BU GÖL İZNİK GÖLÜDÜR: SIR ALTINDA KALAN SIRLAR (İZNİK’TE ÇİNİ)

Kil toprak, sır, boya, kimya.

      Ve form verildi toprağa;

      desen, motif, kompozisyon.

      Ve pişti toprak.

      Sanat ve zanaat birleşti,

      Ateşle, karıştı alın terine.

      “Harcı iyi kar usta! Kil toprak, kuvars , silisyum. Camı kıvamına getirmek gerek. Başka maddeler de koy; hani sen bilirsin onları. Sır diye sakla ama. Sadece umutlu çıraklarına aktar.

     Çizim yapacak eller, haydi sıra sizde. Tarih ve İznik kokan motifler, desenler çizin! Umutlarınızı, hasretlerinizi, aşklarınızı da nakş edin! Renkler mutlaka İznik renkleri olsun. Mavi, turkuaz, yeşil, kırmızı, nar çiçeği.

     Ve sıra sırda. İyi sırla usta. Her şey sırın altında sır olarak kalsın.

     Pişirin! Ama odunla. Hatta İznik dağlarının kayın odunuyla.

     Ve usta, şimdi gözetleme deliğinden bak! Ateşin içinde çiçeklerin açtığını gör!”

      1500 lü yıllar. Bir eski zaman atlı kargo arabası, ulak, iki atlı muhafız, tarihi İpek Yolunun kollarından olan İzmit- İznik arası samanlı dağları yolundan geçerek İznik’e indiler. İstanbul Kapıdan şehre girdiklerinde gidecekleri yer İznik Kadısıydı. Taşıdıkları ise Padişah Sultan Süleyman’ın fermanıyla birlikte sarayın nakkaş hanesinin gönderdiği lojistik malzemelerdi. Doğruca kadının huzuruna çıkıp Fermanı ve malzemeleri teslim ettiler.

      Ertesi gün kadı, Çinicilerin Ahi Teşkilatı içindeki loncaların başında bulunan baş çiniciyi yani kaşici başını çağırdı. Gelen malzemeleri açtılar.

      Sır, boya, kalay oksit, silisyum-cam harcı malzemelerinin yanı sıra kursak derileri gönderilmişti. O dönemde kopya edilecek kâğıtlar olmadığından, hindi kursağından gerilerek zar haline getirilen çok ince derilere motifler, incecik delikler delinerek oluşturulmuş bu deliklerden karbon (kömür) tozu geçirilerek desenler çiziliyordu. Sarayın siparişlerine göre epeyce malzeme ve kursak derisi vardı. Sipariş büyüktü

      İznik’te çinicilik daha Bizans döneminde çanak-çömlek sanayinin gelişmiş olduğu bir dönemle başlar. Selçukluların ardından Osmanlının kuruluş, yükselme ve duraklama dönemlerinde varlığını sürdürür.

      İşte bu zamanlar, yükselme devrine paralel olarak Osmanlı çiniciliğinin en gelişmiş ve parlak zamanıydı.

     Yavuz Sultan Selim Doğu seferinden dönerken yirmiden fazla çini ustasını Horasan, Kaşan ve Tebriz’den toplayıp bir kısmını İznik’e bir kısmını da sarayın nakkaş hanesine yerleştirmişti. Saray nakkaş hanesindeki çini ustaları şablon halinde desen, motif üretiyor sonra bunları İznik’e yolluyorlardı.

      Kadı, malzemeleri ve siparişleri 150 kadar çini atölyesine adil bir şekilde dağıtılmak üzere kaşici başına teslim etti. Atölyeler kısa zamanda siparişleri bitirip İstanbul’a yolladılar.

      İznik’te duvar çinilerinin dışında seramik, dinsel yapılar için yağ kandilleri, çerağlar, tabaklar, çanaklar, ibrik ve sürahiler de yapılıyordu.

      Çini cami, türbe, medrese, köşk ve saraylarda önemli bir süsleme malzemesi olarak kullanılıyordu.

      Desen olarak en çok gül, karanfil, lâle, nar çiçeği, sümbül ve diğer bitki motifleri kullanılmaktaydı.

      Renk olarak mavi, kobalt, firuze, turkuaz, yeşil, kırmızı ve bakır mavisi renkleri yaygındı.

       “Çin’den geldiği var sayıldığından ÇİNİ adı verildiği düşünülse de tarihi kayıtlar İznik çinilerinin kökeninin Anadolu (Çatalhöyük) olduğunu göstermektedir.

       İznik, Osmanlı döneminde çini ile özdeşleşmiş bir şehirdi. İznik çinileri sadece Osmanlı içinde değil, Avrupa’ya kadar ulaşmıştı.

      Nasıl ki Japon porseleni, Yuang, Ming gibi Çin ve Uzakdoğu porseleni, Ortadoğu seramiği ün saldıysa İznik çinisi de ün salmış ve bir dünya markası olmuştu.

      Nitekim Dubrovnik, Hırvatistan’ın tarihi bir sahil kasabası olup kasaba açıklarında su altı tarihçileri ve araştırmacı dalgıçlar tarafından Venedik gemisi batığı bulduklarında gemiyi ve yükünü 1580 olarak tarihlediler. Gemi çini doluydu. Uzmanlar tarafından incelendiğinde hepsinin İznik çinisi olduğu saptandı.

      16 ncı yüzyılda İtalya’da İznik çinilerinin kopyalarına rastlandı. İtalyan yapımı çini ve seramik majolikalarının özellikle desen olarak İznik çinilerinden etkilendikleri belirlendi. Avrupa’da İznik çinilerinin imitasyonlarına rastlanırken özellikle desen ve kompozisyon olarak birebir örtüşen kopyaları görüldü

      Ancak 18 inci yüzyıl başında Osmanlı’nın gerileme ve çöküş dönemi ile birlikte İznik’teki çinicilik de sona erdi.

     1985 yılından itibaren İznik’e, tarihe ve çiniye gönül vermiş, bu tarihi mirasa sahip çıkan sayılı birkaç münevver insan ve usta çiniciliği tekrar kurmak ve yaşatmak için fırınlar  kurmaya başladılar.

     TÜBİTAK, üniversiteler ve vakıflar bu gelişmeyi desteklediler. Kazılar yapıldı. Tarihi eski fırınların yerleri  tek tek tespit edilerek yapılan kazılar ve araştırmalar sonucu geleneksel çiniciliğin sırlarına ulaşıldı.

      Günümüzde İznik çiniciliği tekrar canlanma aşamasında. Anka kuşu misali küllerinden tekrar doğma mucizesi gösteriyor. Eskilerine benzer bir biçimde yapılan çinilerin etkileyici olduğu söylenebilir. Onlarca yeni çini atölyesi turizmi desteklediği gibi geçmişi tekrar canlandırıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 × 5 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.