Bu ülkede yaşamak…

İnsanın hayata dair en çok paniğe kapıldığı dönemler hayatının kontrolünü elinden kaçırdığı dönemlerdir şüphesiz…

Dışarıda akan bir hayat vardır… Siz karışmak istemezsiniz bu hayata… Sadece yaşanan hayatları, yarına dair verilen kararları, dünyanın nereye doğru evrildiğini köşenizden seyretmeyi yeğlersiniz…

Bu bir anlamda yenilgiyi kabul etmektir… Hayatınızın anlamını kaybettiğinizin, kontrolü başkalarına bıraktığınızın işaretidir…

Çok gariptir ki bu duyguyu daha genel yaşıyorum ben şu sıralar… Yani sadece kendi özel hayatıma dair kontrolü kaybettiğimi düşünmüyorum; ülkenin kaderinin hızla değiştiğini ve bu gidişatı engelleyecek hiçbir gücün oluşamadığını görüp kahroluyorum…

Ülkenin bütün kurumları, siyasal sistemi, sosyo-kültürel yapısı kökten değişiyor; insan haklarına, insan olmanın en dokunulmazlarına, kutsallarına, olmazsa olmazlarına müdahale ediliyor ama kimsenin gıkı çıkmıyor…

Basın suskun…
Muhalefet savruk, darmadağınık…
Bürokratlar suskun…
Üniversiteler, aydınlar suskun…
Yargı çırpınıp duruyor…
Ve son imdat çağrılarına da kimse kulak vermiyor…

Bir ülkede adalet bitmişse her şey bitmiştir!…

Bir ülkede can ve mal güvenliğinizi teslim ettiğiniz kurumlar bizzat can ve mal güvenliğiniz için tehdit oluşturmaya başlamışsa hayat bitmiştir!!!

Bir ülkede Ergenekon veya her ne olursa, birtakım örgüt spekülasyonları ile önüne gelen herkes tutuklanabilip kendini sorguda bulabiliyorsa; yargılanmadan bu tutukluluk hali aylarca sürebiliyor hatta yıllar alabiliyorsa ve sonra da ‘af edersiniz yanlışlık oldu’ rahatlığıyla işin içinden çıkılabiliyorsa, can güvenliğiniz bitmiştir, kendinizi emniyette hissetme duygunuz bitmiştir!…

Yine bir ülkede herkes özel hayatının dinlenebileceğine, her an her yerde izleniyor olabileceğine tereddütsüz inanıyorsa, ülkenin başbakanı bile dinlendiğini rahatlıkla ifade edebiliyorsa, böyle bir ülkede huzur, asayiş, hükümete ve yasalara inanış bitmiştir!…

Bir ülkede oturduğunuz eviniz sizden habersiz belediyelerce özel şirketlere, müteahhitlere ihaleye verilebiliyorsa; bugün oturduğunuz evinizi yarın birinin göz dikip elinizden almayacağından emin olamıyorsanız; hükümet ve belediye yoksulun, garibanın evine göz dikip nasıl en ucuza kapatıp onu oradan göndereceğinin hesabını yapıyorsa; yaşadığı yer güzelleşti, yaşamaya değer hale geldi diye artık onu orada yaşamaya layık görmeyip yerine sırf paraları var diye birilerini getirmeyi planlıyorsa, böyle bir ülkede ‘sosyal adalet’ bitmiştir!…
Tarafsız devlet anlayışı bitmiştir!…

Hatta böyle bir ülkede devletin bizzat kendisi gaspçı ve istilacıdır!.. Vatandaşın can ve mal güvenliği için devletin bizzat kendisi tehdit ve tehlike unsuru olarak karşınıza çıkmaktadır!..

Mafyadan ya da hırsızdan, eşkıyadan malınızı, canınızı nasıl koruyacağınızı değil onları emanet ettiğiniz devletten, kurumlarından, kolluk kuvvetlerinden nasıl koruyacağınızı düşünür durursunuz böyle bir ülkede!…

Çocuklarınızın geleceğini belirleyen kurumlardan sınav soruları çalınabiliyor, sınavlara hile karışabiliyorsa; seçim sandıklarından oylar kaybolabiliyor, iradenizi beyan ettiğiniz oy pusulalarınızın olduğu torbalar açılmamış halde çöp kutularında bulunabiliyorsa BÖYLE BİR ÜLKEDE GELECEK BİTMİŞTİR; YARIN BİTMİŞTİR!…

Bir ülkede her şey hızla değişiyorsa ve bu değişimi kimlerin ne için yaptığını takip edemiyorsanız; bütün kararların denetimsiz, toplumun bütün bileşenlerinin rızası olmadan, sivil toplum kuruluşları ve muhalefet dışlanarak, kapalı kapılar ardında gizlice gerçekleştiğini görüyorsanız, bu değişimlerin sizin ve ülkenizin yararına olduğuna dair beklentileriniz de bitmiştir!..

O SİSTEM SİZİN İÇİN BİTMİŞTİR!…

Değişimin nesi kötü diyenler olabilir; ya da neden kutsallaştırılmış değerler olsun ki, her şey bir gün sorgulanabilir diye düşünenler…

Benim de düşüncem bu yöndedir aslında…

Gerçekten her şey bir gün sorgulanabilmeli ve kutsallıkların kime ve neye göre kutsal olduğu sorusunun yanıtı özgürce aranabilmeli…

Eğer kutsallar çoğunluğun lehine değilse, yani halkın, kitlelerin iyiliğine değilse, bir avuç imtiyazlı topluluğun kutsalı, dokunulmazları ise tabii ki sorgulanabilmeli, tabii ki değişebilmeli…

Devrim tarihi dersinde şunu öğretirler; eğer ülke olanakları ve kaynakları bütün toplumun lehine, çoğunluğun iyiliği için kullanmak üzere el değiştiriyorsa, bu yönde köklü bir değişim gerçekleşiyorsa bu bir ‘devrim’dir. Ama eğer kaynak ve olanakların kontrolü sadece bir azınlığın kontrolüne geçiyorsa ve onların çıkarına kullanılıyorsa bu bir ‘devrim’ değil ‘oligarşi’dir.

Şimdi size soruyorum bugün Türkiye’de yaşananlar olumlu bir değişim, dönüşüm ‘devrim’ midir yoksa bir ‘oligarşi’ midir siz karar verin?!…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.