Ergenekon: Çete devleti mi, demokrasi mi?

Ergenekon çetesi operasyonu günlerdir kamuoyunun gündemini işgal ediyor. Türkiye’nin son 25 yıllık devletçi-kıyıcı tarihinin dokunulmaz katil yüzlerin görünenleriydi.

Ne oldu da bir gece ansızın gözaltına alındılar, medyanın isimlerini zikretmekten sakındığı insanlar bir anda nasıl oldu da ”çete” oldular?

Devlet onların devletiydi, ama hükümetle sorunluydular! Üstelik son derece yıpranmış ve deşifre olmuşlardı. Uygun bir siyasi  ortamda sistem onları bir kenara atmaya hazırdı.

Hırant Dink, Danıştay ve Malatya saldırısı gibi Türkiye’yi sarsan, hepimizin vicdanlarını yaralayan menfur cinayetlerle yetinmediler. Yoldan çıkmışlardı. Provakatif eylemlerle, kaos ve kargaşa yaratarak, ülkeyi kanlı bir iç savaş ortamına sürüklemeyi amaçlıyorlardı. Hükümet,  ABD’nin vesayeti altında Orduyla var olan çatlaklar ertelenince görünen yüzlerin paylarına  tasfiye düştü.

***

Türkiye’de  kimisinin ”derin devlet” , kimisinin ”kontrgerilla”,  kimisinin ”devlet çekirdeği” dediği  bir oluşumun gizli anayasasıyla, yönetmelikleriyle var olduğu bilinmektedir. Kökleri derindedir!  Bu çerçevede son operasyon  aysbergin görünen yüzüdür.

Irkçı,  katliamcı ve insanlık düşmanı  sorumsuz oluşumlar kabul edilemez!

Devlete dair hayatın her alanında  paralel bir hukuk dışı  örgütlenme, özel harp kuvvetleriyle, çeteleriyle, karargâhları ve üsleriyle, kapsamlı lojistik olanaklarıyla ve dokulmazlıklarıyla olduğu gibi durmaktadır. Vedat Aydın’dan Uğur Mumcu’ya  Bahriye Üçok’tan, Musa Anter’e kadar “bin operasyon”  aydınlatılmayı beklemektedir.

Hükümet’in sicili bilinmektedir. Çocuk yaşta polis tarafından katledilen  Uğur Kaymaz’ı terörist ilan eden bu hükümet değil mi?  Hrant’ın ölümünü hazırlayan 301. madde de hala ısrar eden Hükümet  katillerin yargılanmasında, Orhan Pamuk’un ve diğerlerinin korumasında tutarlı  olabilir mi?  301’den yargılananlara karşı mahkeme kapılarındaki linç girişimlerini, ırkçı-milliyetçi  kampanyaları  ‘ülkenin hassasiyetleri’ ile açıklayan bu hükümet değil mi?  Şemdinli’de söylediği halde ‘sonuna kadar’ gitmeyen, tonlarca bombayla Kürtlerin barış ve demokrasi taleplerine karşı çözümsüzlüğü dayatan bu Hükümet değil mi?

***

Türkiye bir çete devleti mi yoksa demokratik hukuk devleti mi olacaktır, en kısa şekliyle sorun budur!

Demokratik hukuk devleti olmanın yolu öncelikle geçmişle yüzleşmekten ve hesaplaşmaktan geçmektedir. Geçmişin ağır insan hakları ile yüzleşmeden sağlıklı bir toplum ve işleyen bir demokrasiyi kurmak mümkün değildir. Bir daha aynı şeylerin yaşanmaması ancak bu yolla olanaklıdır. Bunun için tüm siyasi cinayetlerin aydınlatılması, kendini devlet yerine koyan tüm çetelerin işledikleri suçlardan dolayı yargı önüne çıkarılmaları ve tümüyle  tasfiye edilmeleri gerekmektedir. Hükümetin bu yönlü ne bir düşüncesi ne iradesi vardır.

Oysa, Türkiye asıl kaybını geleceğini çalan  12 Eylül’le yüzleşememekle,   Cuntacıları yargı önüne çıkaramamakla veriyor

                                                           ***

Çetenin elebaşılarının Susurlukçular olması bize bir şey hatırlatmıyor mu?

Türkiye Susurlukla hesaplaşmayı başarsaydı ne Hırant Dink’i kaybeder, ne Şemdinli’yi yaşar, nede son Ergenekon çetesinin eylemleriyle sarsılırdı.

Bilinmelidir ki müeyyidesi olmayan suç,  her daim işlenmeye açıktır.

_________________ 
* 78’liler Girisimi Sözcüsü

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

5 × one =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.