“Eşek” var, “Eşşek” var!

Değerli okurum Sayın Mehtap Deniz hanımefendi bana yollamış olduğu iletide: “ Mete bey, her yazınızı ilgiyle ve zevkle okuyorum. Görüyorum ki yazılarınızı çok değişik konularda yazıyorsunuz. Bu defa sizden rica etsem yeni yazınızı; bencillik ve vefa üzerine yazar mısınız?”diyordu.


Ben de kendilerine; bu konuyu neden seçmemi istedikleri konusunda hiçbir fikrim olmadığı halde; sorgulama ve yargılamada bulunmadan; teşekkürlerimle birlikte ve memnuniyetle aklımın erdiğince, gücümün yettiğince yazmaya çalışacağıma dair söz verdim.


Yine ta başından beri bana gerek yorumlarıyla gerek dostluklarıyla destek veren birçok okurum, dostum, arkadaşım. Bilmiyorum hepsinin adını tek tek yazmama gerek var mı? Her zaman ki şikayetlerini yinelediler. Topluca özet olarak diyorlar ki:


“Senin bu kadar okurun varken, neden senin resmini ve yazılarını ön sayfaya koymuyorlar da, seni arka planda değerlendiriyorlar. Biz bu durumu şiddetle protesto ediyoruz. Çünkü biz senin, Açık Gazete’ye ne kadar çok okur kazandırdığını en azından kendimizden ve arkadaşlarımızdan biliyoruz. Yazılarını bulmakta ve bulunduğun sayfayı arkadaşlarımıza tarif etmekte zorlanıyoruz.”


Ben de kendilerine;  “değerli arkadaşlar, şahsıma, yazılarıma ve dolayısıyla Açık Gazete’ye verdiğiniz desteğe ve duyduğunuz güvene, göstermiş olduğunuz büyük ilgiye,  çok çok teşekkürler. Sağ olun, var olun!


Ama siz de takdir edersiniz ki bunu değerlendirecek mercii ben değilim. Gazete yönetimidir. Varsa bu konuda bir şikayetiniz ya da öneriniz kendilerine ulaşabilir ve sadece bu konuda değil. Herhangi başka bir konuda da, arzularınızı, isteklerinizi, iletebilirsiniz.


Hatta bakınız ne güzel Açık Gazete’de siz değerli okurlar için “okur mesajları” adı altında yeni bir platform daha oluşturuldu. Bu köşeye de görüş ve düşüncelerinizi yazabilirsiniz.” diyorum ve bu konuyu da izninizle burada kapatıyorum.


Gelelim asıl yazmak istediğim konuya. Yine değerli okurum, dostum ve arkadaşım Sayın Nami Yıldız’ın bana,  yollamış olduğu,   benim de çok hoşuma giden, beğenerek, eğlenerek ve bir o kadar da düşünerek okuduğum yazıya.


Ne ilginç tesadüftür ki, sevgili dostum Ali Haydar Nergis’te; yazmış olduğu güzel yazıda benim sizlerle paylaşmak istediğim yazının konusuna benzer bir konuyu, yani “Eşeklik” konusunu işlemiş.


Ama olsun. Ben yine de bu güzel ve anlamlı yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum. Hani bir söz vardır : “her çiçek kendi dalında güzeldir.”diye. Sanırım her yazı da; kendi yazarının kaleminde bir başka güzel olur, çok daha başka anlam ve içerik kazanır.


Noktasına, virgülüne dokunmadan aynen bana geldiği gibi yazıyorum: 


“EŞEK”, VAR, EŞŞEK VAR!


“Geçti Bor’un pazarı, sür eşeği Niğde’ye” demişler ama eşek deyip geçmeyin. Makbul hayvandır eşek… Her şeyden önce cefakardır… Eşek kadar, insanoğlunun kahrını çekmiş başka bir hayvan var mıdır?


Yüzyıllardır insanoğlunun hizmetindedir. Ayrıca insanoğlunun kültürel birikimine damgasını vuracak kadar da girmiştir yaşamımıza… Neler yoktur ki eşek ile ilgili… Say sayabildiğin kadar…


Eşek arısı, eşek aygırı, eşek hıyarı, eşek kengeri, eşek marulu, eşek maydanozu, eşek otu, eşek sineği, eşek turpu, eşek zeytini… yok mu?


Sonra değişik türleri de bulunur bu hayvancağızın :


Merzifon eşeği, Kıbrıs eşeği, Orta Asya eşeği, İspanya eşeği, Nubya eşeği, Somali eşeği vardır.


En son olarak ta “Brüksel” yalakası  “eşşek”ler keşfedilmiştir ama biraz bunlar farklı bir türdür!


Sonra edebiyatımızda yeri vardır eşeğin! Şeyhi’nin hak ettiğinden fazlasını isteyen ve bunun için çayırda gördüğü öküzlere özenip onlar gibi olmayı amaçlayan, ama bu hatasının sonunda kulaklarından ve kuyruğundan olan eşeğinin hikayesi ne güzeldir!


Şeyhi’nin;


Arkasından alınsa palanı
Sanki it artığıydı kalanı


diye tanımladığı eşeği, ne der en sonunda:


Batıl isteyü haktan ayrıldım
Boynuz umdum kulaktan ayrıldım


Bizim “Brüksel eşekleri”nin,  Şeyhi’yi okumalarında fayda var!


Sonra Ziya Paşa da eşeğe ve eşekliğe değinir:


Bed asla necabet mi verir üniforma
Zerduz palan ursan eşek yine eşektir.


Halkımız bunu “ altın kolan vursan eşek yine eşektir” biçiminde de söyler, “eğitim cehaleti giderir, eşeklik bakidir” şeklinde de…


Çağdaş edebiyatımızda da var eşeğe yapılan göndermeler. Mesela Aziz Nesin bir öyküsünde sorar:


“Sizin Memlekette Eşek Yok mu?”


Nur içinde yatsın Aziz Usta… Bizim memlekette tabii ki eşekler var. Var ama son zamanlarda bir de “eşekler” türedi!


Ayrıca ne güzel deyimlerimiz vardır eşek ve eşeklik ile ilgili:


Eşekbaşı,  eşek büyüdü semer küçüldü, eşek cenneti, eşek derisi gibi, eşek hoşaftan ne anlar, eşek inadı, eşek kadar, eşek kafalı, eşeğin kuyruğu gibi ne uzar ne kısalır, eşek lalesi gibi açılmak, eşek şakası, eşek sudan gelinceye kadar dövmek, eşeğe binmeden ayaklarını sallamak, eşeğe ters bindirmek, eşekten düşmüş karpuza dönmek…


Sonra atasözlerimize de konu olmuştur,  eşek…


Mesela;


Eşeğe cilve yap demişler, tutmuş çifte atmış…
Eşeğe marifetini göster demişler, yığılıp ağnamış…
Eşeği dama çıkaran yine kendi indirir…
Eşeği düğüne çağırmışlar, “ ya odun eksik ya su “ demiş…
Geçti Bor’un pazarı, sür eşeği Niğde’ye…


Bu sonuncusunu söyleyince Namdar Rahmi Karatay’ı anmadan geçmek olmaz. “ Geçti Bor’un Pazarı” isimli taşlamasında “ruhunu pazara çıkaran” “eşşek”lere, bakın, nasıl sesleniyor:


Başta kavak yelleri estiği günler hani?
Umduğumuz neşeler, şerefler, ünler hani?
Beklenilen alaylı, şanlı düğünler hani?
Servi gibi ümitler döndü birer iğdeye
Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye!


Sende cevher var imiş onu herkes ne bilsin
Kimler böyle züğürdün huzurunda eğilsin
Şöyle bir dairde müdür bile değilsin
Ne çıkar öğrenmişsin mesahası piy diye
Geçti Bor’un pazarı, sür eşeği Niğde’ye


Bilmem ki, ne olmaktı, senin gayen, maksadın?
Fare gibi kitaplar arasında yaşadın,
Ne dans ettin eğlendin, ne de sevdin kız, kadın
Kim derdi hey serseri gençliğine kıy diye
Geçti Bor’un pazarı, sür eşeği Niğde’ye!


Gönül ne çalgı ister, ne eğlence ne de dans
Ne de güzel kadınların önlerinde reverans
Kapandıkça kapandı bunca yıldır kahpe şans
İhtiyarlık gölgesi perde çekti dideye
Geçti Bor’un pazarı, sür eşeği Niğde’ye!


Fırsatı iyi kolla, sakın olma dangalak,
Genç iken vur partiyi, durma, ye keyfine bak,
Sonra iç şampanyalar, viskiler bardak bardak
Dokunuyor üç kadeh şimdi bizim mideye
Geçti Bor’un pazarı sür eşeğini Niğde’ye!


Hasan’ın böreğine vaktinde yetişmeli,
Hiç durmadan gövdeye atıştırıp, şişmeli
Yanıp ta kavrulmadan mükemmelen pişmeli,
Sonra seni almazlar hiçbir yere çiğ diye,
Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye!


Kısacası, eşek var, “eşşek” var!


Cefakar eşekleri, ruhunu pazara çıkarıp yalakalığı içselleştirmiş “eşşek”ler ile karıştırmayalım!


 


“Her şeyin birbirine karıştırıldığı ve ayakların baş olduğu böyle bir ortamda; siz, en iyisi anneme hiçbir şey söylemeyin!”


Mete Karakaş: araştırmacı / yazar
e-mail: [email protected]


METE KARAKAŞ’IN DİĞER YAZILARI


– Aşk eski bir yalan…
– Aşklar, şiirler ve şarkılar 
– Gittim, gezdim, gördüm
– …bağlı kadınlara selam olsun! (1) 
– Destan’dan destana yol gider (II) 
– Bunu biliyor muydu Bay Bush? (III) 
– ‘Amazon’ kadınlarından ‘Amansız’lara (IV) 
– Panik Odası mı? Nanik Odası mı? (V.) 
– Meryem ve Meryem (VI) 
– İki farklı Recep öyküsü… (VII) 
– Teflon insanlar (VIII) 
– Hippiler (Hippie) ve bonomolar (IX) 
– Hindi ve papağan (X) 
– Şiir üstüne ne varsa… (XI)
– Sanat (zanaat) ve sanatın başlangıcı (XII)
– Erkek Olmanın Dayanılmaz Hafifliği (XIII) 
– Düşünce yazıları…(XIV)
– Sigara – Nargile – Pipo (XV) 
– Acele karar vermeyiniz… (XVI) 
– Kararlı ol ve seçimini doğru yap! (XVII) 
– Öğrenmenin yaşı yoktur (XVIII) 
– Bitmeyen Senfoni (XIX) 
– Nazım Hikmet Kültür Merkezi…(XX) 
– Hayatın aynasıdır tiyatro! (XXI) 
– Mağdurlar ve mağrurlar (XXII) 
– Şu Çılgın Türkler (XXIII) 
– Benim sinemalarım… (XXIV) 
– Muhteşem gece! (XXV) 
– Pamuk eller cebe! (XXVI) 
– Yurttan Tipler Korosu! (XXVII) 
– Anıların izinde radyo günleri! (XXVIII) 
– Yaşamak ve sevmek üstüne! (XXIX) 
– Suçlular aramızda… (XXX) 
– Sen neymişsin be abi! (XXXI)
– Durdurun dünyayı inecek var! (XXXII) 
– Bir demet maydanoz…(XXXIII) 
– Tersine dünya…(XXXIV) 
-Yukarıdakiler – Aşağıdakiler (XXXV) 
-Bahar Rapsodileri… (XXXVI)
-Düşman kardeşler…(XXXVII) 
-Uçurtmayı vurmasınlar!…(XXXVIII) 
-Ateş düştüğü yeri yakar…(XXXIX)  
-Sağdan soldan estarabim!…(XL) 
-Paradigma değiştirmek!.. (XLI) 
-Şeytan Üçgeni… (XLII) 
-Sen de benim hatalarımdan birisin…(XLIII) 
-Mutluluğu ararken…(XLIII) 
-Ah şu kadınlar…(XLIV) 
-Bir düğün gecesi… (XLV)
– 3.Uluslararası Adalar Festivali (XLVI)                    
-Sil baştan…(XLVII)
-Yine yakmış yar mektubun ucunu…(XLVIII) 
-Cahile söz anlatmak…(XLIX) 
-Parkta bir sonbahar… (L)      
-Türk Dili Dergisi ve Ahmet Miskioğlu…(LI)



           

693930cookie-check“Eşek” var, “Eşşek” var!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

3 × 5 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.