BU GÖL İZNİK GÖLÜDÜR: BİR GÖL İNSANI DEMİRCİ MUSTAFA

RECEP MEŞE –  Bu göl köyünde bir göl insanıdır Demirci Mustafa. Göle hemen hemen bin metre mesafedeki köyünün yüksekçe bir yerine yaptırdığı evinin ikinci katındaki yattığı odanın penceresinden, gölün karşı yakasındaki köylerin yansıyan ışıklarını seyredip cigarasını tüttürürken şafak sökmek üzereydi. Geceleri uyuyamıyor, neredeyse bir saat arayla cigara yakıyordu. Ciğerleri sökülecek gibi öksürürken “Bu cigara öldürecek beni.” diye geçirdi içinden. Çocukluğundan beri aralıksız içerdi bu laneti. Geçenlerde köyün kahvesinde, devletin memuruna kaptırınca tabakayla birlikte tütünlerini, üstelik bir de ceza yiyince daha çok içer olmuştu.

   Üçü kız altı çocuğu vardı. Altı boğaz yani. Köyde herkesin en az bir kaç parça malı varken onun hiç malı olmamıştı. Zanaatkârlığına güvenip bağ bahçe edinmemişti. Yıllardır evinin bitişiğinde eklenti olan indirmede, körük sallayarak harlattığı ateşle kızdırdığı demirleri örste döve döve kazma, çapa, çepin pulluk gibi aletlere dönüştürüyordu köyün demircisi iken. Civar köylerden bile bu aletleri yaptırmak için geliyorlardı. Fakat traktörler çıkalı beri millet bu araç-gereçleri yaptırmaz olmuştu. Tek-tük ihtiyacı olan da pazardan alıyordu.

   Yeni iş imkânı yaratmalıydı. Günlerce düşünüp kafa yorduktan sonra köyün yakınındaki karasu deresine dönme dolap bir su değirmeni kurmak geldi aklına. O zamanlar karasu deresi gürül gürül akıyordu. Çarkından su dolaplarına, taşından miline, sırf kendi ustalığı ve kendi ellerinin hüneri ile döndürdü değirmeni. Lâkin beklemediği bir olay olmuştu bir-iki yıla varmadan. Kuraklıktan derenin suyu azalmış ve değirmeni döndürmez olmuştu ve bir kere daha hayalleri suya düşmüştü.

   Hoca çıplak sesle sabah ezanını okurken “Allah, bu boğazların rızkını verecektir elbet.” diye tevekkül etti. Hava aydınlanmaya başladığında “Haydi bir cigara daha yakayım.” diyerek tabakasından tütün sardı gene. Karşı köylerin ışıkları yavaş yavaş sönüyor, göl kurşuni rengiyle ortaya çıkıyordu. Birden kafasında bir fikir belirdi. Yıllardır o göle bakıyor, göl ona bakıyordu ancak ilk defa bu fikir aklına geliyordu. Evet, göl yeni ekmek kapısı olabilirdi o ve çocukları için.

   Gölden üç-dört kiloluk sarıbalıklar, akbalıklar, yayın balıkları ve kerevit çıkarıp satabilirlerdi.

   Kısa zamanda yine kendi ustalığını kullanarak bir kayık yapmak için işe koyuldu. İskeletinden tahtalarına, macunundan boyasına kadar kendi elleriyle altı metrelik bir kayık inşa etti. Oğullarıyla göle indirdiler. O gece Sazlıkların epey açıklarında ya umut diyerek ağları suya saldılar.  Demirci Mustafa çok heyecanlıydı ağları atarken. Acaba balık gelecek miydi? Ya gelmezse diye kaygılanıyordu. Köyde Balıkçı Şükrü yıllardır yapıyordu balıkçılığı. Her ağ atışında az çok tutuyordu, yeise gerek yoktu. Onunki ilk olmanın kaygısıydı aslında. Ya tutamazlarsa.

   Çocuklarıyla köye dönüp yattılar o gece. Ertesi sabah erkenden kayıkla göle açılıp suyun üstünde kalan mantarlardan ağın başını buldular ve çekmeye başladılar. Ağ boş geliyordu. Sonra ağırlaştı. İri bir sarı balık gözüktü sudaki ağda. Üç-dört kilo vardı. Kayığın içine alıp ağlardan kurtardılar, zor zapt ediliyordu. Arkasından peş peşe iki balık gelince korkuları, kaygıları gitti. Ve arkası geldi. Rast gitmişti. Tuttukları balıkları iki sandığa bölüp yanlarında götürdükleri eşeğe sardılar, köyün yolunu tuttular. O sabah balıkları köyün meydanında kahvelerin önünde sattılar.

   Kerevit de avladılar sonraları.

   Demirci Mustafa ve çocukları ekmeklerini gölden çıkardılar o günden sonra.

____________

Göl Hikâyeleri-2021

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.