FRANSA’DAN… Ortadoğu

KAPİTALİST KÜRESEL SİSTEMİN ‘ ÖNLEYİCİ SAVAŞ’ STRATEJİSİNİN UYGULAMA ALANI: ORTADOĞU…

 
‘Önleyici savaş’ stratejisi ABD’nin 21.yüzyıl uluslararası ilişkilerine yön veren egemenlik stratejisinin en önemli halkasını oluşturmaktadır. Bu bakış açısına göre,  ABD kendi çıkarlarına ters düşün dünyanın her hangi bir ülkesini, tehdit unsuru olarak görebilir ve oraya istediği zaman müdahalede bulunabilir. 20 Eylül 2002 tarihinde ‘Birleşik Devletlerin Ulusal Güvenlik Stratejisi’ olarak yayınlanan raporda izlenmesi gereken savaş stratejisine ilişkin şunlar vurgulanıyor: “Yakın tehdit kavramını bugünkü yasal haklara ve bugünkü düşmanlarımıza uyarlamalıyız. Suça yataklık eden devletler ve teröristler bize saldırmak için kendilerini klasik yöntemlerle sınırlandırmıyorlar… Birleşik Devletler uzun zamandır, ulusal güvenliği hedef alan bir dehdide karşılık verme ile ilişkili olarak önceden tepki gösterme yanlısı. Tehdit büyüdükçe hareketsiz kalma riski de büyüyor- ve düşmanın saldırısı yeri ve zamanı üzerinde şühpeler  olsa da, güvenliğimizi sağlama için koruyucu önlemler almak daha da önem kazanıyor. Birleşik Devletler, bu tarz saldırıların gerçekleşmesini engellemek ya da öngörmek için, gerektiği halde önceden harekete geçme olasılığını saklı tutar”  Karşı taraftan her hangi bir saldırının olup olmamasına bakmaksınız tek taraflı saldırıya göre organize edilen ‘Önleyici Savaş’ stratejisinde uluslararası hiç bir  hukuk kuralı geçerli değildir. Bu nedenle ABD, uluslararası hukuk anlaşmaların bir çoğunu ya  imzalamamış ya da ek çekinceler koyarak onaylamıştır.

Kapitalizim küreselleşme süreçinin ‘yeni’ bir boyutu da, dünya çapında gelişen veya gelişme eğlimi içerisinde olan toplumsal hareketlere karşı geliştirdiği savaş biçimlerinden biridir. Uluslararası alandaki ekonomik-politik gelişmelere ve değişmelere bağlı olarak yeniden organize edilen küresel kapitalist sistemin uluslararası savaş örgütü NATO’nun ‘Süper NATO’suna da yeni bir biçim verildi. ‘Teröre Karşı Savaş’  olarak benimsenen ‘Asimetrik Savaş Stratejisi’nin öncelikli uygulanma alanı  da Ortadoğu olarak belirlendi.
Özellikle küresel kapitalist sisteminin önderliğini yapan ABDnin  dünyanın ezilen halkarına karşı geliştirdiği MAD (Mutually Assured Destruction)/Karşılıklı Yıkım Savaş, kıtaların ve ülkelerin ekonomik, sosyal ve politik durumlarına göre uygulanmaya konulmaktadır. İkinci dünya savaşından günümüze kadar kapitalist sistemin geçirdiği ekonomik ve politik evreler boyuncu izlemiş olduğu strateji hep aynıdır. Uluslararası ve bölgesel politik gelişmelere bağlı olarak yürütülen savaşların temel amacı; dünyanın ezilen halklarının kapitalist sisteme karşı gelişen  mücadelesini  engellemekti. 1990’lı yıllara kadar daha çok ‘kontgerilla savaş stratejisi’ne bağlı olarak ‘düşük yoğunluklu savaş’ın hedefinde  gerilla mücadelesini yürüten ulusal ve toplumsal kurtuluş hareketleri bulunuyordu. 21.yüzyılda,  kapitalist sisteme karşı olan bütün toplumsal kuvvetleri ‘küresel terörist’ kavramı içerisinde ele alıp buna uygun stratejiler geliştiriyorlar. Özellikle bölgesel sömürgecilik politikalarının uygulanmaya konulduğu Ortadoğu bölgesinde bu stratejiler fiili olarak uygulanmaktadır. Önleyici savaş stratejisi ise ‘Karşılımlı Yıkım ve Assimetrik Savaş’ biçiminde yürütülmektedir. 

 

  Pentagon ve Ulusal Güvenlik Konseyi stratejisiylenleri, küresel kapitalist sistemin egemenlik alanını genişletmek  için dünyanın yeniden işgal edilmesi ve buna uygun  bir savaş stratejisinin geliştirilmesine ihtiyaç duydular. Bu savaş stratejisinin ana mantığı, ‘boşlukta’ bulunan dünyanın öncelikli bölgelerini kapitalist sisteme entegre etmeye dayanmaktadır. Uluslararası sermaye bakımından stratejik öneme sahip ve enerji yataklarının bulunduğu Ortadoğu bölgesinin merkeze/küresel kapitalist sisteme dahil edilmesi için bölgesel işgalin gerçekleştirilmesine karar verildi. Thomas P.M. Barnett tarafından belirlenen ‘Karşılıklı Yıkım’ askeri stratejisi, küresel sömürgecilik sisteminin uygulanma projesidir ve bunun içinde kan ‘zorunlu’ olarak dökülecektir. “Boşluk’u küçültmek sadece para ile olacak bir şey değildir bu işleme kan dökmek de dahil olacaktır… Saddam Hüseyin’in rejimi gibi Liberya’nın Devlet Başkanı Charles Taylor’ın rejimi de kara bir deliktir. Kuzey Kore’nin Devlet Başkanı Kim Jong-il büyük ihtimalle bu grubun en kötüsüdür… Sonuç olarak Boşluk içindeki iktidarı terk etmek istemeyen Küba’nın Castro’su, Venezüella’nın Chavez’i, Zimbabve’nin Mugabe’si, Libya’nın Kaddafi’si gibi aklımıza ilk gelen tüm baskıcı rejimler birer sorun teşkil etmektedir. Bunların hepsi gitmeli…” 

Boşluğu küçültmek yani Küresel sistem dışındaki bölgelerin daraltılması ve Merkezin-yani küresel sistemin- büyütülmesi için, bölgelerin işgal edilmesi bir bakıma zorunluluk haline geliyor. Yukarda isimleri verilen ülkelerin askeri olarak işgal edilmesi mevcut hükümetlerin lav edilerek yerine, merkeze/küresel sisteme entegrasyonu sağlayan kukla hükümetlerin atanması planlanmaktadır. Yani merkez dışındakilerin işgal edilmesi için gerektiğinde katliamların yapılması, bu stratejinin bir parçasını oluşturmaktadır. 
‘Yıkım savaşı’ hem askeri hem de politik stratejidir ve amacı da kapitalist sisteme karşı çıkan her hangi bir ülkeyi gerektiğinden haritadan silip, düşmanlarına açık mesaj vermektir. Wasington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü(İnstitute For Near East Policy-WINEP)’in araştırma grubunda yer alan ve Karanlıklar prensi Richard Perle ile birlikte çalışan Joshua Muravchik’in, ‘yıkım savaşı’ analizi bize çok somut bir vermektedir: “Dünyanın kalan kısmının dalga geçmediğimizi anlaması için, nerdeyse her on yılda bir, Amerika Birleşik Devletleri’nin Allah’ın belası bir ülkeyi seçip dümdüz etmesi gerekmektedir…”  Sanırım ABD stratejisiyenlerinin önerdiği ve Pentagon’un uygulamaya başladığı ‘yıkım savaşı’nın ne olduğu, çok net cümlelerle açıklanmaktadır. Bunun diğer bir anlamı şu; ABD’nin askeri güçleri, gelecek yıllarda daha büyük katliamlara yöneleceklerdir. Hangi ülkenin olacağını da sanırım dönemin uluslararası politik ilişkileri belirleyecektir. ABD’nin bunu başarabilir mi, dünyadaki toplumsal hareketler bu ‘yıkım savaşı’na izin verir mi sorunu bir yana, ama burada dikkat çekilmesi gereken nokta şu: küresel sistem güçleri, kendi egemenliklerini kurmak için, dünyayı gerektiğinde kan gölüne çevireceklerdir. Afganistan’da ve Irak’ta uygulanan ‘yıkım savaşı’ bunun bir örneğidir. 2001 yılından fiilen uygulanan savaş, ABD’nin dış politika stratejisinin en önemli yanını oluşturmaktadır. Bu süreç sadece ABD ile değil esas olarak NATO ekseni askeri güçlerle yürütülecektir. Karışılıklı yıkım olarak tarif edilen ve ‘önleyici savaş’ ABD’nin 21.yüz yılda belirlediği saldırganlık politikasının en önemli yanını oluşturmaktadır. ABD’nin bugünkü Dış İşleri Bakanı Rumsfeld, Ocak 2002 tarihinde yaptığı bir konuşmada, “Birleşik Devletlerin savunması, önleyiciliği, öz savunmasını ve bazen de ilk eylemde olmayı gerektirmektedir. Terörizme ve XXI yüzyılın diğer tehlikelerine karşı korunmak, savaşı düşmanın bulunduğu yere yığmayı gerektirmektedir…”    ABD ve diğer kapitalist barbarların yaptığı her hangi bir savunma değildir tersine çok yönlü ve kapsamlı bir saldırıyı içermektedir. ABD’nin Afganistan’da yaptığı, ‘önleyici savaş’ doktrinine bağlı olarak  modern gelişmiş bütün savaş araçları kullanılarak yerle bir edilmesidir. Yani küresel sistem güçlerine karşı olan bütün toplumsal kuvvetler bulunuduğu topraklarda yok edileceklerdir. Bunun için ‘işgal ve yerle bir etmek’ temel yöntemdir. ABD’nin hemen her stratejisiyeni özellikle ‘önleyici savaş’ ya da ‘yıkım savaşı’ üzerinde durmaktadır. Çünkü bu strateji esas olarak, işgalleri meşrulaştırmaya dayanmaktadır. Stratejisiyenlerin öncelikli işi  bu işgallere meşruluk kazandırmak için saldırganlığı haklı çıkaracak gerekçeler bulmaya odaklanmış bulunmakdadırlar. Bunlardan biri de Francis Fukuyamadır. “Terörizme karşı savaş, düşmani askeri yenilgiye uğratmak demek, Bu İsraillerin yaptığı gibi, sizi tehdit edenlerin olası saldırılarına karşı önceden saldırmayı ve düşmanı destekleyen devletlerin peşine düşmeyi gerekli kılabilir. Bu tür bir hareket, Amerikada kalkan uzakların taşıdığı füzelerle yürütülmez; dünyanın çeşitli bölgelerinde destekli operasyonlar gerektirir…”  Fukuyama’nın söylediği çok açık. Yüksek teknolojiye dayanan füzelerin kullanılması yeterli değildir. Esası işgaldir. ABD’yle veya küresel  sistem güçleriyle  mücadele edenlere karşı yürütülecek savaşın ana noktası, işgallerin gerçekleştirilmesidir. Uluslararası işgalci güçlerin Afganistan’da, Irak’ta, İsrail askeri güçlerinin Filistin’de Hamas’a ve Lübnan’da Hizbullah’a savaş, 21.yy NATO’nun benimsediği askeri stratejidir. Yani ‘önleyici savaş’ sisteme karşı direnen güçlerin ve halkların yok edilmesi hedeflenmektedir.  

 ‘Önleyici savaş’ stratejisinin diğer bir özelliği kitle imah silahlarının kullanılmaısna izin verilmesidir: “Amerika kitle imha silahlarının kullanımından olabildiğince uzak duracaktır ancak; bu, silahların hiçbir zaman kullanılmayacağı anlamına gelmemelidir. Aksi takdirde bu silahların caydırıcılık değerini yitirmiş oluruz…”  İlginç olan, kitle imha silahlarının ortada kaldırılması için başka ülkelerin işgal edilmesine neden gösterilirken, kapitalist küresel sistem güçleri gerektiğinde ‘kitle imha silahlarına baş vuracaklarını’ çok açık olarak savunmaktadırlar.

Kapitalizm düşmansız yapamayacağına göre, her döneme uygun mutlaka ‘yeni’ bir düşman bulmaları gerekir. Ancak bu kez ‘soğuk savaş’ dönemine benzer, karşıt sınıf güçlerine dayanan doğrudan politik bir düşman kavramı kullanmak istemiyorlardı. Aynı politik kavramları içeren ve küresel kapitalist güçlerin dünyanın her bölgesinde arzuladığı ve istediği zaman saldırı ve işgal gerekçesi olabilecek kriminal bir düşmanın tanımlanmasını istediler. Uluslararası sermayenin ihtiyacına karşılık veren 21. yüzyıl askeri stratejisiyenlerin ‘yeni düşman’ tanımı; ‘küresel terörizm’ oldu. Bu kavramın alanı o kadar geniştir ki, kapitalist sisteme karşı her toplumsal kalkışma, silahlı, silahsız her hareket terör kapsamında görülmektedir.  “2002 yılında, Penatogon tarafından hazırlanan bir raporda, ‘ulus ötesi şiddet hareketleri, halk ayaklanmaları ve bir kısım devletlerin başkaldırısı’ gibi, kapitalist sisteme karşı gelişen eylemler  terörist faaliyetler olarak değerlendirilmektedir.

Brezenski Bush’un yaptığı bir konuşmayı değerlendirirken bu duruma dikkat çekiyor ve ABD’nin bunu bilinçli dolarak tercih ettiğini vurguluyor: “Başkan,  ‘düşmana savaş açmak, planlarını altüst etmek ve onlar ortaya çıkmadan önce en kötü tehlikelerle karşılaşma’ kararını deklare etmiştir. Dikkati çeken bir nokta ise “düşman” sözünü tanımsız bırakmış olması ve böylece keyfi olarak hedef seçmek için mümkün olan en geniş serbestliği sağlamış olmasıdır…”

‘Küresel terörizm’e ve ‘haydut devletler’e karşı uygulanacak ‘önleyici doktrin’in savaş biçimlerinin yoğunlaştığı alanlar Kuzey Afrika’dan Avrasya’ya kadar  geniş bir alanı kapsamaktadır. “…Yeni stratejik hedefimizin Müslümanların hakim olduğu Kuzey Afrika, Basra Körfezi, Orta Asya ve Güneydoğu Asya bölgelerine yayılan ‘istikrarsızlık arkı’ olduğunu söylemek…  bu toplumları ABD’nin tanımladığı ‘kutsal küresel ekonomik imparatorluğuna’ dahil olmasını –onlara göre- engellemek maksadıyla her türlü şiddeti yapacak olanlar arasınki uzun süreli bir çatışmadır. Günümüzdeki bu şiddetin en korkutucu şekli… ‘korku terörü çağıdır.’ Bu uzun mücadelede bu çağda karşılaşacağımız gerçek tehlike, teröristlerin ABD’yi Ortadoğu’nun dışına çekme teşebüslerinden daha fazladır. Daha çok bu, onların Ortadoğu’yu dünyanın dışına çekmek amacıyla artan umutsuz çabalarıdır…”  ABD  ‘haydut devletler’e karşı  savaş açtığını iddai ederken, aynı zamanda Oradoğu’un henüz klasik burjuva devlet biçimlerine dahi sahip olmayan ‘aşiret’ tipi devletler, ABD’nin ve İngiltere’nin denetiminde varlıklarını hala korumaktadırlar. Böylece sorun, Saddam diktatörlüğünü yıkarak yerine demokrasi getirme olayı olmadığı çok açık. Esas amaç, Ortadoğu’nun ABD’nin ‘kutsal küresel ekonomik imparatorluğuna’ dahil edilmesidir. Küresel imparatorluğu gerçekleştirmek için her türlü saldırı meşru görülmektedir. ABD kapitalist sistemin ekonomik ve politik çıkarları için tek taraflı, canı istediği zaman, boşlukta bulunan ülkelere  askeri saldırılara yönelebilir, işgaller gerçekleştirebilir.   
  ABD her hangi bir ülkeye saldırmak için çok özel bir gerekçeye ihtiyaç duymuyor. Hatta her hangi bir ülke ya da gruba karşı komplo yaparak kendi ‘ağına düşürüp’ saldırı için bir gerekçe yaratabilmektedir.  ABD sahip askeri gücünü, dünyanın bütün ülkelerinin askeri gücünde fazla olduğunu öne sürerek, boşlukta bulunan ülkelere tek taraflı askeri olarak müdahale etme ya da işgal etme hakkına sahip  olduğunu iddia etmektedir.  Ortadoğu’dan Avrasya’ya doğru uzanan bölgenin merkeze/küresel kapitalist sisteme dahil edilmesi için, ABD’nin önderliğinde diğer küresel güçlerin ortak bir müdahalesi istenmektedir. Afganistan ve Irak’ta olduğu gibi, çok uluslu askeri gücün kullanılması bilincli politik bir tercihidir. Bu aynı zamanda, bölgenin küresel kapitalist sisteme dahil edilmesi için izlenen askeri strateji bakımından bize somut bir fikir vermektedir. Irak savaşı sırasında  ortaya çıkan bir kısım görüş ayrılıkları giderilmiş olup, bu anlamada ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ kapsamında başlatılan strateji, küresel kapitalist güçlerin ortak planı haline getirildi. Daha önce vurgulandığı gibi bu politik projeye bağlı olarak yürütülen savaş da bölgesel-küresel bir savaştır. Kapitalist sistem temsilcileri arasında savaşın yürütülmesi bakımından devam eden küçük çaplı bir kısım görüş ayrılıkları olmasına rağmen, Irak işgalini oldukça önemsemektedirler. İşgalci güçlerin burada başarılı olması, bölgenin ekonomik ve politik olarak küresel sisteme dahil edilmesi anlamına gelir ki, bu durum uluslararası sermaye için çok ciddi bir gelişme olarak görülecektir. Bundan dolayı, projenin başarılı olması için kapitalist sistem güçlerinin ortak kararı ile ‘yıkım savaşı’ fiilen uygulanmaya konuldu.  Askeri işgalin başarılı olması, Ortadoğu’nun bir bütün olarak  küresel sistem güçlerinin denetimine geçmesi, diğer bölgeler bakımından tam bir model olacaktır.

 “…Amerika Ortadoğu’da bir Büyük Patlama organize ettiğinde, kural dizisi ihracatı için belirli bir izleyici kitlesini hedef aldık. Irak’ın Özgürlüğü Operasyonu, çoğu yönüyle hedeften ziyade ateşleyici olarak hizmet gören, sadece Irak’a değil genel olarak bölgeye bir mesajdı. Büyük Patlama, bu ülke herhangi bir gelecek yaratmaktan zaten vazgeçmiş olan İran’ın “öfkeli çoğunluğunu” hedef almaktadır. Onun reform yönündeki ağır hareketine karşı olan sabrımızm bir sonu olduğunu ve Lübnan’da İsrail’e karşı dönen dolaplardan Şam’ı sorumlu tuttuğumuzu kendisine bildirdiğimiz Suriye’deki Beşşar Esad rejimini hedef almaktadır…Genel olarak tüm bölgeye, dışarıdaki dünya ile ne kadar geniş bağ kurarsanız sizin yanınızda yer alacağız demektedir. Çünkü Ortadoğu, Merkez’e katılana kadar biz asla Ortadoğu’yu bırakmayacağız…”  İşgal güçleri Ortadoğu’da uzun süreli kalacaklar. Bunun bir başka ifadesi işgalin kalıcı olacağıdır. Yada küresel işgal güçlerinin istediği budur. Çünkü Ortadoğu’nun Merkeze/küresel sistemi dahil edilmesi,  uluslararası sermaye için oldukça hayati derecede önemlidir. Bu nedenle ‘Ortadoğu’nun Merkeze dahil olana kadar, Ortadoğu’da ayrılmayacağız’ tezi, Ortadoğu-Avrasya bölgesinde azami kar yoğunluğuyla doğrudan ilişkilidir. Azami karın kontrolünü ABD tek başına sağlayamaz. ABD dünyanın tamamından daha fazla bir askeri güce sahip olmakla birlikte, çok uluslu güç ile birlikte stratejisini uygulamaya koymak zorundadır.  ABD  kapitalist sistemin en güçlü ülkesi olsa da, dünyayı tek başına yönetecek ya da dünya hegomanyasını kuracak bir durumda değildir. Belki askeri gücü buna yeter ama uluslararası ilişkiler bakımından bunun çok zor olduğunu biliyor. Bu nedenle ABD, büyük kapitalist güçlerin onayını alarak  Ortadoğu’da küresel-bölgesel bir savaş  önderlik etmektedir. Bu bir bakıma küresel kollektif sömürgecilik sisteminin uygulanmasının bir başka biçimidir.

 21.yüzyıl sömürgecilik politikasının savaş biçimi olarak ifade edilen ‘Önleyici Savaş’ aynı zamanda ‘Yıkım Savaşı’dır.   “… ABD sadece çok özel durumlarda savaş açar ancak, savaş açtığında tüm ulusal gücünü kullanır. Biz vatanımıza saldıran ya da saldırma tehdidinde bulunan herhangi bir ülkeye ya da devlet dışı organizasyona karşı savaş açarız. Böyle bir savaş benzer fikirdekilere ders olması bakımından tam bir yıkım savaşı olacaktır. Amerika kendi kuvvetlerine ya da diğer hükümet kurumlarına saldıran kişi ve kurumlara karşı savaş açar çünkü bizler böyle saldırıların ülke dışında olduğu zamanlarda bile küresel istikrarı onun garantörüne saldırarak yaralamak amaçlı olduğunu biliyoruz. Diğer bütün ölçüler içindeki tedbirlerin işe yaramadığı durumda, müttefiklerimize ya da bize karşı kullanmak amacıyla kitle imha silahı edinmek isteyenlere karşı önceden saldırı yaparak savaş açarız…Biz dünyanın her tarafında savaş açmaya hazırız ancak bizim odaklandığımız asıl yer Boşluk bölgesidir. Batı yarım kürede Karayip sınırlarında ve Güney Amerika’nın And kısmında her yerde savaş açmaya hazırız… Güney Batı Asya’da diğer adıyla Orta Asya’da ve İran Körfezi’nde savaşa hazırdır çünkü; bu bölgeden akan enerji küresel bağlantının korunması bakımından önemlidir…”   ABD’nin savaştaki hedefleri oldukça geniş olup özel bir sınırlaması bulunmamaktadır. ABD çıkarlarının söz konusu olduğu her yer ABD sınırları olarak görülmekte. Diğer bir ifadeyle ABD’nin çıkarları sınırsız olduğuna göre sınırları da sınırsızdır. Her hangi bir ülkenin iç işlerindeki gelişme dahi, ABD’nin küresel politikasıyla doğrudan ilişkili olduğu için, ilgili ülkenin iç işlerine müdahale ederek doğudan askeri güç kullanmayı kendinden bir hak olarak görmektedir. Kapitalist küresel sistemin ekonomik çıkarlarına ters düşen her hangi bir durum, iç savaş, askeri darbe, kitlesel gösteriler, ekonomik istikrarsızlık vb. küresel askeri müdahalelerin olmasına bir gerekçedir.  Ort Asya ve Ortadoğu’nun bir bütün olarak küresel sisteme dahil edilmesinden sonra, üçüncü dalga Sahra Afrikası olacaktır. Çünkü Ortadoğu ve Avrasya’dan sonra enerji yataklarının yoğunluklu olarak bulunduğu bir bölgedir. Sahra Afrikasının, boşluktan merkeze doğru çekilmesi için, ‘yıkım savaşı’ stratejisi içinde askeri güç kullanımı her an uygulanabilir.

 ________

[email protected]

 

1605790cookie-checkFRANSA’DAN… Ortadoğu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

thirteen − two =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.