Demokrasi lüks mü ? (IV)

Ülkeye demokrasiyi çok görenler sadece askerler değildi elbette.
Aydınlar, yarı aydınlar (!) sınıfı dahil, olmayan burjuva özentileri, kendilerini elit sınıfında görenler, özellikle de Kemalist ideolojiye sıkı sıkıya sarılanlar, Menderes ve devamında görev alan Süleyman Demirel’e oy verenleri küçümsemekten geri kalmadılar.
Bu kesim Atatürk Devrimlerine ve ideolojisine sıkı sıkıya bağlı askerlerin de işine geliyordu.
Elitlere ve askerlere göre, 1980 darbesine giden yollara mayın döşenmesi sırasında sağ ve milliyetçi oylar “göbeğini kaşıyan” ların oylarıydı.
O zaman adı konmamış olsa da bunlar aynı zamanda “bidon kafalı” seçmenlerdi.
Yani her seferinde yanlış partiye (!) oy veriyorlardı, her seferinde yanlış insanları iktidara taşıyorlardı.

Açıkcası “demokrasi” tanımı, anlayışı ve uygulanmasında ikiye ayrışan kitle, kıyasıya mücadeleye girişmekten geri kalmıyordu.

Demirel ve Ecevit’in dişe diş mücadelesi, dini referanslı Erbakan ve partisinin “mütedeyyin” insanları bir başka yöne çekiştirmesi ülkede kargaşaya neden oluyordu.

Bu kargaşa sokaklara taşınınca büyük kentlerde ilan edilen Sıkı Yönetim ve Olağanüstü Hal Yasaları devreye sokuluyordu.

Ülke, sağ-sol kavgaları ile sokaktaki anarşik olaylarla çalkalanır hale gelmişti. Sağ ve soldan günde ölenlerin sayısı 20-30’a çıkınca sivil yönetim tam bir çıkmaza girmişti.

Alevi-Suni çatışması 12 Eylül’e gidişi hızlandırdı. Önce Çorum olayları-ki başından sonuna kadar izledim- ardından Konya’da “gerici ayaklanma” provası –bu olayların patlak vereceğini önceden sezmiş gibi Konya’ya 5 gün önce gitmiş, gözlemlerimi Hürriyet Gazetesine aktarmıştım. 12 Eylül sonrası yargılanan Erbakan ve arkadaşlarının duruşmalarında Konya olayları için tek tanık olarak askeri mahkemede ifademe de başvurulmuştu- ve gelinen nokta 12 Eylül 1980 darbesi.

Ben Çorum ve Konya olaylarında askeri vesayetin bu gidişte parmağı olduğunu başlarda pek kestiremedim. Ama yıllar sonra filmi geriye sarınca Çorum’daki olayın içinde olabileceklerine kesinlikle inandım. Hele Konya olayları- ki son olaydır- kesinlikle askeri bu işte parmağı olduğunu gösteriyordu. Olayları kışkırtanlar arasında bedevi kıyafetine bürünmüş insanların, Orduevine koşmaları, Erbakan’ın adamlarının bütün ikazlarına ve yalvarmalarına rağmen sokaktakilerin taşkınlık çıkarmaya niyetli olmaları ve bu kargaşa sırasında koşanlar arasında kafaları kazınmış kişilerin asker oldukları kimsenin aklına gelmiyordu. Oysa Üçüncü Ordu Konya’daydı ve istenseydi anında olaylar kesilebilirdi. Oysa tam tersi asker belki de planlandığı şekilde bedevi kıyafetlerle yürüyüşün içine sokulmuştu. Kesin olarak bilemem ama tablo buydu.

Emir komuta zincirini uyularak yapılan 12 Eylül Darbesinden sonra konuştuğum Demirel’in “ Ne isterseniz emrinizde” diye devrin Genel Kurmay Başkanı Evren’e söyledikleri dün gibi aklımda:

“ Ülke kanlı olayları yaşıyor. Sokağa hakim olamıyoruz. Bakanlar Kurulundaki arkadaşlarımın imzaladığı bu sayfaya ne yazmak istiyorsanız yazın. Yeni tertip asker mi alınsın diyorsunuz. Hemen alalım. İki tertip alalım. Yeter ki olaylar dursun. Olmadı, tank mı eksik, tank alalım, onu da yazın. Yeter ki sokakta kan akmasın. Tüfek mi eksik hemen alalım.”

Ama o dönemde ihtilal yapmaya kararlı olan Evren ve arkadaşları buna hiç aldırış etmiyorlar ve 12 Eylül sabahı seçilmişleri alaşağı ediyorlardı.
Meclisin kapısını kapadıkları gibi başta Atatürk’ün kurduğu CHP olmak üzere tüm partilerin kepenklerini de indiriyorlardı.

12 Eylül 1980 sabahı ülkedeki tüm kanlı olaylar, sokak çatışmaları bıçakla kesilmiş gibi aynı anda duruyordu.
Bu neyi ifade edebilirdi acaba?
(devam edecek)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.