BU GÖL İZNİK GÖLÜDÜR: VE İZNİK’TEN BİR ŞEYH BEDRETTİN GEÇTİ

RECEP MEŞE – Hep bir ağızdan türkü söyleyip

Hep beraber sulardan çekmek için ağı

Demiri oya gibi işleyip hep beraber

Hep beraber sürebilmek toprağı

Ballı incirleri hep beraber yiyebilmek

Yarin yanağından gayri her şeyde

Her yerde hep beraber diyebilmek için

On binler verdi sekiz binini…

Şeyh Bedrettin destanı – Nazım Hikmet

1415 yılının Eylül ayı, günlerden perşembeydi.

    Göl boyunca bazen sazlıklara paralel bazen de zeytinliklerin arasından dolana dolana geçen kafile, akşama doğru İznik’in surlarına dayanıp üstü kemerli İstanbul Kapısı önünde durdu. Peşlerinde yol boyunca geçtikleri köylerden katılmış onlarca köylü vardı. Atlı muhafızlar özel muhafazalı bronz ferman kutusunu kapının nöbetçilerine verdi. Çelebi Mehmet’in mührü ile hazırlanmış fermanı görünce nöbetçileri bir telaş sardı. Kulakları tırmalayan metal zincir sesiyle  devasa kapı açıldı. Kafile, kitap yüklü üç katır, Şeyhin yandaşları, talebeleri, atlı muhafızlar ve at üstünde, ak sakalıyla 55 yaşına gelmiş Şeyh Bedrettin’in kendisi olduğu halde kapıdan girdiler. Girenler birden kendilerini başka bir dünya da bulmuşlardı. Taş, granit ve mermerden yapılmış sütunlar, kemerler, heykeller, kabartmalar ile tarih onları içine aldı.

    Şehrin içine doğru ilerlerken Şeyhin şehirlerine geleceklerini zaten bilip bekleyen halk yollara düşmüştü bile. Şeyh Bedrettin ve kafilesi halkın sevgi gösterileri arasında şehrin içinden  geçerek Yenişehir Kapısından çıktılar ve doğruca Şeyh için hazırlanan Yakup Çelebi Tekkesine gittiler.

    Şeyh Bedrettin, Yıldırım Beyazıt’ın oğulları Musa Çelebi ile Mehmet Çelebi arasındaki taht savaşlarında Musa Çelebi’den yana taraf tutmuş ancak savaşta Musa Çelebi kaybetmişti. Mehmet Çelebi savaşı kazanınca bütün Musa Çelebi yandaşlarını idam ettirmiş fakat Şeyh Bedrettin’e dokunmamıştı. Ünü Semerkant’tan Kahire’ye kadar bütün İslam alemine uzanan, çeşitli ülkeler ve Anadolu’da yandaşları, müritleri olan bu yüksek ulemaya mensup Zat-ı muhteremin boynunu vurdurmayı göze alamamıştı zahar. Hakseverliliğine gölge düşürmek istememişti belki de.

    Ve Bedrettin’i ayda bin akçe karşılığında dinsel bilim ve gerçekleri yaymak, isteyenleri aydılatmak maksadıyla İznik’e göndertti. Bu görevlendirmeyi bazı kaynaklar bir mükafatlandırma olarak görürken bazı kaynaklar ise bir sürgün olarak  değerlendirecekti sonraları.

    Şeyh Bedrettin, dönemin en büyük düşünürlerinden biriydi, Çağını çok aşıyordu. Cesur fikirleri ileri sürerek, kuvvetli bir toplumsal adalet ve özgürlük özlemiyle mücadele etti. Çok yönlüydü. Tarihçiler onu bilim adamı, hukukçu, filozof, sufi, ihtilalci sıfatlarıyla anacaklardı.

Osmanlı yönetimine karşı çıkardığı isyanlarla tanınacaktı. Anadolu tarihinin en önemli köylü hareketini başlatmıştı. Sosyalizm kurucularından, kuramcılarından çok önceleri, modern sosyalizm yönetim usulleri ve sosyalizm dünyasının kaynağını oluşturacak fikirleri ile ün salacaktı.

    Resmi tarih anlayışına göre Bedrettin, Stalin’in yardımcısından sonra tarihte  ikinci büyük sosyalistti. Resmi tarih yazımını dışlayanlara göre Şeyh Bedrettin materyalizmin öncüsü, İslam’ın Luther’i, liberalisti, dünya işleri ile ahiret işlerini birbirine karıştırmadığı için Türk düşünce tarihinin ilk laik insanı olarak değerlendirilecekti.

    Yunanistan’da bir kasaba olan Simavna Kadısının oğlu olarak 1360 larda dünyaya geldiği kayıtlara geçmiştir ancak bazı tarihçilere göre de Selçuklu Devleti hanedanına mensuptur. Dedesinin Selçuklu vezirlerinden olduğu söylenir.

    Mısır’da Kahire’de bulunmuş, Bursa ve Edirne’de yaşamış, oradan oraya gezerken Batı Anadolu illerinde Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal ile tanışmış, İznik’teyken Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal ile Anadoluda isyan başlatmıştı.

    Kendi de hiçbir yere sığamadığı gibi İznik’e de sığamamış, İznik’ten ayrılarak Edirne’ye oradan da Bulgaristan’ın Deliorman bölgesinde Türklerin yaşadıkları bölgelere geçmiş, oralarda da sayısız müritler ve sevenler edinmişti.

    Bunu duyan Çelebi Sultan Mehmet, adamlarına ajan olarak Şeyh Bedrettin’in müritleri arasına katılmalarını emretti. Çelebi Mehmed’in adamları Şeyh Bedrettin’i çadırında bastırıp bağladılar ve Serez şehrindeki Sultan Çelebi Mehmed’in yanına götürdüler. Öldürülmesi doğrultusunda fetva çıkarıldı. Namaz kılmasına izin verilerek infaz işlemine geçildi. 1415 yılının Şevval ayında bulunduğu yerden alınarak bir ata bindirilerek infaz yerine, Serez çarşısındaki bir ağacın yanına getirdiler. Orada ağaca asılarak idam edildi.

    1923-25 yılları arasında Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan Türk-Rum nüfus mübadeleleri sırasında Serez’den Türkiye’ye gelen Türk göçmenler, Şeyh Bedrettin’in kemiklerinin bulunduğu sandukayı Türkiye’ye getirmişler ve bunu çeşitli yerlerde sakladıktan sonra 1961 Yılında İstanbul’da Divanyolu II. Mahmut Türbesi haziresine defin etmişlerdir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

one + fifteen =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.