Cemre düştü havaya, umuda gebedir şimdi toprak…

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Cemre düştü bir kez daha göğün bağrına, sonra suya, sonra toprağa, sonra, sonsuzluğa…
“Cemre düşünce bir kez havaya, bu topraklarda insanın içi bir hoş olur velhasıl… Daha bir deli akar damarındaki kanı. Daha bir umuda keser durduk yerde, kızıl kıyamet olsa bile devran. Nice savaşlardan acılar biriktirmiş, nice hainliklerden umut devşirmiş, kardeşin kardeş kanıyla yuduğu ellerinin arasından sıyrılıp teras teras tohum ekmiştir toprağa.”

Göğün bağrına düşünce bir kez yaşamın o sonsuz ateşi, önce su, sonra toprak gebedir yaşama. Kış gelirken baharı, yaz gelirken kışı düşleyen Anadolu coğrafyasının her biri birer sabır taşından heykellere benzeyen insanları binlerce yıldır bu döngüyle çevirdi durdu yaşamın çarkını…

“Zemheri bu kış da öldürmedi, şükür” diyebilen hayvancı topluluklar, Toroslarda, Amanosların yamaçlarında, Bozdağın, İda’nın Ege’ye akan sularının kıyısında binlerce yıldır diriltip durdular yaşamı…

Üç bin yıl önce Hektorun düşürdüğü kılıcını kuşanıp, savun toprağını Çamlıbelli çiftçi Mehmet. Kral Hattuşili’nin oydurduğu kayaların arasından akan sularla büyüttü koyunlarını Boğazköylü Çoban Osman. Likyalı Kral Perikle’nin destansı anıtlarından sökün eden taşlarda yemledi tavuklarını Finikeli Yörük Ali. Nice kral, nice sultan, nice padişah fermanında bölünüp işlenip durdu da bu toprak, hiç birinin koynuna yar olmadı; aldı sonunda hepsini koynuna. Çünkü hiç bir erkin sözü geçmezdi esasında, doğurmak için yalnızca bağrına düşen koru bekleyen toprağa…

İşte şimdi göğün ateşi göründü. Güneşten kopan kıvılcımlar usulca dokundu yerin tenine. Yavaş yavaş bulutlanıyor dağlar, havada baharı muştulayan bir koku; suyun koynuna girmeye hazırlanıyor yaşamın o kızıl koru. Cemre olup yayıldı göğün boşluğuna şimdi. On bin yıllık umudunu diriltti yeniden tüm Asya’nın. Koyunu kuzuya, keçiyi yazıya, kızı kızana bağlayan bir zincir gibi yeniden uzattı yaşamın o sonsuz ipini. Gözü topraktadır şimdi cümle mahlûkatın. Zümrüt zümrüt ottur şimdi düşleri Egeli kadınların. Küme küme kuzudur Hasan Dağının eteğinde, bir demet taze sarımsaktır Samandağı’nın yamaçlarında belki, kim bilir? Köprüçay’da bir ağız sütüdür belki beklenen. Bir sevda masalına gebedir bir ihtimal Çukurova’nın düzleri. Kayseri Ovası’nda bir külek manda yoğurdu, Muş yaylasında ot kokulu bir peynir. Akseki dağlarında mantar bekler meşe çırpısıyla harlanan ocaklar…

Dağ evinin 500 yıllık ardıç tahtalarına boynuz saplı bıçaklarla sevdiğinin adını kazıyordur şimdi Serikli bıçkın bir Yörük delikanlısı. Cemre düşünce bir kez havaya, bu topraklarda insanın içi bir hoş olur velhasıl… Daha bir deli akar damarındaki kanı. Daha bir umuda keser durduk yerde, kızıl kıyamet olsa bile devran. Nice savaşlardan acılar biriktirmiş, nice hainliklerden umut devşirmiş, kardeşin kardeş kanıyla yuduğu ellerinin arasından sıyrılıp teras teras tohum ekmiştir toprağa. Nice sultanların kılıcından sıyrılıp yalın yapıldak göçlerle dağı taşı yurt bilmiştir. Evlek evlek taşlı tarla, seki seki kuzuluk, yazı yazı ekenekten usanmayıp sabır aşı pişirmiştir.

İnsanı çatlatır bu toprakların sabrı. Çünkü kökü zamanın dibindedir. Çünkü dalları zamanın sonundadır. Çünkü bu coğrafyanın kalbindedir. İşte Cemre düştü bir kez daha göğün bağrına, sonra suya, sonra toprağa. Sonra, sonsuzluğa…

Cemre düşmesi nedir?

Asya’nın hayvancı ve tarımcı toplumlarında varlığı mitolojik anlatılara kadar geriye giden Cemre, 19-20 Şubat’ta havaya, 26-27 Şubat’ta suya, 5-6 Mart’ta ise toprağa düşer. Arapça ‘kor-ateş’ anlamına gelen Cemre’nin havaya, suya ve toprağa düşmesinin ardından havalar ısınır ve bahar gelir. Eski doğa takviminde bir iklim olayı olan Cemre’nin düşmesi, Türk halk kültüründe değişik inanç ve geleneklere konu olmuştur. Ancak en önemlisi Cemre, tüm Anadolu’da zorlu geçen kara kışın ardından gelen baharın yarattığı yaşama sevincinin adıdır…

2585980cookie-checkCemre düştü havaya, umuda gebedir şimdi toprak…
Önceki haberBatılıların dil züppeliği
Sonraki haberBU GÖL İZNİK GÖLÜDÜR: ASKANİA LİMNE’DEN İZNİK GÖLÜNE
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

five × two =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.