Dayatmanın gerekçesi…

Yüksek öğrenimde her dersin bir girişi vardır. Ekonomi okuyorsanız, “ekonomiye giriş” dersini muhakkak almak zorundasınız.
Keza hukukda da öyledir.
Ya da, hangi fakültede okursanız okuyun hukuk derslerinden birini seçerek en azından temel bilgilere ulaşırsınız.
Ben de İşletme İktisadı (İşletme Ekonomisi bölümü bizim zamanımızda birleşikti. Şimdi ayrı ayrı bölüm olmuş) okurken daha çok hukuk derslerine ağırlık verirdim.
Bir anayasa hukukcusu kadar bilgiye sahip  değilim ama hukuka başlangıç dersindeki genel kuralları, en azından teori ve dışında kalan uygulama ve içtihadlare hep merak sarmışımdır.
Son yıllarda da, Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına kafayı takar oldum nedense.
Anayasa Mahkemesi herkesin bildiği gibi cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında kilit rol oynayarak, CHP’nin “cumhuriyet elden gider” endişesini açık açık seslendirmesinden sonra, demokrasiyi tıkayan bir karar aldı. Ve 367 oyun toplantı çoğunluğu gibi algılanmasını, yani ilk iki turda bu oyu alamayan aday ve adayların üçüncü tura geçemeyeceğine karar verdi.
Yani meclisteki seçimleri durdurdu.
Karar tartışılınca kıyamet koptu.
Oysa dünyanın her yerinde yargı kararları tartışılır.
Sadece totaliter rejimlerde böyle kararlar tartışılmaz. Üstelik öyle sistemlerde hiç birşey tartışılmaz. Yönetimin vaaz ettiği herşey kanun gücündedir, anayasa yerine geçer.
Anayasa Mahkemesi aldığı kararın gerekçesini açıkladıktan sonra eleştirmek daha yerinde olur diye herkes bekledi. Keza ben de.
Yani alınan kararın yerinde olup olmadığı, ayaklarının yere basıp basmadığını ancak gerekçesinden öğrenebiliriz.
Tabii bu gerekçe ayet-i Kerime olmadığı için eleştirilebilir ve her alanda ve zeminde tartışılabilir..
Çarşamba günü Resmi Gazete’de açıklanan karara şimdi birlikte bakalım.
Ne diyor en önemli kısımda:
“Cumhurbaşkanın seçimi sürecinde ilk iki oylamada uzlaşmanın sağlanması, 102. maddenin birinci fıkrasındaki ‘Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile seçilir’ kuralının toplantı yeter sayısını da kapsamasıyla olanaklıdır. Aksi halde, üçüncü fıkradaki birinci ve ikinci oylamalar anlamsız hale gelecek, üçüncü ve dördüncü oylamalarda üye tam sayısının salt çoğunluğu ile Cumhurbaşkanı seçilebileceği için, bir uzlaşmaya da gerek kalmayacaktır. Üçüncü fıkrada öngörülen üçüncü ve dördüncü oylamalarda, TBMM’nin, adaylardan birini üye tam sayısının salt çoğunluğunun oyuyla seçebilme olanağı karşısında, Meclis’te salt çoğunluğa sahip parti ya da partiler, birinci ve ikinci oylamada üçte iki çoğunlukla aranan uzlaşmaya sıcak bakmayabileceklerdir. Bu durum Anayasa’nın, Cumhurbaşkanı seçiminin uzlaşmaya dayanması amacıyla bağdaşmamaktadır.”
Sadece son paragrafın son satırına dikkat edin “Bu durum Anayasanın cumhurbaşkanı seçiminin uzlaşmaya dayanması amacıyla bağdaşmamaktadır” demek ne anlama geliyor?
Ben bu seçime “düğüm” atarım diyor.
En ufak hukuk bilgisine sahip olanlar bunu böyle anlar ve doğru anlar.
Üstelik en saftrik hukukcu dahi; anayasa’nın, ya da TBMM İçtüzüğünün hiç bir maddesinde; ne ima, ne de açıkca  böyle bir ifadenin yer almadığını bilir.
Gerekçede ise “550 üyeli meclis, cumhurbaşkanını seçecekse, iktidardaki parti 549 üye ile temsil edilse dahi uzlaşma aramalıdır. Aksi halde yaptığı seçim tüm sonuçlarıyla birlikte geçersizdir” demeye gelen bir “yazısız” madde ihdas edilmektedır.
Yani “bir kişi 549 kişiyi esir alabilir” denmeye getirilmiştir.
Tek kişinin azınlık hakkı, 549 kişinin önündedir denmektedir.
Bunu tersine çevirdiğinizde sistemin piramidi de ters duruma gelir.
Yani başlar ayak, ayaklar baş olur.
Oysa demokrasilerde bu yoktur ve geçersizdir.
Peki tek kişinin istediğini yaptığı, yaptırdığı ve hakim olduğu sisteme ne ad verilir?
Buyrun 100 puanlık bir anayasal soru, hadi yanıt verin.
Bu sistem hangi sistemdir?

1622780cookie-checkDayatmanın gerekçesi…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

12 − seven =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.