Fazıl Say ile Sait Faik

Piyanonun tuşlarında, Fazıl SAY’ın parmakları gezintiye çıkıyor. Denizin dalgaları üzerinde, söyleşi başladı. Sakin, huzur verici bir sessizliğin, sesi yayılıyor. İlave edilen sandalyeler dahil, oturacak yer kalmamış, merakla beklenen eser, ilk kez seslendiriliyor. “Ölümünün 60.Yılında Sait Faik’i Hatırlamak.” İKSV’nin girişimi ile, 42.İstanbul Müzik Festivali’nde, Dünya prömiyeri gerçekleştiriliyor.

Piyano’ya, yaylılar eşlik etmeğe başladı. Sait Faik, evinden çıktı. Sahilde balıkçılarla söyleşiyor. “Borusan Quartet”. Esen KIVRAK, Olgu KIZILAY, Erdal ALTUN ve Çağ ERÇAĞ. Sohbet öylesine hızlandı ki, yaylılar ve piyano adeta yarışıyorlar. O da ne, yaylılara bizden enstrümanlar katılmaya başladı. Kanun’da Hakan GÜNGÖR, Kemençe’de Derya TÜRKAN ve vurmalılar da, Aykut KÖSELERLİ. Adeta, Burgaz’ın değişik din, dil farklı, ama beraber yaşamanın güzelliğine ulaşmış, komşu insanları bir aradalar. Deniz, kediler ve martılar da eksik değil zaten. Onlar, ayrı renklerden oluşan bir tablonun bütünlüğü içinde yer alıyorlar.

Sait Faik, bizim, kıyıda köşede kalmış, sevinçleri, sevdaları ve acılarıyla, insanlarımızın yazıya dökülmesi. Gerektiğinde sevgiyle kucaklaşan, ama gerektiğinde küfretmesini de bilen, yaşama sımsıkı sarılan insanlar. Doğa ile kavgalı değil, birlikte, balıklarla ve kedilerle yaşıyorlar. Burgazın güneşini, denizini, doğasını ve kokusunu içlerine çekerek.

Ve Sait Faik’in insanları sahneye geliyor. Periler gibi uçuşan etekleri ile üç güzel kadın, “Stelyanos Hrisopulos Gemisi” ni sahneye taşıyor. Dede ile torunun, sevgileri ön planda, ama acılarıda var, hülyaları da. Üç güzel kadın, tiyatro sahnelerinden, televizyondan dizilerden bir çok etkinliklerden izleye geldiğimiz, güzel sesleri ile giysileri ile sahnede duruşları ile üç güzel kadın. Demet EVGAR, Songül ÖDEN, Esra Bezen BİLGİN. Soluk soluğa, denizin dalgalarına tutunmuşlar hikayeyi sürdürüyorlar. Anlatımları su gibi akıyor. Coşkuyla, sevdayla sürdürüyorlar hikayeyi anlatmayı. Gülümsemeleri, kedilerin balıklara bakışı, kedilerin kavgaları, o da ne bir kedi senfonisi başlıyor adeta. Sesler ve tınılar öylesine canlı ki, deniz de eşlik etmeğe çalışıyor onlara.

Ama bu arada farklı bir gelişme yaşanıyor. Eser de olmayan, sahne de olmayan, doğadan katılım başlıyor. Kediler ki, evet Burgaz’ın sahibidirler. Ama İstanbul, martılarındır. Onlar katılıyor koro halinde. Biraz kedileri kıskanarak ve seslerini yükselterek, şarkılarını sürdürerek, sahnenin üzerinde geçiyorlar. Bu konser farklı. Çünkü, martılar da dahil bu sevdaya ve biz de varız diyorlar.

Sahnenin iki tarafında siyah elbiseleri ile zaman zaman öne gelen, iki güzel kadın daha var. Onlar da, bu hikayeye şarkılarla katılıyorlar. Fazıl Say’ın “İlk Şarkılar” ın da dinlediğimiz Serenad BAĞCAN ile yine Opera’dan Zeynep HALVAŞİ. Onlar da Sait Faik’in yaşamını, hikayelerini şarkılarla taşıyorlar sahneye. Siyahların ve beyazın uyumu, sözlerin şarkılarla uyumu. Bazen ağıt, bazen düğün havasında. Şarkılar bu gün Sait Faik ve Burgaz için.

Piyano kanunla söyleşiyor. Viyolonsel ise kemençe ile bazen bir türküyü, bir makamı, adeta karşılıklı ve birlikte sürdürüyorlar. Arya, türkü, şarkı iç içe, birlikte dansediyorlar. Beyazlar içinde uçuşan üç kadın. Bazen Burgaz’ın kedileri oluyorlar, martılarda alınmasın, beyazları ile uçuşan da onlar değil mi sanki. Özgür ve coşkulu.

Değişik bir çok oyunu sergilenen Özen YULA, ol bu hikayenin sahneye taşıyıcısı, kurgucusu. Kosüm Tasarımları, MACHKA’dan. Işıkların Tasarımı Kemal YİĞİTCAN, Görsel Tasarımlar ise FİKİRBAZZENGER’den…

Bir saate yaklaşan sürede, Sait Faik ve hikayesi, müzik, şarkılar ve oyun iç içe. Ne demeli bu kurguya bilemiyorum. Bir kalıbın içine girmiyor. Fazıl SAY’ın, Nazım Hikmet ve Metin Altıok eserlerinden farklı. Bir müzik ve edebiyat buluşması sahnede. Yine bir vefa. Unutturulmak istenenleri, unutturmamaya inad, yaşamalarını sürdürmelerine, dünyada ki diğer seslere katılmalarına katkı sağlama.

Bu eserin yurt dışında ki izleyicileri, Sait Faik’i nasıl anlayacaklar acaba. Sıcak bir insan sevgisin, yaşam tutkusunun, dünyayı kuçaklama uğraşını mutlaka hissedeceklerdir. Fazıl SAY’da, bunu taşımak istiyor herhalde.

Gösteri öncesi, Burgaz da İdeal’de eski dostlarla, Sait Faik’i anarak oradan kıyıya, izlemeğe gitmiştik. Gösteri sonrasında, yolda kedilerin zaman zaman tartştıklarını, bir birlerini sorguladıklarını görmştüm. Tekrar, son vapur saatine kadar, Sait Faik’i anmak üzere İdeal’e gittiğimde Mesut ile Hakkı’dan öğrendim

Konser öncesi, Burgaz’ın bütün elektrikleri kesilmiş. Jenaratör olduğu için, biz gösteriyi aksamadan izledik. Konser biter bitmez de, elektrikler gelmiş. Konser sırasında, Burgaz karanlıklar içinde, aydınlık bir SAİT FAİK sahnedeyken orada varmış. Aydınlığı karartmak isteseler de, Sait Faik’in aydınlığı yayılıyor.

Sonra dan anladım. Ya da yorum yaptım. Kediler, herhalde nasıl olur hepimiz oradaydık, kimse trafoya gitmedi, elektrikler niye kesildi, birisi yanlışlıkla mı acaba trafoya girdi diye, onun sorgulamasını ve kavgasını yapıyorlardı herhalde.

Sait Faik, çarşamba günü Burgaz Adası’ndan sonra, ikinci kez bu defa da, kapalı alanda Zorlu PSM’de sahnedeydi. Salon yine doluydu. Sahnedekiler, yine coşkuların sürdürdüler. Ancak, Burgaz Adası’n da açık havada ilk sergilemeden, önemli bir farkı vardı. Zorlu da, sahnelenmesi sürecinde, martılar, kedilere kızıp, sahnede daha aktif olarak, canlı performanslarıyla yer alamadılar.

İstanbul Festivali’n de, Sait Faik’i Burgaz Adası’n da sahnelenmesi, her yıl yinelenmeli bence. Bu eseri, Burgaz da dinlemek için özellikle gelecek insanlar, daha da artacaktır. Sevgi yayıldı mı, kolay kolay önüne set çekilemez. Ve Sait Faik’in sevgisini, Fazıl SAY’ın yorumu ile sahneler de, sürdürmek ve yaymak güzel olur.

____________________

* ST. PETERSBURG – HELSİNKİ. 30 Haziran 2014. Pazartesi.
ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three × 2 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.