Ezberi bozan anti-kapitalist Müslüman gençler

2012 ‘de Taksim’de yapılan 1 Mayıs, ezberi bozan bir toplumsal eyleme sahne oldu. Türkiye’nin politik tarihinde ilk kez, kendilerine ‘Anti-Kapitalist Müslüman Gençler’ diyen bir grubun 1 Mayıs eylemine katıldı. Politik İslamcı Hareket içerisinde böylesi bir çıkış, doğal olarak basının ve kamuoyunun dikkatini çekti ve bir bakıma ‘1 Mayıs’ın gündemini belirledi.

Türkiye’de politik İslamcı hareket ve onun toplumsal dayanağı olan cemaatler, hiçbir dönem anti-emperyalist bir çizgiye sahip olmadılar. Ortadoğu Arap dünyasının halkları, en azında anti-Amerikancılık bir geleneğe sahiptir. Bölgenin politik İslamcı hareketleri, ideolojik-politik olarak dünya kapitalist sistemine entegre olmaya son derece yatkın olmakla birlikte. Arap halkalarında anti-Amerikancılık eksininde anti-emperyalist damar güçlüdür.

Türkiye’de ise tersine, geleneksel devlet politikasının en büyük savunucuları İslamcılar oldu. Kemalist rejimin, ırkçı ve milliyetçi damarına sımsıkı sarıldılar, savundular. Devletçi ve Türkçülük geleneğinin birer savunucuları olarak, anti-faşist ve anti-emperyalist mücadele çizgisine sahip devrimci harekete karşı daima düşmanca bir politika izlediler. Örneğin, cemaat liderleri, Kemalist ordunun darbelerini çok açık olarak desteklediler. Generaller, devrimci harekete karşı çok kapsamlı saldırılar yaparken cemaatlerin gelişmesi için bütün olanakları sundular.

Deniz Geçmişler, 6. Filoya karşı kitlesel eylemler yaparken, cemaat liderleri, devrimcileri ‘din düşmanı, anarşist, vatan haini’ ilan etmişlerdi. İslamcı yazar biri Mehmet Şevki Eygi’nin ‘ABD’ye Müslümanların koruyucusu’ ve ‘6. Filo’ya karış eylem yapan devrimci gençliği vatan haini’ ilan etmişti. Bugün Erdoğan ile iktidar mücadelesine tutuşan Gülen, ‘Deniz Gezmiş’in cenaze namazının kılınmasının günah olduğu’ ve ‘Kenan Evren’e laf söyleyenin dişini sökerim’ söylemi hala hafızalardadır.
12 Eylül 1980’de gerçekleştirilen askeri darbeyle, cemaatler ile generaller devletin ideolojik ve politik şekillenmesinde buluştular. Türk-İslam sentezi devletin resmi ideolojisi haline geldi. İslamcıların devletin stratejik kurumlarında örgütlenerek bugünkü politik güce ulaşırken, sistemle hiçbir dönem çatışma halinde olmadılar, toplumun sosyal, ekonomik ve politik hakları için eylemde bulunmadılar. Hatta tersten bir tutum olarak devletten yana bir tutum aldılar. Bazen çok küçük marjinal grupların çıkışları olsa da, politik bir strateji olarak benimsenmedi ve uygulanmadı.

Devletleşerek sistemin iktidar gücü haline gelmen İslamcı toplumun farklı katmanları arasındaki sosyo-politik farklılaşma hızla arttı/artıyor. İslamcı hareket devletleşirken, kendi egemen burjuvazisini yarattı, sosyal kurumlaşmalarını oluşturdu, medya gücünü kurdu ve önemli bir yazar-entelektüel güce ulaştı. Toplumun farklı kesimleri içinde örgütlendiler, memur ve işçi sendikalarında önemli bir güç haline geldiler. Bu bakımdan İslamcı hareket toplumun sosyo-politik değişimi içerisinde sistem ilişkilerini belirleyen bir güç haline gelirken, aynı zamanda geçmişte oluşan sosyolojik taban arasındaki farklılaşama da derinleşti. İslamcı sosyal tabanın çok önemli bir kesiminin yoksulardan oluşması ve çok küçük bir azınlığı tekelci ve ortaya sermaye grubunu temsil ederek devletin erk gücü haline gelmesi, tabandan kopuşu kaçınılmaz hale getiriyor.
Anti-Kapitalist Müslüman Gençlerin çıkışı bir bakıma kendi burjuvazisine karşı, ‘yeni’ bir alternatif yaratma arayışlarıdır. Bu politik eğilimin gelişip güçlenmesi ise tamamen sosyo-politik koşullarla ilişkilidir. Ancak ortaya çıkan tablo görmezlikten gelinmez ve devrimci hareket bakımından çok yönlü analiz etmesi gereken bir durumdur.
Ortaya çıkan bu politik hareketin sübjektif niyetini bilemeyiz ama objektif olarak önemsenmesi gerekiyor. Henüz yeni bir adım olan ve nereye doğru evirileceği konusunda peşinen fikir yürütmek zor ama mevcut tabloyu nasıl yorumlayabiliriz?

Bu gelişmenin çok yönlü analiz edilmesi önemlidir. İslamcı harekette meydana gelen söz konusu saflaşmasının hiç şüphesiz ki sosyo-politik bir temeli bulunuyor. İslamcı hareket içerisinde de tarihsel bir kopuş ve saflaşma kaçınılmazdır. Bu çıkış İslam’ın aynı zamanda sosyolojik bir olgu olarak ele alınması ve buna denk düşen sosyo-politik taleplerin gündemleştirilmesi olarak ortaya çıkabilir.

Latin Amerika’daki Hıristiyan geleneği temsil eden aynı zamanda Latin Amerika Kıtasında çok önemli bir sosyal hareket haline gelen ‘Kurtuluş Teolojisi’ akımının İslamcı versiyonu oluşabilir.

1960 yılların başından ortaya çıkan büyük bir toplumsal hareketin “önden gelen kesimlerini (rahipler, dinî tarikatlar ve piskoposlar), kilisedışı dinî hareketleri (Katolik Eylem, Hıristiyan öğrenci hareketi ve Hıristiyan genç işçiler), halk desteğine sahip piskopos komitelerini, emek, toprak ve şehirle ilgili piskopos komitelerini ve kilise cemaatlerini içerir.” Örneğin Brezilya Komünist Partisi’nin 1967 yılındaki kongresinde, “üretim araçlarının toplumsallaştırılması üretici güçlerle üretim ilişkilerinin günümüzdeki düzeyine denk düşmemektedir” biçimindeki değerlendirmesiyle 1973 yılında ‘Kilisinin Şiarı’ isimli kitapta yayılan değerlendirmeler, birbirini tamamlar niteliktedir. Brezilya’nın orta-batı bölgesindeki piskoposlar ve önde gelen rahipler The Cry of the Church (Kilisenin Şiarı) adıyla bir belge yayınlarlar: “Kapitalizm aşılmalıdır. O en büyük kötülük, birikmiş günah ve çürümüş kök, o, verdiği her meyveyi -sefalet, açlık, hastalık ve ölümü- çok iyi bildiğimiz bir ağaçtır. Kapitalizmin aşılması için üretim araçları (fabrikalar, toprak, ticaret ve bankalar) üzerindeki özel mülkiyet kaldırılmalıdır.” Hıristiyan Kurtuluş Teolojisinin temel felsefesini oluşturan bu yaklaşım, Latin Amerika’nın toplumsal hareketlerin yönünü belirlemede önemli bir etkide bulundu. Kurtuluş Teolojisini savunanların pratik-politik yönelimlerine bakıldığında, dönemsel Latin Amerika devrimci hareketlerine ve toplumsal devrimlerine önemli bir destek sundukları görülür.

Hiç şüphesiz ki, İslam ile Hıristiyanlık arasında, İslam coğrafyasının sosyol ekonomik, kültürel ve tarihsel süreçleri ile Latin Amerika arasında çok önemli farklılıklar bulunmaktadır. Bu önemli farklılıklara rağmen Ortadoğu coğrafyasında İslamcı politik hareket içerisinde toplumsal ve politik talepleri bakımından kapitalist sisteme yönelik bir eleştiri içinde gelişebilecek yeni tarihsel bir kopuşun nesnel zemini bulunmaktadır.

Yaklaşık olarak 250 kişi olan ‘Antikapitalist Müslüman Gençler’, Türkçe, Kürtçe, Arapça ve Ermenice “Kölelere özgürlük” pankartı ile yürüdüler. Ayrıca yukarı da vurguladığımız önemli bazı noktalar konusunda önemli bir özeleştiri yapmaları dikkat çekicidir. İhsan Eliaçık camii avlusunda yaptığı konuşmada, ”40 yıl önce burada ve camilerde toplanan gençler Deniz Gezmiş’i taşlamak için toplanmıştı, taşlamıştı da. Biz bu zihniyetin yönlendirdiği İslami anlayışla ayrıldığımızı, reddi miras yaptığımızı bu kortejle duyuruyoruz.” Bu tespit aynı zamanda kendi geçmişleriyle yüzleşme bakımından önemlidir. Şeyh Bedrettin’in belirttiği gibi “Mülk Allah’ındır”, “Emperyalizme, NATO’ya dur de”, “kul hakkını yememenin erdemini tüm emekçilere duyurmak için” beyaz karanfiller taşımaları, ayrıca kortejde yürüyen İslamcı kadınların, cinsel, ulusal, sınıfsal sömürüye karşı olduklarını belirten pankartlar taşımaları politik talepleri bakımından oldukça önemlidir. “Ermeni ve Alevi halkların katledilmesine karşı, vicdani ret hakkının tanınması için, nükleer santraller ve HES’lerin durdurulması için, Kürt sorununun demokratik çözümünün sağlanması, barışa bir ses vermek için 1 Mayıs’a” katıldıklarını açıklamaları sıradan bir eylem olarak algılanmaması gerekiyor. Ayrıca ‘İnşallah Sosyalizm’ söylemi küçümsenmemelidir.

Bir internet sitesinde editör olan Zeynep Duygu: “Daha önce ben ve arkadaşlarım bireysel olarak katılmıştık. Grup olarak ilk kez katılıyoruz. Çünkü biz ezilenlerin yanındayız. Dilin vicdan yüzüyle kara verdik. Fatih’ten Taksim’e iki dünyayı bir araya getirmek için ve bütün ideolojileri atıp bir arada olmak için yürümek istiyoruz. Biz ezilenler için onların yanında olan herkesle tek çatı altındayız”

İslamcıların toplumsal tabanı içerisinde bu tür politik gruplar veya hareketler çok daha fazla çıkacaklardır. Sistemin iç çelişkileri derinleştikçe, İslamcı hareketin etki alanında bulunan geniş yığınlar içerisinde bu tür oluşumların ortaya çıkmasının nesnel zemini bulunuyor. Bugün İslamcıların etki alanında bulunan devletle, toplumun ezilen kitleleri arasındaki çelişki ve çatışma derinleştikçe, toplumun sosyal ve politik taleplerini esas alan pratik-politik yönelim bakımdan ilerici-devrimci İslamcı politik örgütler ortaya çıkacaktır.

Sorun temel olarak iki yönlü analiz edilmelidir. Birincisi sosyolojiktir. Toplumun sosyal katmanları arasında önemli bir güç olan İslamcılığın kendi iç arayışlardır. İslam yeni bir sosyolojik yorumu olarak ortaya çıkacak olan bu güçlerin toplumsal tabanı çok daha hızlı gelişebilir. Bunun nesnel zemini bulunuyor. Din faktörünün kullanılması öncelikli bir avantajdır. Toplumsal taban ile kendileri arasındaki ruhsal-manevi/dinsel bağı gibi sosyal olgular kullanarak etki alanlarını yaratabilirler.

İkinci nokta sosyo-politik alandır. Politik olarak İslamcı kapitalist sistemin kitlelerin sosyal-politik taleplerine yanıt olmayacağını görmektedirler. Daha önce destekledikleri güçlerin devletleşerek, kitlelerin karşısına çıkması hem de İslamcı kimliğiyle çıkmış olmaları, tersten politik karşı koyuşu zorunlu kılmaktadır. Arz-talep ilişkisine benzer bir şekilde, ileri sürülen ekonomik, soysal ve politik taleplerin yanıtsız kalması ve tersine baskılara dönüşmesi, İslamcı hareket içinde alternatif politik çıkışları ortaya çıkarmaktadır, önümüzdeki yıllarda bu çok daha karmaşıklaşarak gelişecektir. Objektif olarak devrimci rol oyanayabilecek İslamcı politik hareketler gibi Hizbullan, El-Kaide gibi politik hareketlerde oluşacaklardır. Devletleşen İslamcılık dışında, toplumsal tabanda farklılaşma İslamcı hareket için zorunlu bir sonuçtur.

Devrimci hareketin kitlelerden kopmuş olması, toplumsal tabanının önemli oranda zayıflaması, Antikapitalist Müslüman Gençler gibi gruplar içinde ayrıca önemli bir avantaj oluşturmaktadır. Bu bakımdan devrimci hareketin kendisini sorgulaması da ayrı bir sorun olarak karşımızda duruyor.

Politik-pratik eylem toplumsal hareketlerin niteliğini belirler. Yaşam içinde değişimde bir o kadar kaçınılmazdır. İleri sürülen politik taleplerle eylem bütünlüğü hareketin niteliğini çok daha belirginleşecektir. Bu bakımdan ‘Antikapitalist Müslüman Gençler’ olarak ortaya çıkan grubun izleyeceği politik-pratik yönelim, aynı zamanda İslam’ın yeni bir sosyolojik ve sosyo-politik yorumunu gündeme getirecektir.

Bugünkü haliyle, İslamcı hareket içinde, İslamcı devlet güçlerine muhalif bir alternatif grubun ortaya çıktığını ve devrimci hareketin doğal müttefiki olacağına dair bazı verilen bulunuyor. Karşılıklı etkileşim ve dönüşüm bu sürecin önemli bir halkası olacaktır. Toptan reddetme yerine, tanımayı esas alarak ilerlemek daha doğrudur.
Gokyuzu9@aol.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.