Fatih Belediye Başkanı ile görüştük

Fatih İlçesi Fener-Balat-Ayvansaray Mülk Sahipleri ve Kiracılarının Haklarını Koruma ve Sosyal Yardımlaşma Derneği olarak bugün Başkan Mustafa Demir’i taleplerimizi iletmek üzere makamında ziyaret ettik. Dernek olarak bugüne kadar yaptığımız çalışmaların ve bizden önce ‘Kentsel Dönüşüm Projeleri’ne karşı yürütülen mücadelelerin olumlu neticelerini bu toplantıda görmüş olduk. Bilindiği gibi Sulukule’deki direnç oradaki yıkımları durduramamıştı ama çok güçlü bir tepki yaratmıştı. O yüzden bugün Sulukule Projesi yeniden ele alınıyor ve halkın talepleri de yeniden gözden geçiriliyor. Tarlabaşı hala direnmekte ve orada da birtakım iyileşmeler olacağını umuyoruz.

Gelelim bizim Fener-Balat-Ayvansaray’daki duruma, eğer bugün Başkanla yaptığımız toplantıdaki izlenimlerimizde yanılmıyorsak, bu projenin halkın desteği olmadan hayata geçirilemeyeceği konusunda karşı taraf dersini gayet iyi çalışmıştı ve bu anlamda taleplerimiz hak ettiği ciddiyetle karşılanmıştı. En azından bizim kesinlikle taviz vermek istemediğimiz konularda Başkan’ın verdiği sözler kayıtlara geçmişti. Peki biz öncelikli olarak Fatih belediyesinden neler bekliyorduk, taleplerimiz nelerdi, olmazsa olmazlarımız nelerdi, Başkan’ın bu konulardaki açıklamaları nelerdi?

İlk olmazsa olmazımız Fener-Balat-Ayvansaray halkının yerinde, kendi mahallesinde, aynı sosyo-kültürel yapı ve doku içinde yaşamaya devam etme arzusuydu. Başkan bu konuda samimi bir şekilde halka dokunmayacaklarını, mümkün olduğunca herkesin aynı bulunduğu evde ve ortamda yaşamaya devam edeceğini söyledi. Aynı zamanda halkın sorunlarına duyarsız kalmayacaklarını, bu konuda birtakım ‘iş ve beceri edindirmeye yönelik projeleri’ hayata geçirerek bölgedeki işsizlik ve yoksulluğa karşı çözümler üreteceklerini dile getirdi. Umuyoruz bunlar sözde vaatler olarak kalmaz ve başkan Mustafa Demir, sözünün eri olduğunu kanıtlar bize.

İkinci önemli talebimiz bölgemizdeki küçük esnafın korunması ve ekmek teknelerinin ellerinden alınmaması konusundaydı. Bu konudaki talebimiz de ciddiyetle dinlendi, çünkü ziyarette bulunan Yönetim Kurulu Üyelerimizin sekizinin altısı bizzat yöremizdeki küçük esnaftan oluşuyordu ve eğer bu konuda önerilerimiz dikkate alınmazsa en çok projeden onlar mağdur olacaklardı. Başkan’a bu konunun önemini bizzat esnaf üyelerimizin derneğimizdeki ağırlığına da vurgu yaparak anlatmaya çalıştık; o da gereken ilgi ve itinayı gösterdi; bu konuyu da dikkate alacaklarını belirtti; umuyoruz bu taleplerimiz de gereken ciddiyette ele alınır ve eğer bugüne kadar tedbir alınmadıysa bile bundan sonra gerekli önlemler alınır.

Yine esnafla ilgili bir başka talebimiz de Fener-Balat tarihi çarşısının kesinlikle ve kesinlikle korunması gerektiğiydi; ortak dünya mirası olan bu tarihi çarşının şu an işlevsiz olan kısımlarının da restore edilerek çarşıya katılması ve esnafa her türlü destek sağlanarak çarşının mevcut işlevsel konumunun aynen sürdürülmesinin sağlanmasıydı.

Bir başka önemli konu bizim yıkım anlamına gelen ‘yenileme’ kavramına karşı olduğumuz, bu anlamda ‘ada bazında onarım’ ya da ‘bütünleşik yapı’ çerçeveleriyle sunulan müdahaleleri şiddetle reddettiğimiz, yenilemeden değil restorasyondan yana olduğumuz, bunun da bina bazında ve bizlere olanak sunularak bizim tarafımızdan yapılması şeklinde gerçekleşmesini istediğimizdi.
Bu konuda başkan sorun olmadığını söyledi. Bu arada tescilli binalara zaten dokunulmayacağını, orijinal durumlarının korunacağını, daha önce UNESCO tarafından onarım görmüş yapıların da yenileme kapsamı dışında bırakılacağını ekledi. Bu arada başkan bir de güzel haber verdi bize; en çok tescilli binanın bulunduğu üç adanın tamamen proje kapsamından çıkarıldığını, bu kararın yeni verildiğini söyledi. Bu bizim için harika biz haberdi; demek ki taleplerimiz ciddiye alınıyor, verdiğimiz mücadelenin bir yararı oluyordu. Böyle kapsamlı bir projede halk iradesi olmadan bir adım atılamayacağı belediye yönetimi tarafından anlaşılmış ve uzlaşma yoluna gidilmişti.

Bu karar bizi çok mutlu etmişti. Ama henüz hiçbir şey kesin değildi ve sözde kalıyordu. Avan Projeyi görmeden ve üzerinde ‘bilir kişi heyeti’ ile bir değerlendirme yapmadan sonuca varmak doğru değildi. Yakında her şey netleşecek, önümüzü daha iyi görebilecektik.

Bir başka önemli talebimiz restorasyonlar sırasında asla topyekün mahallemizi terk etmeyeceğimiz konusuydu. Çünkü gerçekte bölgemizdeki metruk bina sayısı belediyece kamuoyuna duyurulduğu şekilde yüksek oranda değildi; aksine bölgenin, özellikle de Fener-Balat’ın %80’i küçük onarımlarla restore edilecek durumdaydı. Bu tür restorasyonlar için bölgenin boşaltılmasına hiç gerek yoktu. Bölgenin boşaltılması demek, orada yaşayan onca insanı, geri dönmek koşuluyla bile olsa bir süreliğine göçe zorlamak, yeni yer bulmak durumunda bırakmak demekti. Ayrıca bölgede kira geliri veya esnaflıkla hayatını ikame den bu insanların o süre içinde gelirlerini tamamen kaybetmesi demekti. Ayrıca da psikolojik olarak insanların yaşam alanlarından sürülme psikolojisinin olumsuz etkilerine maruz kalınması demekti. Nereden bakılırsa bakılsın bölgenin boşaltılması insani ve gerekli değildi.

Başkan’a son olarak şunu hatırlattık; Bu proje bizim haberimiz olmadan kabul edilmişti; haberimiz olmadan evlerimiz, yuvalarımız hakkında kamulaştırma kararı alınmış, ihale edilmiş, projelendirilip onaydan geçmişti…

-Bu bizim barınma hakkımıza saldırıydı…
-Bu bizim yaşama hakkımızın tecavüzüydü…
-Bu bir insan hakları ihlaliydi ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine de aykırı bir durumdu. Bunun iç hukuktaki düzenlemeleri görünürde yasal olsa da meşru değildi, kabul edilemezdi… Çünkü ulusal hukuktan daha üstün evrensel hukuk vardı ve yaratılan özel hukuk alanı yasal görünse de barınma hakkımızı ve yaşama hakkımızı ihlal ettiği için evrensel hukuka aykırıydı. Bu yüzden şu ana kadar içinde olmadığımız süreci kesinlikle protesto ediyor ve onaylamıyorduk. Ama eğer bundan sonraki süreçte örgütlü mücadelemiz ve direncimiz dikkate alınır, taleplerimiz ciddiye alınır ve her aşamada muhatap kabul edilerek uzlaşma temelinde ilerleme yoluna gidilirse biz de onlarla birlikte hareket eder ve ‘Fener-Balat-Ayvansaray’ halkı için en iyi olan neyse onu gerçekleştirirdik.

Peki bu olmazsa, yani Belediye’nin bugünkü olumlu tavrı sürmez, vaatler boş çıkar ve bildiklerini okurlarsa ne olurdu, onu da ‘Belediyeden Taleplerimiz’ olarak hazırladığımız metnimizin son paragrafından size aktarıyoruz:

“Tarihin hiçbir döneminde halka rağmen hiçbir hareket uzun vadede başarılı olmamıştır ya da halka karşı işlenen suçlar tarihte bir şekilde cezasını bulmuştur. Örneğin bir halka yapılabilecek en büyük kötülük olan soykırım, tehcir suçu, bir halkın baskıyla yerinden sürülmesi bu tür suçlara örnektir. Biz Fener-Balat-Ayvansaray halkı olarak kendi rızamız ve haberimiz olmadan, devlet gücü ve olanakları kullanılarak tapulu mülklerimizin kamulaştırılmasını, özel bir sermaye grubuna ihale edilerek projelendirilmesini, yine devlet gücü kullanılarak tapulu evlerimizin iznimiz dışında yıkılmasını halka karşı işlenmiş bir insanlık suçu olarak kabul ediyor ve henüz yıkımlar gerçekleşmeden buradan suç duyurusunda bulunuyoruz.”

Basın Sözcüsü: Çiğdem Şahin

1080370cookie-checkFatih Belediye Başkanı ile görüştük

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eleven + 8 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.