmış olacaktır. İznik’in asıl önemi hıristiyan dünyası açısından dır. Vatikan, kudüs, İznik olmak üzere dünyada üç kutsal şehirden biridir.

   Hıristiyanlar için mihenk taşı niteliğindeki önemli toplantılar İznik’te yapılmıştır.

   Daha önceki yazılarımda 1.İznik Konsilini anlatarak İznik’in ekümenik öneminden bahsetmiştim. Bu yazımda, Konsilde bir muhalif ses olarak Arius’un trajik hikâyesini anlatacağım.

   İsa gerçekten tanrı mıdır? Yoksa bir insan peygamber midir? İsa yaratılmış mıdır? Yoksa Tanrıyla eş düzeyde ezelden beri midir?

   1.Konsilden önce Hıristiyan dünyası bu inanış ayrılıklarıyla kaynıyor, ciddi bölünme tehlikesi geçiriyordu. Konstantin bu fikir ayrılıklarını gidermek, dini bütünlüğü sağlamak üzere İznik kentinde bir toplantı düzenleyerek ülkedeki bütün piskoposlara toplantıya katılmalarını emretti.

   Bu konsile özellikle iki kişi damgasını vurmuştu. Birincisi siyasi manevraları ve kararlarıyla imparator konstantin ikincisi de muhalif görüşleriyle İskenderiyeli Arius tu. Arius, Konsilden önce de hâkim Hıristiyanlık inançlarına muhalefet etmiş, fikirleriyle doğuda, İskenderiye’de, Filistin ve Mısır’da taraftarlar oluşturmuştu.

   Mevcut din otoritelerince; İsa’nın, Oğul Tanrı olduğu, Tanrıyla özdeşleşmiş (Eş töz) olduğu savunuluyordu. Arius ve yandaşları ise Oğulun kesinlikle bir tanrı olmadığı, Tanrı ile aynı cevherden olamayacağı tezini savunuyorlardı. İsa yaratılmıştır, bir insan olarak peygamberdir görüşünü ileri sürüyorlardı. Arius ilahiyatın yanı sıra mantık ve felsefe eğitimi de almıştı. Diğerleri, Teslis (Üçleme: Tanrı-Oğul-Kutsal ruh) derken Arius, teslisin mantıksal izaha muhtaç olduğunu ileri sürüyor, kendisi ise inancını Tevhid (Teklik) üzerine oturtuyordu.

   Arius, Konsilde tezlerini anlattığı kitapçığını Kredo adıyla konsüle sunduktan sonra ayağa kalkarak şöyle dedi:

   “Oğul, ne eşitlikte ne de cevherde Baba gibi değildir. Oğulun Baba ile müşterek yanı yoktur. Oğul Baba gibi öncesiz ve sonsuz değildir. Çünkü Oğulu meydana getiren Babadır. Baba, oğul yaratılmadan önce mevcuttur. Oğul ondan sonra meydana gelmiştir. Yani Oğulun bir başlangıcı vardır Ama Babanın başlangıcı yoktur.”

   Konsil dalgalandı. Katılanların önemli bir bölümü Arius’a katılıp desteklediler. Bunun üzerine Konstantin ağırlığını koyup Bu görüşü kabul etmediği gibi bu farklı görüşe inananlara baskı uyguladı. Arius ve taraftarlarını aforoz ettirdi. Konsilden çıkararak sürgüne gönderdi. Bütün kitaplarını yakılmasını istedi.

   Ancak Ariusçuluk kökten yok edilemedi. Hatta ariusçu görüşler daha çok gelişti ve yayıldı. Sonraları arius affedildi ve eski görevine iade edildi fakat aniden öldü. Ariusçular onun zehirlenerek öldüğünü ileri sürdüler. Arius’a düşmanlığıyla tanınan Sokrates onun ölümünü şöyle anlatmıştır:

   “Günlerden cumartesiydi ve Arius, ertesi gün Kilise ile bir araya gelmeyi bekliyordu: fakat ilahi intikam işlediği suçların karşılığını aldı. Kendisini koruma gibi saran Eusebius taraftarlarından oluşan kalabalık ile ahalinin dikkatini de çekerek şehrin ortasından zafer yürüyüşü ile geçerek İmparatorluk sarayına gitmeye başladı. Som mermer sütunun dikili olduğu Konstantin meydanına yaklaştığında, Arius’un pişmanlığa düşmüş bilincinden bağırsakları şiddetle yumuşatan bir dehşet ortaya çıktı: O, kendi yakınında uygun bir yer aradı ve Konstantin meydanına geri yöneldi, oraya doğru hızlandı. Kısa bir süre sonra pislikle beraber bağırsaklarının dışarı çıkmasıyla üzerine bir baygınlık geldi, onu mebzul bir kanama izledi ve ince bağırsağı düştü: üstelik dalak ve karaciğerinin parçaları iç kanama ile dağıldı böylece neredeyse öldü. Bu felaket sahnesinin yaşandığı yeri, daha önce söylediğim gibi revaklardaki bu kanlı yeri; Konstantinopolis’te sonraları da insanlar gidip, parmaklarıyla gösteriyorlardı, bu olağandışı ölüm, ebedi bir hatıra olarak kaldı”

   Ariusçuluk hiçbir zaman ölmedi. Günümüzde Yehova Şahitleri akımı Kısmen onun görüşlerini savunurken asıl olarak Üniteryenizm teoloji hareketi onun görüşlerini benimsemektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

19 + twenty =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.