BU GÖL İZNİK GÖLÜDÜR: BİR GÖL İNSANI “AGOP”

Meramımız göl insanlarının hikâyelerini anlatmak ise eğer, Agop’u anlatmadan geçemeyeceğim.

   O sabah Agop bir başka heyecanla yatağından kalktı. Bugün tarihi bir gün yaşayacak, hayatının dönüm noktası olacaktı. Şişliden dolmuşla Galata Köprüsüne inip Yalova Vapuruna attı kendini

   Herkes gibi Agop da çocukluğunun geçtiği zamanları, doğup yaşadığı yeri ve anılarını özlüyordu. Neredeyse yarım yüzyıl geride kalmış bu anılar, İznik Gölünün kuzey yakasında bir köyde saklıydı

   Nice kültürlerin, nice dinlerin,milletlerin, toplumların yaşam yeri olmuştur İznik Gölü ve çevresi. Kimler gelmiş kimler geçmiştir?

   Bir göl köyüdür Keramet Köyü, Ermenilerin çoğunlukta olduğu, yerli Türkmen aileleri (Kabaklar sülalesi) ile birlikte uyum ve barış içinde yaşadıkları bu göl köyü, Ermeni Agop’un da köyüydü. Ancak emperyalist kargaşa, Birinci Dünya Savaşı, devletlerin hareketleri, uluslaşma gibi gelişmeler sonucunda Ermeni halkı köyü terk etmek zorunda kalmıştı.

   Agop, baskın gelen özlemlerinin önünde duramadı. Onlarca yıl sonrasında kalktı köye geldi. Türkmenlerin hâlâ durduğu köyde, yerlerine Yunanistan Mübadele Muhacirleri, Boşnaklar, Müslüman Arnavutlar iskan edilmişti. Köylü yadırgamadı onu. Yarıya kadar saman dolu sepetiyle yumurta toplamak üzere bütün köyü gezdi.

   “17. Yüzyıl ile 20. Yüzyıl başlarına kadar İznik Gölü ve çevresindeki yerleşim yerlerinde (İznik, Yeniköy, Ortaköy, Keramet, Gayrı Müslüm Sölöz, Yenigürle, Karsak)  Ermeniler yaşıyordu. Malum Osmanlı geniş spektrum (çeşitlilik) içeren bir imparatorluktu. Ermenilerin bu havzaya Osmanlı içindeki Yunanistan, Anadolu ve Van gibi doğu illerini kapsayan göçler sonucunda hatta bir varsayıma göre (Raif Kaplanoğlu) Celali isyanları sırasındaki büyük “Kaçgun” (Yer değiştirme) olayı sonrasında yerleştikleri tahmin edilmektedir.”

   Yakın zamana kadar Bu yerleşim yerlerinde kilise kalıntıları ve  kilise yerleri, hamamlar, okullar ve maşatlıklar (Mezarlık yerleri) varlıklarını korumaktaydı. Kiliseler bir çok yerde olduğu gibi  bu yerlerde “Surp Asdvadzadzin” olarak anılmaktaydı.

    Agop, Köyün üst başına geldiğinde yorulmuştu. Bir kayanın üstüne oturdu.  Bu kayayı ve dibinde biten kedi tırnaklarını, etrafındaki pamucakların altından keçi memesi topladığını hatırladı. Köye kuşbakışı bakarken çocukluğu bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Gözleri göle kaydı. Masmaviydi ve ışıl ışıl parlıyordu güneşli havada, tıpkı çocukluğunda olduğu gibi. Gölde yüzdüğünü, gölün balıklarından yediğini hatırladı. Beş-on kiloluk sarı balık çıkarırlardı gölden.

   Kendisi gibi nice Agop’ların nice Nedya’ların atalarının yaşadığı bu yerleri sadece görmek, sadece havalarını solumak için can attıklarını biliyordu.

   Aşağı inerken caminin yanından geçtiğinde oradaki büyük çitlembik ağacının öylece durduğuna hayret etti. Köye ilk girdiğinde kahveler önündeki ulu çınarların öylece durduğuna da böyle şaşırmıştı. O çitlembik ağacının altında, caminin dibinde köyün evliyası Keramet Dede’nin mezarı mermerden yeni yapılmıştı. Önce istavroz çıkarıp ardından ellerini açarak dua etti. Köyün o zamandan kalma hamamı da duruyordu. Biraz daha ilerlediğinde kapının önünde oturan Kabak Ayşe’yi tanıdı. İlahiler söylüyordu.

   Kilise yıkılmış, bir öbek, yükselti halinde yeri belliydi. Ardından Maşatlık ziyareti de yaptı. Kaybolan Mezarların izini sürmeye çalıştı. Zeytin bahçelerine girdiğinde kadim bir zeytin ağacının gövdesine sarılıp ağladı. Bu ağaçla ilgili anıları vardı besbelli.

   Gören olmuştu ki;  Agop’un bir zeytin ağacına sarılıp ağladığı köyde tevatür olmuştu. Köylüler bu trajik olayı birbirine uzun yıllar anlatmıştı.

   Sonraki yıllarda  belli aralıklarla hep köye geldi yumurta topladı Agop. Ancak bir vakitten sonra gelmez oldu. Belki de ölmüştü.

   Böylece tarihin sayfası bir kere daha çevrilmiş, yaşananlar geride kalırken, yeni sayfaya yeni hikâyeler yazılacaktı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 × four =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.