‘Enerji’ uğruna enerjisi çalınan coğrafya…

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Denizli Sarayköydeki Jeotermal sondaj kuyusu patlaması bu acı gerçeği bir kez daha hatırlattı…

Anadolu coğrafyası, üç iklim tipinin hakim olduğu benzersiz bir yaşam alanı. Tek başına kıta özelliği taşıyan bu coğrafyanın zengin biyolojik çeşitliliği, binlerce yıldır insanlığın yarattığı kültür ve uygarlığı besledi.

Ülkenin en soğuk kentlerinden biri olan Ardahan’ın yanıbaşındaki Iğdır Ovasında pamuk, dağlarında buzul gölleri barındıran Rize’de çay, Antalya’nın dağlarla çevrili Akseki’sinde zeytin ile sedir ağacı aynı yükseltide yetişiyor…

Bu benzersiz çeşitlilik patlaması kültürel olarak da aynı şekilde sürüp gelmiş…

Ancak bu coğrafyanın ayrıcalıklı yanı olan doğası son çeyrek yüzyılda parçalandı, un ufak edildi. Artık bu yıkım süreci coğrafyayı tamamen yutma aşamasında…

Karadeniz’in dereleri HES’ler uğruna, Torosların yayla ve ormanları mermer uğruna, Kaz Dağı çevresi, Murat Dağı, Yukarı Fırat Havzası altın uğruna; uygarlıklar yaratan Dicle, Çoruh, Fırat barajlarla, Menderes, Sakarya ve Porsuk sanayi ve ağır tarımsal zehirlerle boğuldu…

Ege’nin dillere destan verimli ovalarına geldi sıra. Son yıllarda bu bölgedeki jeotermal kaynaklara yönelik enerji üretimi amaçlı saldırılar öylesine hızlandı ki, antik çağda sağlık tanrısı Asklepios’un adıyla kutsanarak şifa merkezleri oluşturulan, Asklepion’lar kurulan, insanlığa şifa ve enerji veren bu Ege’nin jeotermal suları bugün artık insanın da doğanın da enerjisini yok etmek üzere kullanılıyor. Üstelik de “enerji üretmek” bahanesiyle…

Denizli-Aydın-İzmir hattındaki coğrafyada verimli tarım alanlarının, yerleşimlerin ortasında birbiri ardına açılan Jeotermal Enerji Santralları (JES), büyük bir arazi parçanlamasına ve tahribata yol açıyor. Özellikle Aydın çevresinde bu yıkım çok daha belirgin.

Nazilli, Buharkent, Atça…

Verimli ovaların ortasında kurulan JES’lerin metalik boruları yüzlerce metre inişli çıkışlı uzanarak medeniyetin ateş kusan ejderhaları gibi suyun ve toprağın bereketinin üstünde coğrafyayı işgal etmiş canavar ikonları gibiler. Binlerce parmağıyla göğe el açıp yakaran incir ağaçları ve ovayı şenlendiren zeytin ağaçlarının arasında kıvrılarak yaşamı boğan dev yılanlar gibiler…

Türkiye’de her dönem yatırımcının talebi ve idarenin keyfiyetiyle günü kurtarmak için delinen bölge ve alt ölçekli planların ötesinde, ülke ölçeğinde “bütüncül arazi planlaması” yapılarak her faaliyetin yerli yerinde yapılması sağlanmalı. Nerede tarım, nerede madencilik yapılır, enerji nerede üretilir, neresi su havzası olarak korunmalı, nerede sanayi üretimi yapılabilir, neresi orman, neresi korunan alan, bütün bunlar kesin şekilde belirlenerek her fırsatta delinmesine izin verilmemeli. Aksi halde elimizde bütüncül bir coğrafya kalmayacak.

Bugün bir avuç yandaş yatırımcıyı zengin etme uğruna bu toprakların tüm canlarının yaşam kaynağını yok etmenin adı enerji üretimi değil, olsa olsa yaşamın tüm enerjisini çalmak olur. Toprağın giderek artan yorgunluğu ve solan ışığı bize bunu anlatıyor. Bir zamanlar tanrısal özellikler atfedilen Anadolu coğrafyasının toprağı, suyu ve dağları gözlerimizin önünde silikleşiyor.

Yitirdiğimiz asıl enerji budur…


Inline image

Inline image

Inline image

Inline image

Inline image

Inline image

Inline image

Inline image

2776480cookie-check‘Enerji’ uğruna enerjisi çalınan coğrafya…
Önceki haberDemokrasi Algısı Endeksi’nde Türkiye son sıralarda
Sonraki haberMacron: Brexit, Birleşik Krallık’ı yoksullaştırdı
YUSUF YAVUZ
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.