FRANSA’DAN… Sistemin ortak simgesi: Türban

Türkiye’de iç politik krize neden olabilecek ‘Türban sorunu’ İslamcı AKP ile milliyetçi MHP tarafından yeniden gündemleştirildi. İslamcı hareketin yaşam tarzı olarak ön plana çıkan ve aynı zamanda siyasal faaliyetin önemli bir alanını oluşturan Türban konusunda meydana gelen her gelişme, politik İslamcı hareketin güçlenmesine nesnel bir zemin hazırlamaktadır.
Boğaziçi Üniversitesi Siyasal Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Binnaz Toprak ve Doç. Dr. Ali Çarkoğlu’nun Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı’nın (TESEV) desteğiyle yürüttükleri bu araştırmada “devlet memuru kadınların ve üniversite öğrencisi kızların isterlerse başlarını örtmelerine izin verilmesi gerektiğini düşünenler % 66,6’dir. Diyanet İşleri Başkanlığı destekleyenlerin oranı % 86,7 ve  % 69,2 ise başörtüsü ve cuma namazı saatleri konularında devletin daha esnek davranmasını istemektedir…” Bu veriler Türkiye’nin toplumsal yapısını anlamak bakımından önemlidir. Politik İslamcı grupların, türban konusunu neden öncelikli bir sorun olarak ele aldıkları ve politik mücadelenin bir aracı haline getirdikleri daha somut olarak anlaşılmaktadır. Başbakan Erdoğan’ın Madrid de çok açık olarak ifade ettiği gibi türban, özellikle tarikatların ideolojik ve politik simgelerinden biridir.

Türbanın politik yaşamanın bir parçası haline getirilmesi, devlet kurumlarında özellikle okullarda-üniversitelerde yasallaştırılması,  devletin izlemiş olduğu dönemsel politikaların bir sonucudur. Özellikle 1980 Askeri darbesiyle, ‘Türk-İslam Sentezi’nin devlet politikası olarak benimsenmesinden sonra, İslami bir simge olarak kullanılan Türban’ın devlet kurumlarından ‘serbest’ bırakılmasına karar verildi.

12 Eylül askeri darbecileri tarafından Başbakanlığa getirtilen emekli Oramiral Bülent Ulusu’nun hükümetinde diyanetten sorumlu devlet bakanı olan Mehmet Özgüneş, kamu personelinin kılık kıyafet yönetmenliğinde yaptırdığı değişiklikle, bakanlık personelinden “dini eğitim gören erkeklerin sakal bırakabileceklerine, kadınların görev yerinde başlarını bağlayabileceklerine” karar verildi. Böylece türban, sadece üniversitelerde değil devletin bütün kurumlarında yasallaştırıldı. Bu ‘yasal düzenleme’ bir bakıma İslamcı tarikat örgütleriyle generaller arasındaki anlaşmaların bir sonucuydu.  

12 Eylül 1980 faşist askeri darbenin lideri Evren de “Türbanlı öğrenciler kalkıp da devlet kuracağız demiyorlar. Ama solcu öğrenciler sol yumruklarını kaldırıp,  ‘tam bağımsız devlet istiyoruz! diye bağırıyorlardı » Evren bu sözlerini 1980’li yıllarda değil, 1990’da söylüyor. Yani İslamcı hareketin Türkiye’de çok ciddi bir gelişme gösterdiği dönemlerde açıklıyor. ‘Laik’ ordu adına, ülke yönetimine el koyan Evren, türbanlı öğrencilere çok açık bir destek sunuyor. Peki, kime karşı? ‘Sol’ öğrencilere karşı.  Evren’e göre sol’cu öğrenciler, ‘yeni bir devlet kurmak istiyorlar’, türbanlı öğrencilerin böyle bir talepleri yok. Bu anlayış aynı zamanında İslamcı hareketin politik stratejisinin devletin çıkarları ile örtüştüğünün bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır.

4 Aralık 1988’de, Doğramacı Başkanlığında toplanan YÖK, disiplin yönetmenliğine ‘yeni’ bir madde ekleyerek ‘türban’ı üniversitelerde yasallaştırdı. Kararda “Dini inanç nedeniyle boyun ve saçlar örtü veya türbanla kapatabilir.”  deniliyordu.  Aynı YÖK, bugün ‘türban’a karşıdır. Peki değişen nedir? Verilerden anlaşılacağı gibi, ‘türban’ devletin politik yönelimine ve dönemsel ihtiyaçlarına göre ‘serbest’ ediliyor ya da ‘yasaklanıyor. Yani sistem, türbana karşı değil. Dönemsel politik koşullara ve sistemin ihtiyaçlarına göre, devlete ait kurumlarda türban’ın kullanımına izin veriliyor.

Kürtlerin iki stratejik düşmanı MHP ve AKP’nin ‘türban’ sorunun çözümüne ilişkin attıkları orta adımın arka planında hiç şüphesiz ki başka pazarlıklar bulunmaktadır.  Onların derdi ‘hak ve özgürlüklere’ sahip çıkmak değildir. Böylesi bir sorunları da yoktur. İç politikada bir araç olarak kullanılan ‘türban’ın yeniden ‘yasallaştırılması’, ılımlı İslam rejimine geçiş sürecinin günlük yaşamdaki belirgin ilk halkasını oluşturacaktır. Bu konuda sistem kurumları arasında henüz tam bir anlaşma sağlanmış değil. Dolayısıyla yeni politik bir krize yol açabilir. Erdoğan’ın son günlerdeki agresifliği de buradan kaynaklanmaktadır. İslamcı güçlerle sistemin diğer kurumları arasında sıkışan Başbakan ve devletin başı olan Cumhurbaşkanı, ortamı yumuşatmak için hangi rüşveti verecekler. Ortada iki rüşvet var: Biri Kürtlere yönelik çok daha kapsamlı bir saldırı, diğeri 301.madde. 

Gokyuzu9@aol.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three × two =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.