Dünya Çevre Gününde ‘çevre’ uyarısı

 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla bir mesaj yayımlayan Ban, en dramatik iklim değişiminin kutuplarda yaşandığını ifade ederek, Arktik Denizi’ndeki buzların yok olmakta olduğuna dikkat çekti. Ban, “Yüzyıllar boyunca donmuş olan bölgeler kimsenin tahmin edemeyeceği hızla eriyor” ifadelerini kullandı.

“ERİYEN BUZLAR: SICAK BİR BAŞLIK”

Dünya Çevre Günü’nün 2007’deki temasının; “Eriyen Buzlar: Sıcak Bir Başlık” olduğunu belirten Ban, başlığın iklim değişikliğinin her yerde yaşanıyor olduğunu yansıttığını kaydetti.

Deniz seviyesinin yükseldiğini, alçak seviyedeki adaları suların bastığını belirten Ban, hükümetlerin gelecekteki su kaynakları konusunda her geçen gün daha tedirgin olduğunu kaydetti.

Dünya nüfusunun üçte birinin kuraklıkla karşı karşıya olduğu uyarısında bulunan Ban, değişen iklimlerin çölleşme, kuraklık ve yiyecek yetersizliği tehlikesi yarattığını belirtti.

Ban, toplumların fosil yakıtlarına bel bağlamasının sosyal ve ekonomik ilerlemeyle gelecekteki güvenliği tehlikeye soktuğunu da vurguladı.

Yaklaşan krizi önlemenin yolları olduğunu ifade eden Ban, bunun için siyasi istek olması gerektiğinin altını çizdi.

Ban Ki-moon, özellikle gelişmiş ülkelerin sera gazı yayılımını azaltmak ve enerji etkinliğini cesaretlendirmek için bir şeyler yapabileceğini de belirtti.

Ban mesajında, “Dramatik iklimsel değişim hızını azaltmaya yönelik ihtiyacı artık fark edelim. Hepimiz iklim değişikliğiyle mücadele için kendimize düşeni yerine getirelim” ifadelerini kullandı.

TMMOB: AMAÇ YAŞINILABİLİR BİR DÜNYA

5 Haziran Dünya Çevre Gününde açıklama yapan TMMOB Makina Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz
“yaşanabilir bir dünya ve yaşanabilir bir Türkiye istemi yaygınlaşmalıdır” dedi.

Koramaz’ın açıklaması şöyle:

“Dünyanın Ekolojik Dengelerinin Sarsılmasının Faturası Modernleşme ve Sanayileşmeye Değil, Dizginsiz Azami Kâr Güdüsüne Çıkarılmalıdır

Günümüzde yeryüzü ile evrenin evrimine özgü sorunlar, izlenen yanlış sanayi ve çevre politikaları, savaşlar ve enerji kaynaklarının yanlış kullanımı sonucu canlı ve cansız doğa büyük bir bozulma sürecini yaşamaktadır. Bu bağlamda atmosferdeki karbondioksit oranının artışının sebep olduğu küresel ısınma, ozon tabakasındaki deliğin büyümesi ve enerji kaynaklarının bütününün yeterince değerlendirilmemesi sonucu iklim değişiklikleri yaşanmaktadır. Dünyanın kimi yerlerinde kuraklık yaygınlaşırken kimi bölgelerinin sel altında kalma tehlikesi bulunmakta, nükleer kirlilik, endüstriyel kirlilik, sulardaki yaşamın zarar görmesi, su kaynaklarının aşırı kullanımı ve kirlenmesi, ormansızlaşma, tarım alanlarındaki verimliliğin azalması, çarpık ve sağlıksız, ranta dayalı plansız yapılaşma ve kentleşme, su ve kanalizasyon ile kentlerin çöp sorunu, gürültü kirliliği ve nihayetinde cilt kanseri artışı ve daha bir dizi çok denklemli sorun ile karşı karşıya kalınmaktadır.

Bütün bu sorunlar, insan yaşamı ve dünyanın ekolojik dengelerinin sarsılması sonucunu üretmektedir. Bu sorunların temel nedeni, insanların sağlıklı, temiz bir çevre ve doğada yaşamalarının en temel ve doğal hakları olduğunun sermaye egemenliği ve azami kâr güdüsü tarafından yadsınmasıdır.

Sermaye çevrelerinin daha fazla kâr amacıyla insan sağlığını ve çevreyi yok sayması ile doğa tahribatı daha da derinleşmekte; doğal kaynaklarımız yabancı sermayenin yağmasına bırakılırken, çevre sorunlarına ilişkin denetim ve yaptırım eksikliği ülke zenginlikleri olan ormanlar, hazine arazileri ve kıyıların talana açılmasına, yağışların sel felaketlerine, depremlerin katliama, çöp yığınlarının patlamalara dönüşmesine neden olmaktadır. Aynı nedenlerle ülkemizin tatlı su kaynakları korunamamakta, yeraltı ve yerüstü su kaynakları kirletilmekte, nüfusun ancak üçte birine arıtılmış su verilebilmektedir. Bu sorunlar doğal, kültürel, toplumsal ve tarihi değerlerimizin yok edilmesi ile eş zamanlı bir şekilde yaşanmaktadır.

Sanayileşme ve çevre yönetimi ile yakından bağlantılı bir konu da “enerji politikaları”dır. Ülkemizde kamusal planlama, üretim ve yerli kaynak kullanımını reddeden özelleştirme politikaları enerji alandaki sorunların temel nedenini oluşturmaktadır, Yurtiçi linyit ve hidrolik (suya dayalı) kaynaklar ile yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarından daha yüksek bir verimle yararlanılmasına yönelik kamusal politika ve uygulamalar yetersiz kalmakta, kamu bu alandan tümüyle çekilmekte, hidrolik esaslı enerji üretim tesisleri artık yabancı şirketler tarafından kurulmaktadır.

Oysa doğru bir planlama ile çevre sorunlarını en aza indirecek bir sanayileşme ve kalkınma mümkündür. Sanayileşme, sanayinin hızlı ve kesintisiz gelişimini dile getiren tarihsel ve toplumsal bir ekonomik hareket olarak, teknoloji ve enerji dahil çevre yönetimi politikası ile kalkınma, bir bütünlük içinde ele alınmalıdır. Başka türlü insanca bir yaşam geliştirmek imkanı bulunmamaktadır. Ancak böylece, teknoloji-sanayileşme ve çevre politikaları arasında bir uyum kurulabilecektir.
Bu nedenle insan ve çevreyi eksen alan, çevre yönetimi ile bütünlüklü bir planlamaya yönelinmeli; üniversiteler, meslek odaları ve ilgili tüm kesimlerin katılımları ile ulusal sanayi, enerji ve çevre politikaları oluşturulmalı; çevrenin ve doğal hayatın korunmasına ilişkin gerekli araştırma ve planlamalar yapılmalı; tarım alanlarına sanayi tesisleri kurulmamalı, çarpık kentleşme ve kıyı yağmalanmasının önüne geçilmeli, sanayi atıkları kontrol altında tutulmalı, arıtma tesisleri şart koşulmalı ve denetlenmeli, atıklar için geri dönüşüm proje ve teknolojileri kullanılmalıdır.”
        

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.