FRANSA’DAN… Sİlah ticareti ve Ortadoğu(I)

BÖLÜM-1
AB’NİN VE ABD’NİN SİLAH TİCARETİ MERKEZİ : ORTADOĞU
 
21. yüz yıla girerken, dünya’nın yeniden paylaşılması politikasına bağlı olarak, lokal bölgesel savaşlar, askeri stratejinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır.   Egemenlik mücadelesinin ana merkezini oluşturan Ortadoğu bölgesi, enerji yataklarının önem kazandığı ve azami karın en yüksek olduğu bölge olarak, çatışma alanın merkezinde bulunmaktadır. Ortadoğu’dan Avrasya’ya doğru yayılan bölgede, hegomanya mücadelesi bölge devletlerinin uluslararası ilişkilerini de zorunlu olarak çok yönlü kılıyor. Ekonomik, politik ve askeri alanda bağımlı devletler haline gelen bu ülkeler, uluslararası güçler arasında bir denge oluşturmaya çalışmaktadırlar. Özellikle 1.dünya savaşından sonra İngiltere’nin, İkinci dünya savaşından sonra da ABD’nin ve nispeten de Fransa’nın   desteğiyle ayakta duran ; Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahiren, Katar, SuddiArabistan  gibi petrol zengini ‘yapay’ devletler, uluslararası kapitalist sistemin yeni sömürgeleri olarak işlev görmektedirler. Büyük kapitalist devletler, Ortadoğu’nun zengin enerji yataklarına el koymak için, bu devletleri  desteklemektedirler. Yılllık olarak 300-400 milyar doları bulan petrol kaynaklarının, büyük kapitalist devletlere aktarılması amacıyla, çok yönlü politikalar geliştiren çok uluslu tekeller, petrol gelirlerinin tamamına el koymak için her türlü yönteme baş vurmaktadırlar.  
Bunun en önemli alanlarından biri de silahlanma yarışıdır. Ortadoğu bölgesinde süreklilik kazanan politik istikrarsızlık, büyük silah sanayisine dayanan uluslararası tekeller için muazzam olanaklar yaratmaktadır. ABD, İngiltere ve Fransa silah tekellerinin en önemli silah pazarlama alanı Ortadoğu ülkeleridir. 1950’den günümüze kadar süren tarihsel evrede, bölge cografyasında kesintisizce devam eden İsrail-Mısır, İran-Irak, Suriye-İsrail, İsrail-Filistin arasındaki savaşlar ; Irak’ın Kuveyt’i işgaliyle başlayan 1.Körfez savaşı, Afganistan’ın ve İrak’ın uluslararası kapitalist güçlerin işgaliyle gündemleşen savaş, bölgenin politik ve askeri olarak içerisinde bulunduğu kaosu çok açık olarak yansıtmaktadır.

Ortadoğuda süreklileşen savaşlar ve politik kaos, dünyadaki  politik gelişmelerin ve istikrarsızlığın önemli bir parçasını hatta merkezini oluşturmaktadır. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün(SİPRİ) raporlarına göre; “2001 yılında dünyada 24 büyük silâhlı çatışma oldu. 2000 Yılında bu rakam 25, 1999 yılında 27 idi. Yıllık ortalama 25 çatışma sayısı ile on yılda 250 çatışma…” yaşandı. Aynı tarihsel dönem içerisinde “44 farklı bölgede farklı boyut ve şiddette tam 56 savaş yaşandı. Dünya, 20. yüzyıl içerisinde iki büyük dünya savaşı olmak üzere, bölgesel savaşların da içerisinde yer aldığı 250 savaşa sahne oldu ve bu savaşlarda yaklaşık olarak 110 milyon kişi yaşamını yitirdi.  İkinci Dünya Savaşından sonra, dünya tam 194 savaşa tanık oldu. Bu savaşların hemen hemen tamamı uluslararası kapitalist güçlerin bölgesel alanları denetim altına alarak sömürgeleştirmek ve tek tek ülkelerin zenginliklerine el koymak için doğrudan veya dolaylı olarak yürüttükleri savaşlardır.  Örneğin, “Dünya üzerinde her 60 kişiye bir mayın düşüyor. Bu mayınlarla yarısı çocuklar olmak üzere her ay 2 bin kişi yaşamını yitiriyor. Mayının tanesi 3 dolardan aşağı fiyata mal olurken, yerleştirilen her mayının temizlenmesi için 1000 dolardan fazla para harcanıyor…”

Savaşın ana kaynağını oluşturan büyük  kapitalist devletler savaş sanayisine özel bir önem vermektedirler. Özellikle çok uluslu tekellerin geliştirdikleri savaş silahların uluslararası alanda pazarlanması için devletler doğurdan aktif görev almaktadırlar. Bugün dünyanın belli başlı gelişmis kapitalist ülkelerini tehdit edecek hiç bir askeri güç olmamakla birlikte, ülke savunması adı altında silahlanmaya ayrılan bütçeler, bir çok ülkenin Gayri Safi Milli Hasılası(GSMH)’nın toplamından fazladır. 

7 Gelişmiş Ülkenin Savunma Harçamalarına Ayırdıkları Pay/Milyar Dolar-2001-2004
Ülke / 2001/ 2004
ABD / 399 / 420
Rusya / 65 / 62
Çin / 47/ 62
Japonya / 42 / 44
İngiltere / 38 / 51
Fransa / 30 / 41
Almanya / 25 / 30
İtalya / 16 / 17

ABD dışındaki  6 ülkenin ‘savunma’ harcamalarının toplamı 2001 yılında 263 milyar dolar, 2004 yılında 307 milyar dolar olaark belirlenmiş. ABD nin  2001’de 400 milyar dolar, 2004’de 420 milyar dolar seviyesine çıkmış.  Aynı zamanda G8’leri oluşturan bu ülkelerin 2001 yılı ‘savunma’ harcamaları 2001’de 664 milyar dolar, 2004’de ise  721 milyar dolar düzeyine cıkmış. Gelişmiş  kapitalist 7 ülkenin ülkenin savunması adı altında hem sınırsız bir şekilde silahlanlanmaya yönelmektedirler hem de  dünyanın geri kalan ülkelerine silah satan belli başlı devletlerdir.   2000 yılında dünya genelinde savunma harcamaları 756 milyar dolar iken, 2001 yılında bu rakam 839 milyar dolar, 2002’de ise bir trilyon dolar olarak gerçekleşmiş. Özellikle gelişmiş kapitalist ülkeler silah satıcısı, başta ortadoğu ülkeleri olmak üzere dünyanın önemli bir kesimi silah alıcısı konumdadır. 

Böylece, silahlanmaya yatırılan tirliyon dolarlar uluslararası kapitalist tekellerin kasalarına akmaktadır. Büyük kapitalist devletler, silah ticaretinde gelen paraların akışını düzenlemekte aktif olarak rol almaktadırlar. Orta-Doğu Silah ticareti’ni gerçekleştiren dünyanın ilk üç ülkesi, ABD, İngiltere ve Fransa’dır. Bunları Rusya ve Çin izlemektedir.   Örneğin Fransa’nın 2003’teki silah ticareti 4,3 milyar dolarken, 2004 yılında bu rakam 7,2 milyar dolara çıkmış.  2005 yılında bu rakamın 12 milyar dolara çıkacağı hesaplanmaktadır. ABD 1997-2003 yılları arasında silah ticaretinde sadece Ortadoğu’da değil dünya sıralamasında açık ara ile birinci sırada bulunmaktadır. Almanya’nın son yıllarda uluslararası silah rekabetine katılması için büyük bir yoğunluk içerisinde olduğu görülüyor. Almanya günümüzde 100`ün üzerinde devlete silah satıyor. İsrail, Türkiye ve bütün ortadoğu ülkeleri dışında, Hindistan, Kore. Güney Afrika, Singapur v.s. ülkelerde Almanya`nın silah müşterileri arasında bulunuyor. Çin`e uygulanan silah ambargosunun kalkması için AB bünyesinde uğraş veren iki ülke Almanya ve Fransa olması önemlidir.

 Enstitüye göre, “dünya silah harcamasının %46′ sını yapan ABD’ nin, askeri harcamalarını 2002 ve 2004 yılları arasında yaklaşık %20 arttırmasını”, ‘terörizmle mücadele’ iddiasının arka planında Irak’ın ve Afganistan’ın işgal edilmesi politikası bulunmaktadır. Yine raporda yapılan analizlere bakıldığında, 2003 – 2005 yılları arasında askeri harcamalara 238 milyar dolar ek bütçe ayıran ABD’nin askeri giderlerinin, Çin, Latin Amerika ülkeleri ve Afrika ülkelerinin tümünün toplamından fazla olduğu vurgulanıyor. Silah üretim ve ticaretinin aslan payını da ABD’li şirketler alırkan aynı zamanda dünyadaki bilinen silah üreticisi 100 şirketin 38’i Amerikalı. Bu şirketlerin dünya pazarındaki payı ise %62’dir. ABD’ li 38 şirketin silah satışından aldığı pay 650 milyar dolara ulaşmış bulunmaktadır.

 “Dünya’nın  ekonomik büyüme oranı 2004 yılında % 4,9 olarak gerçekleşirken, bir önceki yıla göre silahlanma ve askeri harcamalar aynı dönem içerisinde  %8 oranında arttı.  Dünyada kişi başına silahlanmaya ayrılan para 162 dolar, ABD’ nin 2004 yılında kişi  başına  askeri harcaması ise 1600  olarak gerçekleşirken Afrika’dan Güneydoğu Asya’ya bir milyar insan günde 1 dolarla yaşamak zorunda kalıyor…”   

ORTADOĞU ÜLKELERİNDE SİLAHLANMA

Ortadoğu bölgesinin uluslararası rekabete konu olmasının nedenlerinden bir taneside silahlanma yarışıdır. Çünkü, Ortadoğu tek başına,dünya genelindeki silahlanmanın yüzde 40’nı oluşturmakdadır. Bu nedenle Ortadoğu ülkelerinin silahlanma çok yönlü analiz edilmesi önem kazanmaktadır. 
 
1.Dünya savaşından beri, politik istikrarsızlığın hüküm sürdüğü Ortadoğu dünya ve bölgesel savaşların merkezlerinden biri oldugu gibi bu gerekçeyle Ortadoğudaki silahlanma dünya ortalamasının çok üstünde bir rakamı oluşturmaktardır. Örneğin,  İran, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin Gayri Safi Milli Hasila’dan silahlanmaya ayırdıkları pay oldukça yüksektir. Petrol gelirleriyle karşılaştırıldığında bu oran çok daha yüksektir

Özellikle ön palana çıkan petrol zengini 5 ülkenin silahlanmaya ayırdıkları pay oldukça yüksektir. Sadece resmi rakamlara ayrılan bu oranın kendisi dahi, Ortadoğu bölgesindaki silahlanmanın boyutlarını ortaya koymaktadır. Bu ülkelerin tabloda belirtilen yıllar dahilinde silahlanmaya ayırdıkları miktar yaklaşık olarak 411 milyar dolardır. Yukarda verilen rakamlar, ilgili ülkelerin açıkladığı ve Birleşmiş Milletlerin verilerine dayanarak açıklanan resmi rakamları oluşturmaktadır. 1980-1985 yılları arasında belirgin bir gelişme eğlimi içerisinde olan silahlanma, 1985-1990 yılları arasında  belli bir denge içerisinde kaldığı anlaşılmaktadır. Sovyetler  Birliği’nin dağılmasından sonra hem dünya genelinde hem de bölge coğrafyasında geçici olarak politik bir rahatlamaya yol açmasının ciddi bir etkisi bulunmaktadır.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün (SIPRI) yayımladığı bir rapora göre “1991 yılında, Ortadoğu ülkelerinin silâhlanmaya ayırdıkları yıllık  miktar 70,7 milyar dolar. Bu oran  1992 yılında 52,2 milyar dolar”  olarak gerçekleşmiş.  “12 Ortadoğu ülkesinin 10 yılda 612 milyar dolarlık askeri harcama yaptı…207 milyar dolarla Suudi Arabistan birinci sırada yer alırken… Kuveyt savunması için 10 yılda 36.2 milyar dolar harcadı…”

1990 yıllı yıllardan sonra kendisini dünyanın tek imparator gücü olarak ilan eden ABD, bölgedeki enerji yatakların tek hakim gücü olmak için geliştirdiği 21.yy bölgesel politikalarını uygulamaya koymak için  2001  yılında Afganistan’ı ve   daha sonra Irak’ı işgal etti. Böylece politik ve askeri çatışmaların merkezine  dönüştürülen Ortadoğu bölgesi, uluslararası tekellerin silah pazarı alanı olmaya devam etmektedir.

1980 yılında ABD’nin yönlendirmesiyle Irak’ın İran’a saldırması sonucu çıkan ve 7 yıl süren savaşta her iki ülkenin ekonomik kaybı yaklaşık olarak 230 milyar dollardır.  Bunun önemli bir kesimi silah alımında kullanıldı.  İrak’ın kimyasal silah sanayisi, Almanya, Fransa, İngiltere ve ABD şirketleri tarafından kuruldu. İrak hava kuvvetlerine ait savaş uçuklarının  önemli bir kesimi Rusya’ya ve Fransa’ya aitti.

Enerji yataklarının merkezi konumunda olan Suddiarabistan, İran ve Irak, silahlanmaya en çok para yatarın ülkelerde ilk sıraları aldı. Suddiarabistan’ın yıllık 40 milyar doları aşan silahlanma politikası nedeniyle bütün uluslararası silah tekellerinin ilgi alanında olan bir ülkedir.  Ortadoğuda silah ticaretinin başını çeken ABD, İngiltere ve Fransa gibi kapitalist ülkeler, başka ülkelere silah satışı için parlementoda ‘karar’ almak gibi bir formaliteleri bulunmasına rağmen,  Suddiarabistan gibi ülkeler için böyle formalite kararlarına ihtiyaç duyulmamaktadır.

Uluslararası politik krizlerin merkezi haline getirtilen Ortadoğudaki silahlanma sadece bu 5 ülke ile sınırlı olmayıp, Kuzey Afrikadan Ortadoğu ve Kafkaslara kadar geniş bir alanı kapsamaktadır. Özellikle enerji yataklarının yoğunluklu olarak bulunduğu merkez ve çevre ülkelerde silahlanma oranı dünyadaki genel  silahlanma oranlarından çok yüksek olduğu görülmektedir.

Kuzey Afrika ve Ortadoğu’nun diğer ülkelerin silahlanmaya ayırdıkları payın yıllara gore oranları dikkate alındığında ciddi bir artış yaşanmaktadır. 1970-2002 yılları arasında bu ülkelerin silahlanmaya ayırdıkları pay yaklaşık olarak 120 milyar dolardır. ABD bakımından son derece önemli bir ülke olarak bilinen Mısır, mevcut ülkeler içerisinde en çok silahlanmaya pay ayıran ülke olarak ön plana çıkmakdadır. ABD bölgesel stratejisi bakımından önemsediği Mısır’a,  her yıl ciddi oranlarda askeri yardım kredisi vermektedir.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri arasında bölgeseler politik dengeler bakımından etkin olan Suriye, Libya ve Cezayir gibi ülkeler silahlanmada ön plana çıkan ülkelerden bir kaçıdır.

Gerek petrol zengini ülkeler gerekse diğer ülkelerde silahlanma yarışının çok korkunç düzeylerde olduğuna en somut örnek yukardaki tablodur. 1970’de, 16 ülkenin genel ortalaması olarak kişi başına düşen askeri harcama 89 dolarken, 2002 yılında bu rakal 372 dolarak çıkmış bulunmaktadır.  Dünya ortalaması 120 dolar, Ortadoğu 372 dolar. Bölgedeki genel silahlanma oranı dünya ortalamasının 3 katından fazladır. Bu oran petrol zengini ülkelerden ise çok daha fazladır.

Askeri harcamaların kişi başına düşen payın en yüksek olduğu ülkelerin petrol zengini ülkeler olması bir tesadüfi değildir. Suddiarabistan, Kuveyt, BAE, Katar, Uman gibi küçük ama ekonomik bakımdan son derece zengin olan ülkelerin kişi başına askeri harcamaları, gelişmekte olan bir çok ülkenin kişibaşına düşen GSMH’dan fazladır. 1990’lardan sonra askeri harcamalarda ciddi bir artış sözkonusudur. Örneğin BAE’de  kişibaşına düşen askeri harcama 1985’de 1.933 dolar, 1992’de 1.024 dolar. 2002’de 1.334 dolarak olarak gerçekleşmiş. Kuveyt’te bu oran 1994’de 5000 dolar civarıyken, 2002 yılında 6.000 dolara yükselmiş. Aynı şekilde S.Arabistan’da 1980’de  3.000 dolar, 2002’de bu oran 1.500 olarak gerçekleşmiş. Ancak bu ülkelerde sağlık ve eğitim alanında kişi başına düşen pay ise askeri harcamaların üçte birinden daha az olduğu görülür.

Petrol zengini Ortadoğu ülkeleri, ABD’nin askeri ablukası altındadırlar. 1990 yılından beri, ABD’nin askeri kuvvetlerinin önemli bir kesimi Körfez bölgesindeki ülkelerde koşullandırılmış durumdadır. ABD, körfez bölgesini fiili olarak işgal eden ABD’nin, askeri harcamalarının önemli bir kısmı söz konusu petrol zengini ülkeler tarafından karşılanmaktadır. 

Bütçe işlemlerinde askeri harcamalar, altyapı ve sivil harcamalardan daha ileri boyuttadır. 1970’den bu yana bölge ülkelerinin Gayri Safi Yurt İci Hasıla(GSYH)’nın yüzde 22’ye kadar çıkmaktadır. Suddiarabistan, Kuveyt, İran, Irak, Suriye gibi belli başlı Arap ülkelerinin GSYH’nın önemli bir kesimini silahlanmaya ayırmaları, tamamen bölgesel politik çıkarlara dayanmaktadır. Uluslararası rekabete konu olan bölgesel iç çatışmalar, uluslararası silah tekellerinin bölgedeki etkinliğini önemli oranda arttırmaktadır. Özellikle petrol zengini ülkelerin petrol gelirlerinin yüzde 30-35’ni silahlanmaya ayırmaları, bölgesel zenginliklerin uluslararası kapitalist merkezlere doğru çekilmesinin bir başka politik yönelimini oluşturmaktadır. Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde silahlanmaya yatırılan pay yüzde 12,8’lere kadar çıkarken, Gelişmiş kapitalist ülkelerde bu oran yüzde 6,3, gelişmekte olan ülkelerde bu oran yüzde 6,2 gerçekleşmiş olması tesadüfü değildir.  Petrol dışında hemen hemen hiç bir ekonomik alt yapısı olmayan, endüstiri ve  tarım ürünleri gibi belli başlı ekonomik alanlarda tamamen dışa bağımlı olan ülkelerin silahlanmaya ayırdıkları oran, gelişmiş kapitalist ülkelerin yaklaşık olarak 2 katıdır. Bu aynı zamanda, bütün ekonomik ilişkilerde ihtalata dayanan zorunlu bir bağımlılığı da getirmektedir. Böylece, kamu hizmetleri dışındaki GSYH’nın tamamı, uluslararası sermayenin merkezlerine doğru akmaktadır.

DEVAMI  VAR…

1605780cookie-checkFRANSA’DAN… Sİlah ticareti ve Ortadoğu(I)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three + twenty =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.