Burdur’da geleneksel tedavi ve beslenme

BURDUR’UN BAZI YERLERİNDE GELENEKSEL TEDAVİ ve BESLENME UYGULAMALARI

Bitkiler insan ve hayvan beslenmesi yönünden bütün canlı varlıkların yaşamının kaynağını oluştururlar. Bitkiler olmadığı takdirde hayat biter. Bugün dünyada hiçbir laboratuar insan ve hayvan beslenmesi için önemli maddeleri eksiksiz üretemez. Bu ancak bitkiye özgü bir olaydır. Otsu bitkiler bir taraftan yiyecek olarak kullanılırken, diğer taraftan baharat olarak yemeklerin tadını düzenlemekte, içecek olarak sindirimi kolaylaştırmakta, iştah açıcı rol oynamakta, diğer taraftan da birçok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır.
 
Botanik bilimine göre ot: Bir vejetasyon sonunda toprak üstü organları ölen bitkilerdir. Bu bitkiler sonbahar veya ilkbaharda çimlenip gelişir ve tohum vererek toprak üstü organları ölür. Bunlar tek yıllık, iki yıllık veya çok yıllık olabilirler.
 
İnsanlar doğal olarak yetişen birçok bitkiyi yeni yeni keşfetmeye başlamışlardır. Dolayısıyla, yabani veya yabancı otlardan nasıl yararlanabileceğimiz konusunda kesin bir sonuca varılmış değildir ancak şimdiye dek yapılan çeşitli uygulamalar bulunmaktadır.
YABANCI OTLARIN SAĞLIĞIMIZ BAKIMINDAN ÖNEMİ;
1. Gıda Olarak Kullanılmaları
2. Çay Olarak Kullanılmaları
3. Baharat Olarak Kullanılmaları
4. Hastalık Tedavisinde Kullanılmaları, olarak özetlenebilir.
Türk kültüründe hayvan yetiştiriciliği bitki yetiştiriciliğinden önde gelir. Tarım yönüyle bakıldığında hayvancılık esastır. Hâlbuki bitkileri iyi tanımadan ne sağlıklı bir beslenme, ne de sağlıklı bir hayvancılık yapılması mümkün değildir.
“Bugün Türkiye’nin birçok yerinde hala yabancı otlar beslenme ve hastalık tedavisi amacıyla kullanılmaktadır. 40–50 yaşın üzerindekiler çocukluk veya gençliklerindeki yedikleri domates veya diğer sebzelerin doğal tatlarını ve kokularını bulamamaktadırlar. Kültür bitkilerinin atası olan yabani bitkilerde ise bu tat ve kokular hala bulunmaktadır.” (Otların Beslenmede ve Sağlıktaki Rolü )
“Anadolu’da bitkilerle tedavi de çok eski çağlardan beri bilinmektedir. Anadolu’daki değişik uygarlıklarda bitkilerle tedaviye ilişkin bilgilerin var olduğu yazılmaktadır. Lokman hekim efsanesinde de bu konuya ait bilgiler mevcuttur. Lokman Hekim bitkilerin dilinden anlar ve bitkiler ona hangi derde deva olduklarını söylermiş. Ölümsüzlük ilacını bile bulduğu ve bu ilacın nasıl yapıldığını Çukurova’da birbirleriyle konuşan çiçeklerden öğrendiği söylenir. Fakat öğrendiklerini yazdığı kâğıt Ceyhan nehri üzerindeki Misis köprüsünde elinden uçar ve ölüm çare bulunmaz olarak kalır.” (TURAN, Fatma Ayten)
“Manisa ili, eski Anadolu’da Kybele’nin tapım merkeziydi. Ana tanrıçanın sevgilisi Adonis, avda bir yaban domuzu tarafından öldürülmüş, kanları toprağa aktığı gibi gövdesi de eriyip toprak olmuş. Her yıl ilkbaharda topraktan bitkiler ve çiçekler halinde fışkırırmış. Bu bitkiler ve çiçeklerde tanrının dölleyici, doğurtucu, çoğaltıcı gücü varmış. Eski Anadolu halklarınca her yıl ilkbaharda Manisa’da Mesir Bayramı kutlanır, bu otlar ve çiçeklerden yapılan yemekler yenirmiş. Mesir macunu da çeşitli hastalıklara iyi geldiğine inanılan eskiden kırk bir çeşit ottan yapılan bir macundur.” (Santur-Santur)
“Son yıllarda hastalıkların tedavisinde tıbbi ilaçların yanı sıra hatta daha da çok bitkisel reçetelerin ve geleneksel tedavi yöntemlerinin tercih edildiğini görmekteyiz. Bitkilerin şifa verici ve gücüne inanan, basın, çeşitli iletişim araçları, bu konularda yapılan sayısız araştırma ve kulaktan kulağa bu konular hakkında bilgi edinen insan sayısı her geçen gün artmaktadır. Hangi hastalığa hangi ot veya geleneksel tedavi yöntemi kullanılmalıdır? Hangisi, neye göre doğrudur? Henüz herşey yerli yerine oturmuş değil ancak bu konuda kimsenin karşı çıkamayacağı; bitkilerin doğanın mucizeleri olduğu, sağlıklı iken kullanıldığında hastalıkların oluşumunu engellediği, doğru kullanıldığı takdirde ise modern tıbbın destekçisi olarak harikalar yaratıldığı gerçeğidir. Zaten bugün “Alternatif Tıp” terimi ile ifade edilen bitkisel tedavinin asıl amacı hastalıkların tedavisinden çok onları yaratan nedenleri ortadan kaldırmaktır. Hastalığa yakalanma durumunda ise hastalıklara göre bitkilerin seçimi ve kullanımı önem kazanmaktadır. Uzmanlar, seçtiğimiz bitkinin doğru dahi olsa yanlış hazırlanması ve uygulanması durumunda başarılı bir sonuç almanın mümkün olmadığını, öyle ki bir bitkinin üç dakika demlenmesi ile beş dakika demlenmesi arasında büyük farklar olduğu ve hastalığın tedavisinde çok önemli rol oynadığını belirtmektedirler. Başarılı sonuca götürecek olan; doğru seçim, doğru hazırlama ve doğru uygulama şeklinde formüle edilmektedir.
   
Bunun yanı sıra yetişen sebzenin, bitkinin, tahılın ya da meyvenin mineraller, proteinler, vitaminler, diğer etkin ve biyoaktif maddeler, o bitkinin yetiştiği veya yetiştirildiği toprağa, havaya suya, mevsime ve güneşe bağlıdır. Örneğin yaz aylarında yetiştirilen bitkinin yapraklarındaki protein kış aylarında yetişenden çok fazladır.” ( Saraçoğlu )
“Bitkilerle tedavi konusunda bir diğer çarpıcı gerçek de; ülkemizde bulunan bitkilerin tür ve kalite anlamında dünyanın hiçbir yerinde aynı değerde olanını bulmanın mümkün olmadığı ve bunların çoğu da ülkemizde sadece o yöreye ait (endemik) türler olduğudur.  Ülkemizde belirlenen 9500 tür bitkinin 3064 bini endemiktir.” (Otların Beslenmede ve Sağlıktaki Rolü)
“Buna karşın dünya ilaç sanayinde kullanılan birçok bitki köylülere bilinçsiz yöntemlerle toplattırılarak yok pahasına yurt dışına ihraç edilmekte, çok pahalı ilaçlar olarak geri dönmektedir. Birçok bitki türü ehil olmayan ellerce hoyratça toplanırken zarar görmekte veya yok olmaktadır. Birçok bitki türünün koruma altında olduğu Avrupa ülkelerine bakış bu durum bitki örtümüzün geleceğini tehlikeye sokmaktadır.”  ( Saraçoğlu, 6-8 .S )
 
“1994-2000 yılları arasında Tokat, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nce yapılan bir araştırmada Bitki Koruma Bölümü öğrencilerine doğum yerleri olan ilçelerinde yabancı otlardan gıda olarak nasıl yararlanıldığı ve bu yabancı otlardan en az 15 türün belirlemeleri istenmiştir. Öğrenciler sonuçları bitirme semineri olarak vermişlerdir. Sonuçta, 34 familyaya ait 78 tür yabancı ottan 242 yemek, 44 salata, 31 çay, 6 tatlı ve 3 turşu tarifi belirlenmiştir. Araştırma 24 il ve 43 ilçede yapılmıştır. (Otların Beslenmede ve Sağlıktaki Rolü)
 
Biz de Kültür ve Turizm Bakanlığı, Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü Halk Kültürü Şubesi ve Burdur Valiliği’nce ortak yürütülen bir proje çerçevesinde 16-27 Mayıs 2005 tarihleri arasında Burdur, Burdur’a bağlı ilçe ve köylerde 6 Folklor Araştırmacısının katıldığı bir araştırma gerçekleştirdik. Bizim konumuz “Bitkilerle Yapılan Geleneksel Tedavi, yani Halk Hekimliği” idi. Derleme çalışmaları sırasında bu konuda kaynak kişi bulamadığımız yerlerde geleneksel beslenme alışkanlıkları konusunda bilgi topladık.
 
Burdur’da yapılan halk hekimliği uygulamaları genellikle kulaktan dolma ve büyüklerden öğrenme yoluyla öğrenildiği gibi bazı Burdurlular da hemen her hastalığa yerel halk hekimlerinden çok bitkisel reçetelerin yer aldığı kitaplarla çözüm arama yoluna gitmişlerdir. Otların yaygın olarak 21 Hazirandaki “Gündönümü”nden önce ve günün her saatinde toplandığı ve gazete üzerinde kurutulduğu belirtilmiştir.
Bu çalışma sırasında karşılaştığımız halk hekimlerinin otları tanıma ve toplama bakımından en bilinçlilerinden biri Hasanpaşa Beldesi’nde yaşayan Recep SERTTAŞ’tı. Halk arasında birçok hastalığa iyi gelen otları bildiğine inanılan bu kişinin yolculuğu önceleri çoban olup koyunların yediği otları merak etme ile başlamış, daha sonraları araştırma ve deneyimlerle hangi hastalığa hangi otun iyi geldiği bulunmaya çalışarak sürmüş. Bu işi öyle severek yapmış ki bitkilere sevdasından dolayı halk ona “Sümbül Dayı” adını vermiş. Sümbül Dayı halk ilacı olarak kullanılan otları Tefenni’de 2500 rakımlı Hasanpaşa Yaylası’ndan toplamaktadır. Kendisi otları kitaplardan araştırdıktan sonra birebir denemeden, yararından emin olmadan tavsiye etmediğini söylemekte. Yararından emin olduğu otların bilinen ve bilimsel adları yerine “ Mayasıl Otu, Prostat otu, vb.” olarak anlatıyor.
DOĞADA KENDİLİĞİNDEN YETİŞEN VE BESLENMEDE KULLANILAN BİTKİ TÜRLERİ VE KULLANIMLARI:
Otlarla pişirilen yemeklere yöre genelinde “Ot Aşı” denir. Genel olarak yağ, soğan, salça, yıkanıp doğranmış ot veya ot karışımı, bulgur, sarımsak, tuz ve karabiber karışımının pişirilmesiyle yapılır. Bu otların bahar ayında yenilmesi gerektiğini bildiklerini, ancak yararından çok karın doyurmak amacıyla yediklerini ifade etmektedirler.  Yörede bu aşta kullanılan ve yenen ot türleri:
Toklubaşı, Arapotu, Circimek – Circimik Otu (Ecibici, çobançantası – salatası ve pişirilerek yemeği yapılır, ekşiye batırılarak çiğ olarak da yenir), Turpatan (Yabani roka, hardal), Ebegümeci, taş diplerinde yetişen Dağ Pancarı, Eşek Helvası ya da bazı yerlerde Karakavuk (Güneyik) denen karahindiba, Kuzukulağı (labada), Çövenotu, Ispanak, Boydan Ispanak, Arapsaçı, Işılak, Çörtük (Tarhana yapımında kullanılır, tazesi kurutulup baharat olarak yemeklerde kullanılır- Tefenni-Başpınar Köyü) Karaot, Düğmelik, Teke Sakalı (Yemlik), Gavşek, Söğüt Yaprağı Otu, Çadır Otu, Gelincik, Karamuk (yapraklarından bulgur ile “Karamuk Aşı” yapılır, üzümleri de yenir.) Şalba-Şalaba (Labada) ile yapılan yemeğe “Gıcır Aşı” denir – Hasanpaşa.), Sirken, Katırtırnağı, Delice Bakla, Kuş Dili, Urgancık (Bağırgan), Gazyak (Kazayağı), Dölek Otu (dereotu), Kiriş (Çatak Köyü’nde böreği ve kiriş, yağ, salça, tuz,sarımsak ile pişirilerek yemeği yapılarak yoğurtla yenir. Aynı tarif süt katılarak da pişirilir.), Kerzime (Tere), Kuşdili, Yumurta otu, Kedi (.)iki, Tespih Otu (çiçeklerinden reçel yapılır),Panguduz (keten tohumu), Katır Tırnağı (yemeği ve böreği olur). “Yağlı diken” denen Şevket-i Bostan (yağ, soğan, salça, bulgur ve sarımsaktan oluşan klasik reçete ile pişirilip yemek olarak tüketilir.)
Taze asma filizlerinin çiğ olarak yenmesi de çok yaygındır. Yarpuz, haşlanmış yumurta ve patates, kırmızı toz biber, tuz, zeytinyağı ve erik ekşisi ile salata yapılarak yenir. (Hasanpaşa) Taze soğanın erkeği denen göbeğinden “Göbekaşı” yapılır. Acımık(Acı marul) ve Ekşimek salata olarak yenir. Kürt üzümü (üzümü ve tohumları yenir) Tefenni
ÇAY OLARAK İÇİLENLER:
– Cavır kükürdü,
– Dağçayı,
– Siğilotu,
– Karaot,
– Bubeşçi ( deli papatya ),
– Alıç,
– Acı kekik,
– Elduran ( Bir cins adaçayı)
– Gür (Kuşburnu, Yabangülü)
– Kekre çiçeği
YİYECEKLERİN YAPIMINDA KULLANILAN BİTKİLER:
– “İt gülü” denen kuşburnu ,(kaynatılıp ekşi suyu ve tanesi turşulara konur.)
– Çöven otu (tıbbi sabun çiçeği,) helvanın mayası,
– Çörtük Otu (Zülfa Otu ) tarhana çorbası için hazırlanan ve “boyalı su” denen, dereotu, nane, fesleğen, soğan, ayva yaprağı ve boy karışımına eklenir).
BAZI YİYECEKLERİN YAPIMI:
ALA ÇORBA YAPIMI:
Fasülye, nohut ve mercimek haşlanıp bu sulu karışıma helik denen ve bulgur elendikten sonra üstte kalan irileri ve tuz eklenerek kaynatmaya devam edilir. Helik de yumuşayınca üstüne kızgın biberli yağ dökülüp yenir.
UN ÇORBASI:
Tereyağı eritilir. Üstüne su konup kaynatılır. Üstüne acı biber atılır. Bir elle un dökülüp bir elle karıştırılır. Tuz eklenir. Kaynadıktan sonra üstüne erik ekşisi dökülüp servis yapılır.
KÖFTE:
Buğday değirmene götürülüp bulgurdan ince, köftelik öğütülür. Buna halk arasında “Göce” denir. Bir kapta yağ, ince kıyılmış soğan, domates salçası ve kırmızı biber, kavrulur. Bu karışıma göce eklenip yoğurulur. Bu karışımdan iki fındık büyüklüğünde parçalar alınır, yuvarlanıp unun içine atılır. Un elenip küçük köfteler ayrı bir tencerede kaynayan suya sürekli karıştırılarak eklenip kaynatılır. Üstüne tuz ve eritilmiş sadeyağı dökülüp yenir.
Doğal beslenmenin en önemli unsurlarından biri, çok sayıda zehirli türü de olduğu halde halk mutfağımızın neredeyse vazgeçilmezlerinden olan mantarlardır. Yuvarlak ve taş gibi sert bir mantar türü olan ve has mantarı denen türün zehirli olduğuna, yayla mantarı denen içi pembemsi renkte olan ve kültür mantarına benzeyen türün ise zehirsiz olduğuna inanılır ve onlar toplanır. (Tefenni – Hasanpaşa)
Yörede limon ve nar olmadığı için beslenmedeki yerini erik ekşisi almıştır. Erik büyük bir tencereye veya kazana konup üstüne yarım ölçü su konarak kaynatılır. Erikler tam patlayıp posası suya fazla karışmadan elek veya ilistir ile sudan alınır. Sonra bu su pekmez kıvamına gelene kadar kaynatılır. Soğuyunca şişelere konup serin yerde saklanır. Çorba, dolma, balık ve yeşilliklerde kullanılır.
Bazı bitkiler hem halk hekimliğinde hem de beslenmede kullanılmaktadır.
 
– Çörtük, fesleğen ve dölek otu (dereotu) turşu yapımında kullanılmaktadır. ( Hasanpaşa)
– Kuşburnundan sirke yapılıp turşularda kullanılmaktadır. (Tefenni  – Başpınar Köyü)
– Sızgılı otu ve maya kekiği peynir yapımında kullanılır. (Tefenni – Hasanpaşa)
 Doğal beslenmenin en önemli unsurlarından biri, çok sayıda zehirli türü de olduğu halde halk mutfağımızın neredeyse vazgeçilmezlerinden olan mantarlardır. Yuvarlak ve taş gibi sert bir mantar türü olan ve has mantarı denen türün zehirli olduğuna, yayla mantarı denen içi pembemsi renkte olan ve kültür mantarına benzeyen türün ise zehirsiz olduğuna inanılır ve onlar toplanır. (Tefenni – Hasanpaşa)
ÜRETİM VE SATIŞ AMAÇLI YETİŞTİRİLEN BİTKİLER:
Buğday, nohut, arpa, pancar, anason, cumur (rezene),mısır, vb. yayla ikliminde yetişen bitkiler tarımsal amaçlı ekilmektedir.
DOĞADA KENDİLİĞİNDEN YETİŞEN VE HALK HEKİMLİĞİNDE KULLANILAN BİTKİ TÜRLERİ VE KULLANIMLARI:
HASTALIKLARA GÖRE YAPILAN UYGULAMALAR ŞÖYLE SIRALANABİLİR:
YARALAR, AĞRI VE SIZILAR İÇİN:
–   Acımık (Cephalaria syriaca), Ölmez Otu (Xeranthemum), Çöven otu ( Saponaria officinalis, tıbbi sabun çiçeği, köpürgen ), Dövenotu vücuttaki yaralara ve ağrılara karşı yakı olarak kullanılır. (Tefenni-Başpınar Köyü) bu yörede en sık rastlanan uygulamalardan biridir. Özellikle bacak bölgesindeki romatizmal ağrılara karşı bu otun tazesi dövülerek ceviz kabuğuna doldurulup deriye yapıştırılır. 15 dakika sonra kızarır, 2-3 saat kalırsa şişer, su toplar, bu su diken ile sızdırılıp üstüne lahana yaprağı veya sinirotu sarılır. Eğer ertesi sabaha dek kalırsa deride onarılmaz yaralar açar, deriyi ve eti tahrip eder. Bunu kendilerinde deneyip inanılmaz acılar yaşamış insanlar anlatmışlardır.
– Yaralar ve romatizma ağrıları için ayrıca dışarıdan bulgur, tarhana lapası sarılır. Bunun için tarhana veya bulgur hastanın dayanabileceği sıcaklıkta sısak su ile bulamaç yapılarak ağrılı bölgeye uygulanır. Ağrı – sızılarda, burkulmalarda ise “Yılkındırık” denilen, hayvanın her yerinde bulunabilen, etin yenmeyen sinir kısımları dövülüp tuzlanarak ağrıyan yerde yakı olarak kullanılır. (Karamanlı)
– Vücutta isilik gibi küçük iltihaplı ve kaşıntılı yaralara “Sığır Kuyruğu” (Verbena officinalis) banyosu yapılır. Aynı ot omuz, bel, diz ağrıları için de kullanılır. Bunun için gerçek zeytinyağı ile ağrılı bölgeye masaj yapılır. Sığırdili otu doğranıp içine biraz bulgur, biraz da gerçek zeytinyağı eklenerek masaj yapılan yere akşamdan sarılır, sabaha dek bekletilir. (Hasanpaşa)
– Dağçayı suyu ile yaralara pansuman yapılır (Tefenni’nin Eşeler Yaylasında yetişir. Ağız yaraları için de bitki çiğnenir.)
– Bacaklarda romatizma ağrıları için döven otu ezilip ceviz kabuğuna doldurularak ağrılı bölgeye yapıştırılıp sarılır.15 dakika durursa kızarır, gece yapılıp ertesi güne kadar kalırsa şişer, su toplar, bu su diken ile sızdırılır. Üstüne sinirotu ya da lahana yaprağı yapıştırılarak sarılır. (Bu uygulama çok yaygındır ve çoğu vücutta ağır tahribata yol açtığı için sonuç tam bir facia olmuştur. Bu konuya araştırmamızda çok sık rastladık. )
– Siğil otu ( Sinirotu ) kaynatılıp suyu ile ayak banyosu yapılırsa ayaklarda yorgunluğa bağlı ağrıyı alır. ( Tefenni – Hasanpaşa )
– Kuru soğan ya zeytinyağı içinde kavrulup soğutularak veya çiğ olarak dövülerek yaraya vurulursa iyi eder. ( Salda Kasabası )
– Boyun ağrıları için ağrılı bölgeye az miktarda kekikyağı sürülür.( Karamanlı )
– Serkile otunun kökü yakılarak külleri açık yaralara sürülür. (Karamanlı)
– Karın ağrısı için bir tutam kekik, közlenip dövülmüş bir baş soğan, 1 yemek kaşığı siyah çam katranı ( sarısı da olabilir ama siyah muteberdir.) karıştırılarak doğrudan göbeğin üzerindeki deriye uygulanır. Geceden sabaha kadar bekletilir. (Çatak Köyü)
– Kulak ağrısı için kulağa anne sütü damlatılır. (Çatak Köyü)
– Göbekte dayanılmaz ağrı (eş çıkması) olduğunda sabun bıçakla kazınır. Hafif sıcak su ile macun yapılıp göbeğe vurulursa göbeğin suyunu çeker. (Çatak Köyü)
– Karın ağrısı ve gaz için taze ebegümeci dövülüp içine bir tutam arpa unu katılarak karna yakı gibi vurulursa karnı yumuşatır, gazı alır. (Çatak Köyü)
– Kol veya bacakta berelenme olursa kuru tarhana içine biraz su katılarak macun kıvamına getirilir ve hafif ısıtılır. İçine dövülmüş taş kekiği eklenip bir bez üstüne sürülerek bereli bölgeye sarılır. Aynı rahatsızlık için sığır tersi (dışkısı) ısıtılıp, yine bir bez üzerine sıvanıp yaralı bölgeye doğrudan sarılır. (Çatak Köyü)
– Bacaklardaki sızılar için akşamdan ısırgan otu dövülüp buna bir tutam arpa unu ilave edilir, biraz da su serpilerek sızlayan yere vurulur. Sabaha kadar bekletilir. (Çatak Köyü)
– Romatizma için taş kekiği çayı içilir. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
– Hayıt tohumlarının ağızda çiğnenip yutulması ve yemeklerde kimyon kullanılması karın ağrılarını giderir. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
– Sütleğen incir yaprağı ile Çalba da Yaraotu ile dövülüp sızılı bölgeye yakı olarak vurulursa önce yara yapar, sonra sızıyı alır. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
– Şalba otu çayı sıcak olarak içilirse karın ağrısına iyi gelir. (Çeltikçi-Güvenli Köyü)
– Karın ağrısı için çam katranı ve ardıç giliği(meyvesi) ezilir ve bu karışım Ayvadana (Civanperçemi) otu ile kaynatılarak geceden karna yakı yapılır. Bunlar baharda kurutularak kışın da kullanılabilir. (Çeltikçi-Güvenli Köyü)
– Boğaz ağrısı için elma kaynatılıp posası ılık olarak boğaza sarılır. (Çeltikçi-Güvenli Köyü)
– Sarı pıtrak otu romatizma, bacak ağrıları için dövülüp gazoz kapağının içine doldurularak diz kapağının altına sarılır. 1-2 dakika sonra çıkarılır. Bu sırada deri kabarır, su birikir. O su akıtılınca sızının da geçeceğine inanılır. (Çeltikçi-Güvenli Köyü)
– Demir pıtrağı iltihap olan yere lapa olarak vurulursa yarayı kurutur. (Tefenni)
– Burkulmalar için pamukluk denen maki türünün yaprağı dövülerek sarılır. (Tefenni)
– Meşe mazusu denen, meşelerdeki kahverengi kozalak gibi maddenin kabuğu alınıp içinden çıkan toz açık yaraya sürülürse kapatır. (Tefenni)
– Bertikotu çayı kırık nedeniyle oluşan şişlikler için arpa unu ile karıştırılıp ısıtılır ve yakı yapılırsa şişliği indirir. (Tefenni)
MİDE RAHATSIZLIKLARI VE ÜLSER İÇİN:
– Adaçayı içilir, derideki yaralar için de suyu ile yaraya pansuman yapılır (Karamanlı)
– Küçük bir cam şişenin aldığı kadar sızma zeytinyağının içerisine şişeye sığdığı kadar kantaron otu konulup 20 gün güneşte bekletilerek ilaç yapılmaktadır. Aç karnına birer kaşık içmek suretiyle kullanılmaktadır.  (Karamanlı)
   –   Altın Otu bitkisinin çiçekleri çay olarak içilir. (Hasanpaşa)
– Kındıra Otu’nun (kemer otu – semer otu ) kökü çay gibi içilir.
– Karamanlının üst kuzey tarafındaki “Menekşe Sivrisi” mevkiinden toplanan “Acı kekik” çay olarak içilir.
– Geven kekiklerinin özünü yiyen arıların yaptığı bal yedirilir. (Karamanlı)
– Sumak suyu akşamdan soğuk su içine konup sabaha kadar bekletilir ve süzülüp içilirse ülsere ve başka içsel yaralara iyi gelir. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
– Isırgan otu vücuttaki yaraları iyileştirir, kanı temizler. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
– Papatya çayı içilir. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
– Günlük sakızı çiğnenir. Bu aynı zamanda baş ağrısı için de kullanılır. (Kocaaliler Beldesi)
– İnsanın bedeninde ve midesinde şişkinlik olursa kuşkonmaz çayı içirilir. (Bucak–
     Kocaaliler Beldesi)
– Mide üşütmeleri(soğuklama) için zambak kökü kaynatılıp içilir. (Çeltikçi-Güvenli Köyü)
– Sorkuç denen çam ağacının sakızı bal ile karıştırılarak yutulur. (Çeltikçi-Güvenli Köyü)
ÖKSÜRÜK İÇİN VE NEFES AÇICI OLARAK KULLANILANLAR:
– Siğil otu (Kırlangıç otu) çay gibi içilirse nefes açar.(Hasanpaşa Beldesi)
– Kavak ve söğüt ağacı üzerinden toplanan ökseotu gölgede kurutulur ( Toplanırken ökseotunun beyaz üzüm şeklindeki parçaları alınmaz). Akşamdan su içine konur, sabah süzülüp suyu içilir. Bu şekilde nefes açmak ve ağrı kesmek amacıyla kullanılır.
– Öksürük için Altın Otu bitkisinin çiçekleri çay olarak içilir. (Karamanlı)
– Ökseotu’nun beyaz üzümleri değil, kavak ne söğüt ağacı başında yetişen türlerinin meyvesi toplanıp kurutulur. Nefes açmak ve ağrı dindirmek amacıyla akşamdan suya ıslanarak sabah süzülüp içilir. (Hasanpaşa)
– Kestane ağacı yaprağı çay gibi demlenerek içilir. (Salda)
– Zencefil çayı içilir. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
– Ayva yaprağı çayı içilir. (Çeltikçi-Güvenli Köyü)
– Afyon’un kozalağı kaynatılıp suyu çay gibi içilir. (Çeltikçi-Güvenli Köyü)
– Pekmez içilip arkasından su içilmez. (Çeltikçi-Güvenli Köyü)
– Mubecce (papatya) kaynatılıp içilir. (Çeltikçi-Güvenli Köyü)
İDRAR GEVŞEMESİ (PROSTAT) İÇİN:
– Dalağan (ısırgan) çay olarak içilir. (Çeltikçi-Güvenli Köyü)
İDRAR YOLLARI RAHATSIZLIKLARI İÇİN:
– Isırgan ve ayrık kökü kaynatılıp içilir. (Çeltikçi-Güvenli Köyü)
SİNÜZİT İÇİN:
– Köpek Hıyarı (Eşek hıyarı) meyvesinin indeki su burna çekilirse sinüziti akıtır. (Tefenni)
ASTIM İÇİN:
– Sarı Kantaron çayı 7-8 gün, sabah aç karnına günde 3-4 kez içilir. ( Karamanlı )
– Davşan peri otu çayı nefes darlığı için kullanılır.( Karamanlı )
– Nane astım ve öksürük için çay olarak içilir. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
SOĞUKALGINLIĞI VE NEZLE İÇİN:
– Çörekotu bir tavada kavrulur. Bir dastara çıkılanıp burna çekilir. Ayrıca çay olarak içilir. (Çatak Köyü)
– Palanduz otunun evini (tohumları) ezilip süt ile kaynatılır, bağra ve sırta sarılır. (Çeltikçi-Güvenli Köyü)
– Ayvadana (Civanperçemi), soğan (kuru da taza de olabilir), şalba incecik doğranır. Üstüne zeytinyağı, arpa unu, katran ve sirke eklenerek hafif ısıtılır. Bu yakı göbeğe konulursa soğuk algınlığını giderir. (Çeltikçi-Güvenli Köyü)
SARILIK İÇİN:
– Üst dudağın altındaki dudakla diş etini bağlayan perdedeki düğme kesilip alınır. Ayrıca alın bölgesinde iki kaşın arası hafif hafif kesilerek limon basılır. Ama bu işlemi sadece sarılık ocağı olan kişi yapabilir.(Çatak Köyü)
– Zerde çayı içilir. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
TANSİYON İÇİN:
– Karamanlı’nın kuzeyinde 1075-1190 rakımlı “Sivri Tepe” den toplanan Eşek kekiği suyu veya çayının düşük tansiyonlu insanlara iyi geldiği, tansiyonu düzenlediği, ancak yüksek tansiyonları daha da yükselttiği için onlara zarar verebileceği, sinirli olabilecekleri belirtilmiştir. ( Karamanlı )
– Oğlan otu çayı tansiyonu düşürür ve zayıflatır. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
KANSER İÇİN:
– Serkile otu çayı kullanılmaktadır. Ayrıca İsmail Okan adlı kaynak kişi bu otun suyunun 20-25 yaşını geçmemiş kişilerin saçına sürmeleri halinde saç rengini değiştirdiğini, sarı ise siyah, siyah ise sarıya dönüştüğünü, kendisinin de bu yöntemi kullandığını belirtmiştir. ( Karamanlı )
– Karamık kökündeki sarı kısımlar Ekim ayında kazılıp su ve kuşburnu ile 45 dakika KAYNATILIR. SABAHLARI aç karnına 1 su bardağı içilir. (Karamanlı)
– Çamın yeni filizleri kaynatılıp içilir. (Tefenni)
SITMA İÇİN:
– Söğüt ağacını gelişmemiş üzüm şeklinde, sülüğü andıran pürçüğü sıtmaya karşı çiğ olarak yenmektedir. 
İSHAL İÇİN:
– Ayva yaprağı haşlanarak suyu içilir.
– Sinameki otu çay olarak içilir. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
BASUR ( HEMOROİT ) İÇİN:
– Şeytanelması tohumlarının 3-5 gün yutulması halinde basur (mayasıl – hemoroit) rahatsızlığına iyi geldiği, hafif sarhoşluk veren bu uygulama sırasında baharat ve mayalı içeceklerden kaçınılması gerektiği belirtildi (Karamanlı)
– Sığırkuyruğu çayı içilmektedir. (Karamanlı)
– Karamık kökündeki sarı kısımlar Ekim ayında kazılıp su ile 45 dakika kaynatılır. 8 gün boyunca sabahları aç karnına 1 su bardağı içilir. Bu sırada acı yenmemeli ve alkol alınmamalıdır. Bir başka tarife göre bu karışıma kaynatılırken kuşburnu da eklenebilir.
     (Karamanlı)
– Yarım kg. burçak bez kese içinde suda kaynatılarak kese sıkılır. Bu su bir hafta boyunca aç karnına içilir. ( Karamanlı )
– Halk arasında Arap Otu ya da Arap Taşağı denen otun kökleri haşlanıp suyu içilir. (Başpınar Köyü)
İDRARYOLU İLTİHABI (SİSTİT) İÇİN:
– Bu rahatsızlığa yörede “sidik zoru” denir ve bunun için kara pıtrak suyu kaynatılıp içilir. (Çatak Köyü)
KOLESTEROL İÇİN:
– Kiraz sapları kaynatılıp suyu içilir. ( Salda Kasabası )
SİNİR RAHATSIZLIKLARI VE RUHSAL BUNALIM İÇİN:
– Alıç ( Juniperus communis ) marmelâdı kullanılmaktadır. (Hasanpaşa)
– Sığırkuyruğu çayı içilmektedir. ( Karamanlı)
İÇ ORGANLARDAKİ RAHATSIZLIKLAR İÇİN:
– Yılandili Otu’nun beyin ve kalp damarlarını açtığına inanılmakta ve bu yönde tedavi amaçlı çay olarak içilmektedir. (Hasanpaşa)
– Oğulotu çayı kalp yetersizliği olanlara ve strese karşı içilir.(Bucak–Kocaaliler Beldesi)
– Ardıç tohumu çayı kanı inceltir. (Tefenni)
ŞEKER HASTALIĞI İÇİN:
Alkole bağlı şeker hastalığında Sarı kantaron, rezene ve sığırkuyruğu çayı içilir. (Karamanlı)
– Haşhaş yenir. (Karamanlı)
– Aş kekiği çayı içilir (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
– Acı badem yutulur ( Bir seferde en fazla 3 tane olmak üzere hastalığın belirtileri nüksettikçe yapılabilir. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
– Oğlan otu çayı içilir. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
– Zeytin dalı kaynatılıp içilir. Mayhoş elma yemek de şekeri düşürür. (Çeltikçi-Güvenli Köyü)
– Çam ve ardıç ağaçlarında çıkan purç, ökseotu ya da mantar denen ve mercimek büyüklüğünde domates gibi meyvesi olan çiçekli bitkinin yaprağı kaynatılıp içilir. Tohumları kesinlikle içilmez. (Tefenni)
KALP HASTALIĞI İÇİN:
– Domuz pıtrağının güz aylarında çıkan tohumları yutulur. (Karamanlı)
BEL FITIĞI VE BEL RAHATSIZLIKLARI İÇİN:
– 6-7 kg. cin biberin çekirdekleri ayıklanarak eti bir kaba konur. Üzerini kapayacak kadar ispirto içinde bir hafta bekletilip süzülür. Elde edilen solüsyon 3 gün boyunca bele sürülür. (Karamanlı)
BÖBREK RAHATSIZLIKLARI VE TAŞ İÇİN:
– Sumak otu çayı 8 gün, sabah aç karnına günde 2-3 kez içilmektedir. ( Karamanlı )
– Dalgan (Isırgan) suyu içilir. ( Salda Kasabası )
– Dişotu çayı böbrek hastalıklarına ve üreye iyi gelir. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
– Kökboya bitkisinin çayı böbrek taşlarını düşürür. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
– Ayrık otu kökü kaynatılıp suyu içilirse taşları düşürür.
– Demir pıtrak, sarı ve kara pıtrak kaynatılıp içilir. Demir pıtrağın ayrıca kalp damarlarını genişletip kanı sulandırdığına inanılıyor. (Çeltikçi-Güvenli Köyü)
İSHAL İÇİN:
– Ergen (kızılcık) yenir. (Çeltikçi-Güvenli Köyü)
ÇOCUK DÜŞÜRMEK İÇİN:
– Yılan mısırı otunun suyu içirilir. (Bu nedenle bir kadının öldüğü belirtilmiştir. (Hasanpaşa )
– Haşhaş sütü çok alınırsa çocuk düşürür. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
– Ebegümeci çayı içilir.(Çeltikçi-Güvenli Köyü)
AĞIZ KOKULARI İÇİN:
– Karanfil dikeni göbeğinden çıkan hoş kokulu filiz çiğnenir.(Hasanpaşa)
CİLT PROBLEMLERİ İÇİN:
– Menekşe çiçeği çayı içilir. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
CİNSEL GÜCÜ ARTTIRMAK İÇİN:
– Çaşır otu çayı içilir. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
İŞTAH AÇMAK İÇİN:
– Zeytin yemek ve defne çayı içmek iştah açar. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
UYKU BOZUKLUKLARI İÇİN:
– Ayva yaprağı uyku verir. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
– Haşhaş sütü az alınırsa rahatlatır, uyku verir. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
AKREP VE BÖCEK SOKMALARI İÇİN:
– Ağız yoluyla biraz defne yağı alınırsa vücuda dağılan zehiri sadece akrebin soktuğu yere toplar, vücuda yayılmasını engeller. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
– Su değmedik bal yalamak da zehiri akrebin soktuğu bölgeye toplar. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
KANSER İÇİN:
– Isırgan (dalağan) ile yapılmış herşey yenilip içilir. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
KABIZLIK İÇİN:
– Isırgan otu çayı içilir.
DİĞER UYGULAMALAR:
 Yörede yapılan halk hekimliği uygulamalarına “Gocagarı Irısfası (ısırvası)” adı verilmektedir. Bu amaçla yapılan uygulamalardan bazıları şunlardır:
– Strese bağlı saç dökülmesi “Saçkıran” için haşhaş yağı, katran (sarı katran makbuldür ama kara katran da kullanılır), kükürt karışımı kullanılır. Bunun için bir çay bardağı katran, onun yarısı kadar haşhaş yağı, bir tutam kükürt karıştırılarak karıştıra karıştıra kaynatılır. Dökülen yer arap sabunu ile yıkanıp akşamdan o bölgeye karışımdan sürülür, sabah yıkanır. Bu uygulamaya 10 -15 gün devam edilir. (Karamanlı)
– Sıtma için Tefenni’nin Hasanpaşa Beldesi’nin dışındaki, “Sıtma Pınarı”nın suyu içilir.
– Yanık için sönmemiş kirecin 7. suyu saf zeytinyağı ile karıştırılıp yanık deriye horoz tüyü ile sürülür. Bu şekilde yaranın çabuk iyileştiği, iz de kalmadığına inanılır.
– Balta ve bıçak kesikleri için ballık bitkisinin kırmızı kökü zeytinyağında kaynatılarak merhem yapılır ve yaraya sürülür. (Salda)
–  Hıdırellez gecesi sabaha karşı süt pişirilip çiğ düşünce toplanan “çayır otu” sütün içine atılırsa yoğurt olacağına inanılmaktadır. Ayrıca ezilmiş kuru incir de sıcak süte atılıp bekletilirse süt yoğurtumsu bir hale gelir. Bu karışımla yeniden süt mayalanırsa tam yoğurt olacağı anlatılmıştır.
– Hayvan postlarındaki tüyleri yok etmek için sumak suyuna veya köpek dışkısına yatırılıp yolunur. (Bucak-Kocaaliler Beldesi)
– İneklerin tırnaklarının arası yara olur, ağzı köpürürse buna “Tabak Hastalığı” denir ve bunda hayvana şalba suyu içirilip, tırnakları ve ağzı bu su ile yıkanır. (Çeltikçi-Güvenli Köyü)
– Geven bitkisinin kökü bıçakla çizilip sakızı akıtılır. Buna “Püsük” denir. Çiğnenmez ama yenir, ayrıca tutkallarda kullanılır.
– Defne bitkisinin meyveleri öğütülüp hayvanları yedirilerek bağırsak kurtları dökülür. (Bucak–Kocaaliler Beldesi)
– Güvelere karşı eşyaların ve giysilerin arasına, sandıklara taş kekiği konur. (Çeltikçi-Güvenli Köyü)
– Siğil için çam ağaçlarının ucu (dallarının filizi) cumartesi günü burkulursa siğilin geçeceğine inanılır. (Çeltikçi-Güvenli Köyü)
– Ayvadana (Civanperçemi) olan yere yılan ve fare gelmeyeceğine inanılır. (Çeltikçi-Güvenli Köyü)
SONUÇ:
 Bitkilerle tedavinin amacına ulaşabilmesi için başta da belirttiğimiz gibi hastalıklar ve bitkiler arasında doğru paralellik, doğru seçim gibi unsurların yanı sıra doğru kullanma, doğru hazırlama ve doğru demleme ve uygulama zorunludur. Bu açıdan bakıldığında araştırma yöremizde bu bilgilerin yetersiz olduğu, bu işle uğraşan kişilerin bu konuda doğru ve bilimsel gerçeklerden uzak, genellikle kulaktan kulağa ve deneme-yanılma yöntemiyle elde edilen bilgi sahibi oldukları görülmektedir ve kaynak kişilerden edinilen bilgilerden, yapılan uygulamaların bazı olumsuz sonuçlar doğurduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle bitkilerle tedaviden olumlu sonuç almak için halkımızın bilinçlendirilmesi gereği ortadadır. Ülkemizdeki bitkilerin bir listesi çıkarılarak doğaya ilgi duyan herkese öğretilmelidir. Bu konuda özellikle sık sık televizyon programları düzenlenmelidir. Konunun uzmanlarınca ülkemizin sadece bir zenginliği olan bu bitkiler tanıtılmalı ve önemi vurgulanmalıdır. Özellikle üniversitelerde bu bitkilere yönelik yayınlar teşvik edilmelidir. Bu çalışmalar hem sahip olduğumuz bitki örtüsü zenginliğini tanımamız, hem yanlış uygulamalardan doğacak tatsız olayların yaşanmasını engellemek, hem de bilimsel uygulamaların yaygınlaşmasıyla daha bilinçli ve sağlıklı bir neslin yetişmesi bakımından çok büyük önem taşımaktadır.
KAYNAK KİŞİLER:
– Recep SERTTAŞ (Sümbül Dayı)– Tefenni Hasanpaşa Beldesi doğumlu, 74 yaşında, bitki uzmanı.
– Ziynet BALAR. Karamanlı doğumlu. 65 yaşında, 4 çocuklu, Ev hanımı.
– Baki ASLAN. 45 yaşında. İşçi. Evli, 3 çocuklu.
– Halil ÖZTAŞ. Karamanlı doğumlu, 45 yaşında, İşçi emeklisi.
– İsmail OKAN. Karamanlı doğumlu, 65 yaşında. Evli 5 çocuklu, Bağkur emeklisi.
– Salih EREN Karamanlı İlçe Milli Eğitim Müdürü.
– Durmuş ŞENEL. Çatak Köyü eski muhtarı,77 yaşında, Evli, 2 çocuklu, çiftçi
– Zeliha KORKMAZ. Yeşilova-Salda doğumlu, 80 yaşında evli, ev hanımı.
– Durmuş ÖLMEZ. Kocaaliler Köyü doğumlu. 79 yaşında, Evli,8 çocuklu. Çiftçi-bakkal.
– Durmuş SANCI. Çeltikçi-Güvenli Köyü’nden, 66 yaşında Evli, 2 çocuklu, çiftçi.
– Abdurrahman SANCI. Çeltikçi-Güvenli Köyü’nden, 73 yaşında Evli, 3 çocuklu, çiftçi.
– Musa ÇOBAN Tefenni doğumlu, 76 yaşında Evli, 5 çocuklu, çoban, çiftçi.
– Arif ŞİMŞEK Tefenni-Başpınar doğumlu, 57 yaşında Evli, 3 çocuklu, emekli memur
KAYNAKÇALAR:
– Otların Beslenmede ve Sağlıktaki Rolü, Prof. Dr. Zeki Özer (Emekli Öğretim Üyesi) Öğr. Gör. Emine Arzu Elibüyük GOP. Üniv. Tokat Meslek Yüksek Okulu) Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Önen (GOP. Üniv. Zir. Fak. Bitki Koruma Bölümü) Araş. Gör. Dr. Oğuz Tekelioğlu (GOP. Üniv. Zir. Fak. Makine Bölümü) İnternet Yayını.
– TURAN, Fatma Ayten: Türkiye’de Halk İlacı Araştırmaları. Yücel Ofset, Ankara 2000,
– Anadolu İnançlarının Halk Hekimliğine Etkileri – Alparslan SANTUR- Meltem SANTUR Folklor Araştırmacıları Vakfı İnternet Sitesinde yayınlanmış makale.
– Bitkilerdeki Sağlık Mucizesi; Prof. Dr. İ.Adnan SARAÇOĞLU Antalya 2005 Sadrigrafik Matbaacılık.
_____________
*Antalya Kültür ve Turizm Müdürlüğü Folklor Araştırmacısı

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

thirteen − six =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.