Mustafa Yalçıner: Doktor Hikmet Kıvılcımlı’ya övgü ve yergi

Mustafa Yalçıner, ‘Doktor’ Hikmet Kıvılcımlı’yı yazdı: Eksiği fazlası, doğrusu yanlışıyla Doktor’un, Türkiye topraklarında yetişmiş bir devrimci olarak hakkının verilmesi gerekir.
Mustafa YALÇINER / EVRENSEL – Hikmet Kıvılcımlı, ya da sadece Kıvılcımlı veya ‘Doktor’un ölümünün üzerinden 50 yıldan fazla geçti. Kıvılcımlı’yı 11 Ekim 1971’de kaybetmiştik.

Ölümü, düşman başına koşullarda, hak etmediği ölçüde itilip kakılarak gerçekleşti Doktor’un. Kendi açmazlarının katkısı yok muydu, ayrı konudur; ancak ameliyatlı haliyle ve kendi anlatımıyla “kan işeyerek” küçük bir balıkçı kayığıyla 12 Mart faşizminden kaçarak sığınmaya uğraştığı “sosyalist” bildiği ülkeler kapılarını yüzünü kapattılar. Önce Brejnev SSCB’si, ardından Bulgaristan ve “Demokratik” Almanya. İnandığı gibi sosyalist olsalar, binlerce sayfa tutan teorik çalışmalarıyla görüşlerini beğenmeyip sapmayla suçlasalar bile, “Faşizmden kaçmış bir devrimci” deyip “buyur” ederlerdi, etmediler.

Kıvılcımlı’yı, Kominform tarafından uzaklaştırılmış olan, kendisinin de eleştirdiği Tito’nun Yugoslavya’sı kabul edip aldı ve küçük bir kalacak yer sundu.

Kıvılcımlı, 1971 nisanında Türkiye’den kaçışının ardından tutmakta olduğu günlük notlarını topladığı “Günlük Anılar”ında artık eleştirinin ötesine geçip SSCB’yi suçlamaya başladı. Sadece “sosyalist” ülkelerin kapısından çevrilen birinin kişiselliğiyle kaleme alınmamıştı bu suçlamalar, ancak “modern revizyonist” ihanete de yönelik değildi. Kosigin’in bir SBKP kongresinde eskiden tanıdığı ama sorunlu olduğu Zeki Baştımar’ı TKP genel sekreteri olarak takdim etmesini garipser ve ona yakıştıramaz örneğin. Doktor, Stalin’le Brejnev’i birbirinden ayıramıyor, suçu, muhtemelen yeni dışa vurmakta olduğu 1930 ve 40’lardan kalan kızgınlıkla, tersine tepkisini Stalin’e yöneltiyordu. Zaten 1970’te yayımladığı “Oportünizm Nedir”de Stalin suçlamasına başlamıştı. Kıvılcımlı modern revizyonizmi suçlamadı hiç.

Ancak, eksiği fazlası, doğrusu yanlışıyla Doktor’un, Türkiye topraklarında yetişmiş bir devrimci olarak hakkının verilmesi gerekir.

Öncelikle, bilebildiğim 22 yılından fazlasını cezaevinde geçirmeye mecbur edilmiş, ama ne cezaevinde burjuvazinin zorbalığına boyun eğmiştir ne de parmaklıkların ardına gönderilmeden birkaç kez tanıklık ettiği polis işkencelerine. Kıvılcımlı, bu ülkenin ser verip sır vermeyenlerindendir.

Kıvılcımlı, gençlik örgütlenmesinin başı olarak, Mustafa Suphi’nin Karadeniz’de boğdurulmasının ardından Şefik Hüsnü önderliğinde toparlanan TKP’nin Merkez Komitesine alınmıştır. 1920’lerdir ve Hüsnü’nün sürgünde olduğu 1929’da, sonradan saf değiştiren iki arkadaşıyla birlikte bir süre partiyi yönetmiştir.

Kıvılcımlı, müthiş çalışkandır ve çok üreticidir. Ülkenin tanıdığı en gelişkin teorisyenlerdendir. Onlarca kitap ve çok daha fazla broşür kaleme almıştır. Üstelik iddialıdır. Yazmaya, üyesi olduğu TKP ve önderi Şefik Hüsnü’nün yaklaşım ve tutumları yerine önerdiği bir seri kitabı kapsayan “Yol” dizisiyle başlamış ve 1930’ların başlarında tartışılması için Merkez Komitesine sunmuştur. Dizi, Kemalizm destekçiliği yapan partiyi bu yoldan ayrılmaya davet etmektedir. Önerisi tartışılmadığı gibi, “dosyalı muhalefeti” nedeniyle Doktor partide istenmeyen adam olur ve faaliyetlerinden haberdar edilmez.

Kıvılcımlı’nın pratiğe geçirilme şansı olmasa bile, örneğin Şeyh Sait isyanını “Devrimci demokrasiye karşı feodallerin İngiliz emperyalizminin desteğindeki” karşı devrimci ayaklanması olarak değerlendirip bastırılmasını destekleyen Şefik Hüsnü ve TKP’nin tutumuna taban tabana zıt olan Kürt sorununa yaklaşımının hakkı verilmelidir. Çok geç ortaya çıkan “İhtiyat Kuvvet: Milliyet, Şark” adlı kitabında Kıvılcımlı, Kürt isyanlarını, “sömürge” “Kürdistan”da “köylü isyanları” olarak değerlendirmiştir.

Üstelik Kıvılcımlı sadece teoriyle ilgilenip yazmakla yetinmez. TKP’nin ahım şahım bir faaliyeti yoktur, ancak Kıvılcımlı fırsat bulduğu her işe koşar.

İşi zordur; oportünist, ama III. Enternasyonal’in tanıdığı bir partinin üyesi olmak ve haber verilmeden dışta tutulup partili sayılmamak. Ülkesinden kaçtığında SSCB ve diğerlerinin kapısından döndürülme nedeni de bu zorluk ve eski partili arkadaşlarınca hunharca dışlanması olmuştur.

Oysa kendisini hep parti militanı ve bir TKP üyesi olarak düşünmüş ve daima parti disiplinini gözetmiş olan Kıvılcımlı, “1951 TKP Tevkifatı”nda, Ş. Hüsnü’nün kendisine “Faaliyet yürütmüyor” dediği partinin 100’den fazla yönetici ve üyesinin tutuklanmasının ardından 1954’te artık Vatan Partisini örgütlemiştir. Kendi partisidir, ama, yine de TKP’ye alternatif saymaz, “Legalitenin İstismarı” broşürüne uygun olarak yasallığı kullanmak üzere kurduğu iddiasındadır.

PEKİ, NİÇİN ELEŞTİRİLMELİDİR KIVILCIMLI?

TKP’yi “Kemalizm kuyrukçuluğu” ile eleştirmiştir, ancak, kendisi, olanca eleştirisine karşın, Kemalizm olmasa bile, onun da bir yönü olduğu burjuvaziden tamamen kopmuş değildir.

İlk kanıt, kurduğu partinin adıdır: “Vatan”! Bu, bugün Perinçek’in de partisinin adıdır. Adcılık yapacak değiliz; ancak Kıvılcımlı’nın çalışkanlığının tüm ürünleri övülesi ürünler değildir ve Doktor, evet; Marksizmi benimseyip savunma çabasında olan, ancak aynı zamanda fazlasıyla orijinal bir kişiliktir. Devrimcidir; ancak sorunludur da.

En ünlü çalışması “tarih tezi” ile ilgilidir ve “Tarih, Devrim ve Sosyalizm” adlı kitabında tezini işlemeye başlayıp sürdürmüştür. Marksizmi soyut halde savunmakla kalmayıp Türkiye koşullarına uygulama yönelimiyle giriştiği incelemeleriyle, “Osmanlı ve İslam Tarihinin Maddesi”ni kaleme aldı. Tarih tezinin aslı, kapitalizm öncesinde uygarlıkların, “tefeci-bezirgan sermayesinin çökerticiliğiyle taşlaşan devletlerin barbar aşısıyla” tarihsel devrimlerden geçerek ilerledikleridir. Osmanlı ve İslam uygarlıkları da Kayı ve Kureyş kabilelerinden barbarların var ettikleri uygarlıklardır, Doktora göre. Onda, barbarlar, “ilkel sosyalizm”leri dolayısıyla yüceltilmiş, bu yaklaşımı Öcalan tarafından da ödünç alınmıştır. Osmanlı yeniçerileri barbar geleneklerini yaşatanlardır, bu gelenekler onlardan günümüze kadar gelmiştir ve Doktor onları devrimin yararına kullanma çabasındadır. Hem İslam hem TSK’ye devrolunan Osmanlının barbar geleneklerine dayanacaktır çabalarında

İlk olarak, programıyla konuşmalarını İslami motifler ve Kur’an’dan alıntılarla süsleyen Doktor’un partisinin adı, bu nedenle “Vatan”dır.

Ve bu nedenle, Kıvılcımlı, “Kuvayı Milliyeciliği” yüceltmekle kalmamış, ama “İkinci Kuvayı Milliyeciliği” önermiş ve görev saymıştır.

Vatan Partisi Programı, bu nedenle “Demokrasimizin bugünkü temeli, Kuvvayı Milliyeci geleneğimizin son yadigarı olan ANAYASAMIZ’dır. Gelişigüzel değiştirilmekten ziyade, ilk ruhuna sadık kalınarak uygulanmasını bekleyen Anayasamız”dan söz eder. Yine Kıvılcımlı Kemalizmin desteklenmesini eleştirse bile, “Kuvayimilliye seferberliği ile işsizliği ve pahalılığı yok etmek. Yani: Atatürk’ün kuvayimilliyeci ruhuyla kendi kuvvetlerimizi seferber ederek işsizliği ortadan kaldırmak” Vatan Partisi program maddesidir.

Bu kadar değildir. Gerçekleştiricileri arasında Türkeş ve 14’ler de olan 27 Mayıs (1960) darbesinin hemen ardından, Kıvılcımlı, “Sayın Orgeneral Cemal Gürsel” hitabıyla destek telgrafı çekti: “Tarihimizde daima kuvvetle çarpan kalbimizin; yiğit ordumuzun kötülüğe baş eğdirişini huşuyla selamlarım. İkinci Kuvayı Milliye Gazanız kutlu olsun. Gerçek demokraside Allah yanıltmasın.

Sonra Doktor, darbeci MBK’ye açık mektup yayımladı ve darbecilere uygulamaları için Vatan Partisi programını önerdi. Mektupta, “Bizde niçin ordu inkılapçıdır?” diye sorup “ordunun devrimci geleneği”ne vurguyla yanıtladı: “Alemdar Mustafa Paşa’dan Mustafa Kemal Paşa’ya, Cemal Gürsel Paşa’ya kadar; Ruscuk yaranından Milli Kurtuluş Komitesine kadar, ileri gidişimizin vurucu gücü, halk çocuklarımızın güttüğü ordu oldu.” ve kendisinin ikincisini yazdığı M. Kemal’in “halkçılık programı”nı önerdi: “Bütün dava: Kitleyi İkinci Meşrutiyetten sonra ve Birinci Cumhuriyetten sonra olduğu gibi hayal kırıklığına uğratmamaktadır. Bu da, çok uzağa gitmeksizin, birinci kuvayı milliyecilerimiz adına 18 Eylül 1921 günü, Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal imzasıyla sunulan halkçılık programı ile olur.

Kıvılcımlı sadece 27 Mayıs’ı değil, çıkardığı “Sosyalist” gazetesinin 16 Mart sayısının “Ordu Kılıcını Attı” manşetiyle kısa süre sonra zorbalığından kaçacağı 12 Mart 1971 darbesini de destekledi.

Doktor, “Anarşi Yok Büyük Derleniş” kitabıyla, ’68’in sonlarına doğru, özellikle mücadeleci devrimci gençliğe bir proletarya partisi içinde örgütlenmeyi önerdi ki doğru ve gerekliydi. Ama ’68 günlerinde bir tarafta TİP’in parlamenter sosyal reformizmi duruyorken karşısında, Mihri Belli ve MDD’siyle ayrı ayrı, ama aynı içerikli “sol darbecilik”i öneren ve ikisinin birlikte toparlayabilecekleri devrimci gençlerin enerjilerini heder edici bir rol oynadı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.