DOĞADAN… Kuş Gribi

Bu yazıyı size kuş gribini adım adım izleyen kurumumun (Doğa Derneği) görüşünü yansıtmak için yazıyorum. Ama bir noktadan sonrası tümüyle şahsi kanaatim.

Çok sevgili ülkemde, İzmit depremi sonrası gibi çok acı günler yaşanıyor. Bu bayram gecesinde hastanelerde virüs tetkikinin pozitif çıkması endişesiyle bekleyenleri düşündükçe gözüme uyku girmedi. Hele bünyeleri nispeten zayıf olduğu için çocukları seçen bu illete teslim olma korkusu duyan anne babaları düşününce gecenin bu saatinde tuşlara dokunmaya karar verdim.

Çalışmalarının büyük kısmını kuşlar oluşturan bir kurumdan olduğumdan yazım kaç derece kaynatmalı ya da hastalığın belirtiler değil kuşlarla olan bağlantısı üzerine. Gerçek sebep bilinmeden bu sorunu çözmeye çalışmak kolay değil. Resmi büyüklerimizin sebep üzerine yaptığı açıklamalar göçmen kuşlar veya sukuşlarından öteye geçmiyor. Oysa o Afrika’dan Avrupa’ya veya Kafkaslara Türkiye üzerinden büyük oklar çizerek geçen göç zamanında değiliz. Geriye sukuşları kalıyor. O da kış ayları içinde ve hava koşullarının değişimine göre çoğunlukla ülkemiz sınırları içinde gerçekleşen sukuşlarının hareketi. Çünkü her kuş türünün ayrı bir göç şekli ve dönemi var. Şimdi linkteki haritada bizim her yıl düzenli olarak saydığımız sukuşlarının kışın konakladığı sulakalanları göreceksiniz. 

Noktaların büyüklükleri sukuşu nüfus sayımlarıyla doğru orantılı. Öte yandan kuş gribinin rastlandığı şehirler; Iğdır, Erzurum, Ağrı, Bursa, İstanbul, Şanlıurfa, Erzincan, Bitlis, Yozgat, Van, Siirt, Bingöl, Kars, Çorum, Ankara ve Van. Şimdi coğrafi bilgimizi kullanarak (size güzel bir çakışma haritası yapabilmek isterdim) bir Türkiye haritası daha düşleyelim ve bu illeri düşlediğimiz haritamıza yerleştirelim. Bu biri canlı diğeri hayali iki haritaya bakanın gözüne çarpacak nokta; haritaların örtüşmemesi. 8 Ocak 2005 tarihli grip haritası Edirne’den Hakkari’ye uzanan hattın üstünü gösterirken, su kuşları haritası bu çizginin altında odaklanıyor. Sukuşlarının bu haritasına gerçekten güvenebilirsiniz. Çünkü bilinmez ama ülkemizde uzun yıllardır düzenli olarak sukuşları sayılır. Biz sayarız, kuş gözlemcileri. 15 Ocak – 15 Şubat tarihleri arasında yaparız bunu ve sukuşlarının nüfusları, dağılımları ve türlerini tek tek gösterir hazırladığımız raporlar.

Burada örtüşmezliği şimdilik bir yana bırakıp sebep ne olursa olsun tüm sulakalanlarda tedbirler alınmalı diyerek sıralayalım: (1) tüm sulakalanlarda kümes hayvanları yanında ölü yabani kuşların araştırması yapılmalı, (2) tüm sulakalanlar (göller, barajlar, akarsular, sulama ve drenaj kanalları, dere taşkın alanları, deniz kıyıları) risk bölgesi bu nedenle, büyük göllerin civarı başta olmak üzere bu alanlarda kanatlı hayvanların kümeslerin dışına çıkarılması yasaklanmalı ve evcil hayvanlarla yabani kuşların teması engellenmeli, (3) civarında yoğun kümes hayvancılığı yapılan sulakalanlarda, hastalığın teşhisi ve acil durum için çalışmalar başlamalı, (4) itlaf süresince tüm vatandaşlar itlaf edilen canlılardan uzak tutulmalı ve itlaf yalnızca yetkililer tarafından yapılmalı, (5) ölü hayvanların ve itlaf noktalarının sulak alanlardan ve bu alanları besleyen su toplama havzalarından uzak tutulmalı ve ölü hayvanların ve atıklarının akarsulara karışması kesinlikle engellenmeli. Tamam.

Ancak öte yandan, bu örtüşmezlik dünya çapında konuyu takip edenlerin açıklamalarıyla biraz anlam kazanıyor. Örneğin kuşlarla ilgili en yetkili kurum olan Dünya Kuşları Koruma Kurumu (BirdLife International) hastalığın göçmen kuşlar aracılığı ile yayıldığı kanısının dayanağı olmadığını vurgulayan sayısız açıklama yapmış. Açıklamalarında virüse rastlanılan ülkelerde toplu ve büyük sayılarda göçmen kuş ölümlerine rastlanmadığını vurguluyor. Diğer taraftan FAO (Dünya Gıda ve Tarım Örgütü) kaynaklı raporlara göre, hastalığın esas yayılma kaynağı yabani kuşlar yerine kümes hayvancılığı. Nitekim, kuş gribinin ölümcül formu ilk olarak yabani kuşlarda değil evcil kuşlarda gelişmiş ve evcil kuşlardan yabani türlere geçmiş. Üstelik FAO’ya göre, bu güne kadar hastalığın ciddi ölçüde rastlandığı Hong Kong, Pakistan, Yeni Zelanda gibi ülkelerde göçmen kuşlar üzerinde yapılan klinik testler sonucunda kuş gribi virüsüne de rastlanmamış. Ülkemizde de hastalığın kırdığı büyük sayılarda yabani kuşa henüz rastlanmadı.

İşte başta sözünü ettiğim nokta burası. Bu noktadan sonra söylediklerim sadece benim sorumluluğum. Yine FAO’nun raporunda hastalığın yayılmasında üç ana mekanizmadan bahsediyor: (1) canlı kümes hayvanı ticareti, (2) kümes hayvancılığı yapılan yerlerdeki zayıf biyogüvenlik önlemleri, ve (3) hastalığın bulaştığı materyallerin taşınması – örneğin, çamur, toprak, taşıtlar, ayakkabılar ve doğal su yolları.

O zaman büyüklerin açıklamalarında eksik kalan bir nokta var: Kuş gribinin birden ve kümes hayvanı odaklı çıkmasının sebebi gerçekten nedir? Neden bunca hastalıklı kümes hayvanı ortaya çıktı da hiç toplu yabani kuş ölümüne rastlanmadı. Ülkemizde kümes hayvancılığı neye benzer? Ülkemize kaçak kümes hayvanı girişi veya ticareti var mıdır, varsa en azından nereden geldiği biliniyor mu? Bu konuda geliştirilmiş önlem ve uygulamalar var mı?

Bunları düşününce topraklarımızda izin verilen yabancı ülkelere ait atıklar, Çernobil’den sonra satılmayan ürünlerin ulusal pazara sunulması, çoktan satışı yasaklanmış ilaçların hala ülkemizde satılıyor olduğu söylentileri aklıma gelmiyor değil.

Tamam komplo teorilerimi bir yana bırakayım. Peki ülkemizde kümes hayvancılığında üretim standartları, izleme veya alım satım planı, ticaret kriterleri var mı? Televizyonlarda sokaklarda tavuk yolan çocuklar, ayakları bağlı tozlu kaldırımlara serilen tavuklar hindiler gördük, kamyonlara torbalara doldurulup saatlerce yolculuk yaptırılıp sonrada 1-2 YTL’ye satılan kümes hayvanları gördük. Bizde kümes hayvancılığı bu mudur, hep böyle miydi? Bir iki büyük ve iddialı firma dışında bizlerin tavuklara yanaşması artık zor. Kalan orta ve küçük ölçekli üreticiler bu süreçte belki yok oldular bile, köylerde evinde yediği tek et kendi tavukları olanlar için durum bir süre daha değişmeyecek.

Yabani kuşlar içinse söyleyecek bir şeyim yok, varsa günahları boyunlarına, umarım bugün ve bugünden sonra diğer yabani hayvan ve bitkiler gibi hep sağlığın ve doğal yaşamın simgesi ve garantisi olurlar.

Tüm iyi ve sağlıklı yaşam dileklerimle.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twenty + 9 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.