“Ezeceğiz, yok edeceğiz, haritadan sileceğiz” mesajlarını, burnu kalkık devlet kibriyle höykürüyorlar. Çocukların, çocuklarımızın ölüleri atılıyor önlerine. Bakıyorlar. Yetmez, daha çok, daha daha histerisiyle, dilleriyle, yazılarıyla, sözleriyle, cümleleriyle tekmeleyip, sürüklüyorlar paçalarını sarayın inine. Kendilerini kanıtlamak için bir Kürt çocuğunu öldürmeleri gerek, bir Kürt çocuğu nedir ki, kimdir ki, kim farkında, kimin umurunda olur ki? Katledip, “TC buradaydı” diyebilecekleri bir an olsa, koşturacaklar poz vermek için. Bir tane daha öldürün bizim için diyecekler, bir tane daha, olmadı bir tane daha, kaçırdık bir tane daha, resim karanlık çıktı bir tane daha, yeterince net çıkmadı bir tane daha…
Abartıyor muyum? Sayın o zaman parmaklarınızla, sığmıyor mu? Sayın onar onar. Yetmiyor mu? Sayın yüzer yüzer.
Ajitasyon gibi mi geldi? Öyleyse cevap verelim hep beraber. Öldürülen çocukların annelerini, babalarını gördünüz mü gazetelerde, televizyonlarda, ana haber bültenlerinde? Sesleri, gözyaşları ulaştı mı evinizin içine, çığlıkları, ağıtları tutuşturdu mu yüreğinizi? Kaçının hikayesini biliyoruz, kaçının gözleri gözlerinizin önüne geliyor? “Leş” sayılıyor o çocuklar, yanlarına boylarından büyük silahlar bırakılıp, büyütülüyor şimdikilerin yaşları.
“Kıvarmadan söyleyelim” diye buyuruyor birileri. “Ayakta alkışladılar” diye ekliyor bir diğeri, bir diğeri “Sizin yüzünüzden oldu” diyerek eklemleniyor kuşatmaya. “Cesur aydın” tınılarını köşelerinden bir tık daha yükseltiyorlar milli ve yerli izleyicilerin gözünde. Asla yakası bozulmayan o üst-ünlü cümlelerden, hiç kirlenmeyen paçalarıyla sokağı gösteriyorlar.
Sokak ki yürek ister, yürek ki inanç ister, inanç ki bedel ister, bedel ki cesaret ister. Kürtlerde hangisini görmediniz ki bu kadar öfkelisiniz? “Bizi öldürüyorlar ağabey ama biz alıştık” diyen ve zafer işareti yaparak, sokak aralarına koşan çocukların, yaşarken kurdukları cümleler, hiç mi bir şey anlatmıyor? Ölümleri kanıksananların, sözleri de hayattan düşüyor belli ki. “Sokak” dediğiniz şeyin karşılığı, bugünün koşullarında o çocukların yaşadıklarını göze almak olduğu ortada. Göze alanlara “cahil, feodal, geri” dip notları düşerek, burun kıvırarak, yeni bir şey söylüyor-muş gibi yapıp üstüne çıkarak güçlendirilen tehlike, büst öptürenlerin “o olmasaydı siz olmazdınız, öpeceksiniz” diyen şovenizmidir. Geçişkenliğin ne kadar hızlı olduğunu, HDP’ye dönük saldırılarda gördük.
Bu yüzden, öz savunma temelli bir mücadele biçimini, hayatın her alanına, hak ve özgürlükler mücadelesinin her safhasına sistemli bir karşı koyuş içerisine oturtulması, olmazsa olmaz gözüküyor. Ülkenin batısının en büyük sorunu, saldırıları göğüsleyecek savunma modellerinin olmayışında. Gerici güçlerle, hayatın her alanında herkes yüzleşecek. İktidarın savaş konsepti, sadece Kürtleri hedef alan bir stratejiyi kapsamıyor çünkü. Tüm muhalif kesimleri dümdüz edeceği, ortada kalanları devlete yapıştıracağı bir strateji bu. HDP, bu saldırıların ana hedefi olacak. Kuşatma derinleştirilecek, HDP karşıtı tüm cümleler, kuşatmaya aktarılacak. “Türk’ün gücünü göreceksiniz” sözü, kendini bilmez birine ait değildi, o söz devletin kendi iç uzlaşmazlıklarını, Kürtleri ve özgürlük mücadelesi veren tüm kesimleri ezmeye dönük konsensusun kendisiydi. Gezi direnişçisi, Ethem Sarısülük’ün katili Ahmet Şahbaz’ın serbest bırakılması da, “JİTEM’i hiç duymadım, benim bir bildiğim ‘jötem’ var” diyerek dalgasını geçen katillerin rahatlığı da, halkın arasında patlatılan bombalar da…
Barışı ve ortak yaşam mücadelesini elinin tersiyle iten, bir iktidar daha anlayacak tarihsel kaçınılmaz gerçeği. O gerçek, halklara karşı savaşta birleşenlerin, yine savaşta parçalandığıdır.
Bunun ne kadar hızlı olacağı ise, özgürlük ve demokrasi güçlerinin birlikteliğine, öz savunma hakkının, tüm muhalif kesimlerce gündeme hızla alınmasına ve örgütlenmesine bağlı. Bugünün sokağını ve yaşamı büyütecek tek yol bu gözüküyor.
Bu habere emoji ile tepki ver




